Evlilik Öncesi “Mazot” Salınımı

Kurnazlığı yeterdi ona, sibop beyinli birine denk gelmezse işi kolaydı.

5 TL’ye boya alıp saç rengini değiştirdi. Kuaför’ünden gelmiş gibi görünmeliydi, Evlendirme Programı‘na çıkacaktıNeyi eksikti ki? 

izdivac-evlilik-evlilik programlari

Televizyonu çok izleme üzerine ihtisası vardı. Her şeyi çok biliyordu.

Argümanı ‘şüphecilik’ti. Haklıydı, canlı yayında insanlar abartırdı.

Vakit kaybetmeden erkek adayın sokma akılla gelen bir sibop beyinli olup olmadığını öğrenmeli,

Yaşa basmamalıydı.

Şişiren tiplerdi bu siboplar. Hanımefendileri kazanmak için abartılı maddiyat bilgisinin kontrollü salınımını gerçekleştiriyorlardı.

Salınım sırasıyla: Önce bir ev, tepki görmezse yazlık; en son kira geliriydi.

Oyun içinde oyun vardı, kurnaz olmalıydı..Karşısındakinin sibop beyinli olduğundan şüphe duyarsa uygulayacağı stratejisi netti: beynine doğru çöktürüp gerçeği ağzından kaçırmasını sağlamalıydı. Mesele doğru soruları sorarak havasını almak’tı.

*

Önce erkek aday söze girdi:pompa

Titizim, iyi biriyim, başak burcuyum dedi.

Devam etti: İşimizde gücümüzdeyiz işte. Gezmeyi seviyorum dedi.

Hanımefendi bir kartal bakışı yaptı. Çok gezmenin parasız olamayacağı şüphesiyle erkek adayın beynine doğru çöktürdü.

-Gezmek için geliriniz ne ki?

-2.500 YTL gelirim var dedi. Adamcağız dürüsttü.

Ya Mazot? diye sordu hanımefendi.

-Mazot mu?

-Mazot işte anla. Asıl ben gezmeyi severim, benim mazot parası nolcek? Aylık 2,5 milyar benim mazotuma yetmez dedi hanımefendi.

Her konuyu yorumlayan, müdavimlerden seçme, orta yaş üstü akil heyet yine öndeydi,

Şüpheciliğin babasıydılar fakat onlarında kafaları karışmıştı:

Benim Mazot masrafım nolcek‘i duyunca önce hanımefendinin alkolik olduğundan şüphelendiler. Yaşadıkları muhitin argo söylemine göre Mazot demlenmek için alınır, alkol anlamına da gelirdi.

Haklıydılar yanılmakta…

2.500 TL ile mazot, alışa geldiğimiz bir ekonomik kıyas değildi. Bu paranın 1785 Simit’e karşılık geldiğini söylese 3 asgari ücretten biraz daha az olduğu kolayca anlaşılacaktı.

Adamcağız da şaşkındı, gündüz vakti resmen mazotu fazla kaçırmış gibi oldu.

Hanımefendi, arabayla gezmeyi sevdiği için mazot demişti, ne vardı bunda? Kıtalar arası planlı seyahatleri vardı; İstanbul’un bu yakasından o yakasına geçiyor, Asya yı ve Avrupa’yı her gün geziyordu…

Adamcağız da evinden işine aslında aynı kıtalararası seyahati gerçekleştiriyordu fakat gezmek için değil; çalışmak, ekmek parası kazanmak içindi.

evlilik-mazot parası

Stüdyo da bir gerginlik oluştu bu mazot parasından mütevellit. Böyle durumlar için hemen bitmeyen bir kurgusu vardı programın:

Arka tarafta baş başa olacakları o çay içme merasimi yok muydu…

Ne kalem dayanır ne kâğıt yeterdi anlatmaya.

Doğada Kadınla Erkeğin ilk buluşması gibiydi. Televizyonu yeni açan biri artık insanlığın kısır kaldığını, çoğalmak için bir ümit, o ikilinin anlaşmasına bel bağladığını sanabilirdi. O kadar önemliydi işte bu seremoni.

Orada içsinler diye Rize‘de çayın 1,5 TL’ye üreticisinden alınıp, markette 15 TL’ye nasıl satıldığı onların konusu değildi. Varsa canlı para bir de tapu işlerine yoğunlaşacak, beleş çayı yudumlayacaklardı.

*

Onlar çay içerken yayın akışı, önde oturan akil heyetin durumu masaya yatırmasıyla devam ediyordu.

Onlar bilirdi:

Beyefendinin bakışından aşkı, hanımefendinin hareketlerinden stresi ölçümleyebildikleri üstün hayat deneyimleri vardı.

Televizyonda sosyolojik ve psikolojik tatbik edilen, çok kötü, olmaz olsun, kayınıyla ilişki, boyu posu devrilsin’ li vakaların alayını izlemiş üstüne bir de aktar dan edindikleri kadar Tıp bilimi ihtisası eklemişlerdi. Biliyorlardı:

Orada konuştukları ham değildi üstelik; tüm olaylar komşularla yürütülen kek, kısır gün’ü planlı toplantılarında bir süzgeçten geçirilerek programa taşınıyordu.

Önde oturan bu akil heyet televizyoncular için de çok önemliydi, şımartırlardı onları:“Sen bize lazımsın” dan sebep mahalleye gönderdikleri ücretsiz personel servis aracı yok muydu…

O servis benim için mahalleye giriyor’ un haklı gururu nasıl anlatılabilirdi?

*

Önce tanışma, arkada çay merasimi, akil seyirci heyeti ve her biri sosyalliğimizin abidesi Sunucularımız;

İyi biliyorlardı,

Duygusaldık. Öyle ki, Dallas dizisinde kötü karakter Ceyar’ın (J.R) yaptıklarına sıkıldığı için düşük yapan hamile kadınlarımız vardı. Kolay etkileniyorduk.

Masumun ve gafil avlananın yanında, gafil avlanacağımızı biliyorlardı.

***

İpin ucu nerede kaçmıştı?

Ne zaman sorgulayacak olsak, en acınası anımızda üstelik;

Müzik yetişiyor, Ankara havasıyla bir beyin afyonlamasına tabi tutuluyorduk.

Acılara; Oturmaya mı geldiniz buraya, haydi kalkın oyuna karşılığını veren bu isimler kimdi?

Tespiti güç, aktörleri birden çoktur elbet.


Peki ne zaman başlamıştı?

Zamanını bilmem ama 1954’de Anadolu’yu şaha kaldıracak o  Köy Enstitüleri kapanmasa,

İyiydi.