Sizin huzurdan kastınız nedir?

Huzur, bir Filistinli için bombardımansız geçen gündür ve Afrikalı için açlık ya da hastalık yüzünden yaşamını yitirmediği bir gün daha… Sizin huzurdan kastınız nedir?

huzur

Güzel bir gün geçirmeyi diledim. Sonra o gün, güneşli bir gün olsun istedim. Gökyüzü masmavi olsun, tatlı tatlı esen meltem tenimi okşasın. Tertemiz havayı ciğerlerime çekerken, sessizlik eşliğinde kitabımın 171’inci sayfasını okumak istedim. İçecek bir şeyler de olsa fena olmazdı. Mutfağa gidip içecek bir şeyler almak için kitabı bıraktım ve odadan çıktığımda televizyonun sesini duydum. Bir kadın ağlıyordu. Salon kapısından başımı uzatıp televizyona baktığımda, ağlayan kişinin Nablus, Cenin, Şatila ya da Sabra kamplarından birinde yaşayan Filistinli bir kadın olduğunu anladım.

Elbette bu tür görüntülere yabancı değilsinizdir, maalesef ben de herkes gibi aşina oldum. Ancak nerede ağlayan bir kadın görsem ya da duysam, benim için o an Dünya durur. Yakıcı gözyaşları ruhumu eritir, kadının bilmediğim acısına kendi alemimde ortak olurum. İşte bu defa da böyle oldu. Kadın, bir yandan ağlıyor; diğer yandan anlatıyordu. Anlattıkları, bilinen şeyler olmakla birlikte söyledikleri arasında, aniden inen bir tokat gibi ruhuma çarpan şu sözler, kitap okuma isteğimi de baştan beri saydığım güzellikleri de yok etti.

Allah’a şükür, huzurluyuz. Başımıza bombalar yağmıyor.

Loading...

Huzur ve ölüm kusan bombalar… Oysa ben ne çok şey dilemişim. Kadının adeta bombaladığı zihnim gebeymiş de doğum için bu anı bekliyormuş gibi, onlarca soru doğurdu.

Madem ‘huzur’lu, gözyaşları neden? Eşi İsrail askerleri tarafından katledilmiş. Onu böyle ağlatan, yetim kalan çocuklarının içinde bulundukları mahrumiyet midir? Tek derdi sabilerin karnını doyurmak olsa gerek, öte yandan ziyankar insanları düşünüyorum. Gözümde oyuncaklara boğulmuş şımarık çocuklar canlanıyor. Büyüklerinden öğrendikleri üzere hep dahasını, daha iyisini isteyen çocukları düşünüyorum da bu yetimlerin günahı Filistinli olmak mıydı? Bu kadın eski güzel günler için mi ağlıyor yoksa hapsedildiği çaresizliğin altında ezildiği için mi?

Zihnim duman karası bir boşlukta debelenirken, sanki kemikler üzerine gerilmiş siyah derilere sahip insanların coğrafyasında ayılıyorum. Susuzluğun kuruttuğu dudaklarda insanlardan önce umutlar ölmüş. Refah içinde yaşayan dünyayı düşünüyorum. Onların sahip olduğu şeyler yüzünden, buradakilerin çektiği çile ürkütücü. Terk edilmiş Afrika yerde boylu boyunca uzanmış yatıyor. Çocuğu aç, eşi hasta. Berrak suların aktığı nehirlerden, buz gibi sular taşısam diyorum, sonra içimden alçak bir ses “Buna yetecek gücün mü var?” diyor. Uzaklardan gelen bir sese kulak kabartan kurt gibi içimdeki sese kulak kabartıyorum ve alçak değil, çaresiz olduğunu görüyorum. Benliğimde İsmail Gaspıralı’nın sözü çınlıyor:

Millete hizmet etmek istiyorsan, elinden gelen işle başla.

Elimden gelen iş… O iş naçizane, okuyucunun eşlik ettiği bu yazıyı kaleme almak. Bu, ajitasyon kokan bir yazı değil. Ancak hızla geçen zamanın ortasında gönüllere hitap eden bir nidadır. Buyurun! Aç ve tokun; hür ile esirin haline birlikte göz atalım.

Huzurdan Kastınız Nedir 2 - İndigo Dergisi

İtiraf edelim! İnsan bir kuru ekmekle de doyar, mesele eğer doymaksa… Yaşamı idame ettirmek için ihtiyaç duyulan şeylerin sayısı ne kadar da azdır. Halbuki ihtiyaçlar çeşitlenip arttıkça, onlara talip olanın da hayata bağımlılığı aynı oranda artıyor. Mutluluk ve huzur mefhumlarının içini neyle dolduruyoruz? Yazının girişinde benim için ‘huzur’lu bir günün tarifi vardı. Kitap okumayı su içmekle eşdeğer tutanlar bilir ki kitapların maddi külfeti azımsanmayacak boyuttadır. Daha üç gün önce kitaplığıma beş yeni kitap koymuşken, dün onlara sekiz kitap daha ekledim; oysa henüz yarısını bitirebildiğim bir kitabım var. İhtiyaç fazlasına ve özellikle öncelikli ihtiyacı öteleyerek, ihtiyaç fazlasına rağbet ettim.


Şimdi bununla övündüğümü düşünmüyorsunuz değil mi? Bir tarafta içecek su ve yiyecek yemeği olmayan insanlar, diğer tarafta kitap arsızı ben… Ben, kendimden örnekle sizin için soru yolunu sonuna kadar açtım. Yaşamınızın devamı için gerekli olanın dışında neler için kalbiniz ve cebinizden israf ettiniz? Sizi suçladığım ya da israfla itham ettiğim için sormuyorum. Evet, itiraf ediyorum, bunun için sordum. Bu devirde gereğince tamahkar olmak mümkün mü? Sadece örnekler vermekle yetinmek istemedim bana kızmayın, bu defa üstü kapalı mesaj vererek yazının ruhunu esrar perdesi arkasına gizlemek istemedim. O yüzden vermek istediğim mesajı dile getirdim.

Ben hala kendimce sorular ile cevapların raksındayım. Lütfen siz de bana katılın, sizin ‘huzur’dan kastınız nedir?