Magazinle Çürüyen Toplumsal Değerler

Magazin programları, toplumsal değerleri nasıl etkiliyor? Türkiye üzerinde 2000 yılının başlangıcından beri içten bir yıkma planı var da biz mi göremiyoruz?

magazin kültürü değerler popüler kültürü

Toplumsal Değerler, toplumdaki bireyleri birbirine bağlayan, insanları yakınlaştıran, ortak paydada buluşturan duygu, düşünce ve davranışların tümüdür. Değerler toplumun bireyleri tarafından ihtiyaçlar çerçevesinde oluşturulur. Bireyler zorlu süreç ve yaşantıları değerlerle aşabilirler. Değerler çerçevesinde kenetlenen insanlar zorluklar karşısına tek başına değil, birlik, beraberlik ve aidiyet duygusuyla baş edebilir. Değerler, insanların bu sayede acısını hafifletir, bazen de yükünü omzundan alır. Örneğin; geleneklerimizden biri olan, içinden cenaze çıkan bir evin acısından dolayı yemek yapamazken, konu komşunun 7 gün boyunca o aileye yemek taşıması… Hem destek olduğunu gösterme biçimi, hem de yanındayız, acını paylaşıyoruz, bize güvenebilirsin, biz senin en temel gereksinimin olan yiyecek ihtiyacını karşılarız ifadesidir.

Hele yeni evlenen çiftlerin maddi durumları elvermezken tüm tanıdıkları tarafından evin düzülmesi, nasıl güzel bir gelenektir. Geleneklerimizin çoğu, iyi ve toplumsal bir ihtiyaca cevap vermek üzere ortaya çıkmıştır. Ve toplumu ayakta tutan da işte bu değerlerdir. ‘Eğer bir toplumu yok etmek istiyorsanız içten kültürünü (dili, dini, değerlerini…vb) yok etmekle başlamalısınız’ sözü bu anlamda çok önemlidir.

İşte tam bu noktada paranoyakça davranıp, “Türkiye üzerinde 2000 yılının başlangıcından beri içten bir yıkma planı var da biz mi göremiyoruz?” düşüncesini sorgulayacağım.

Türkiye’de ilk ‘Biri Bizi Gözetliyor’ yarışma programı 2001 tarihinde özel bir kanalda gösterilmeye başlandı. Ülkemizin çeşitli bölgelerinden gelmiş, farklı kültür, eğitim, cinsiyet ve yaşa sahip birçok kişi aynı evde kapalı bir halde yaşamak zorunda kalmış, biz de canlı yayında hatta 24 saat boyunca onların hayatını dikizlemiştik, pardon  izlemiştik. Hatta reyting birincisi yapana kadar izledik. 6 sezon boyunca reytingte hep ilk sıralarda yer alan bu magazin programı, gizlilik, büyüğe saygı, hoşgörü, paylaşma, beraberlik, yardımlaşma gibi değerleri altüst etmiş; yerine bencillik, dedikodu, arkadan konuşma, ikiyüzlülük gibi birçok olumsuz davranışı canlı yayında seyreden halka göstermiş. Halkımız da bu kadar talep ediliyorsa vardır bir şeyler mantığıyla, bu davranışları marifet gibi kapmıştır.

2000’li yıllardan beri hep şikayetçisi olduğumuz “hiç eskiden böyle saygısızlık yoktu, şimdiki gençler ne edep biliyor ne de terbiye” sözünü haklı çıkarmak için olsa gerek, “kol kırılır yen içinde kalır” sözünün tersi yapılmaya başlandı. Herkes diğerinin açığını ortaya çıkarmaya çalışır oldu. Gizli saklı bir şey kalmadığı gibi, her şey ulu orta yaşanır oldu. Kuşak çatışmaları daha da arttı, eski ve yeni arasındaki uçurum büyüdü.

Haaa diyeceksiniz ki sadece bir programla mı oldu bunlar? Tabi ki hayır! Ardından “gelinim olur musun?” adlı programla yeni bir furya başladı. Art arda neredeyse var olan tüm kanallarda gelin adayları eşlerini TV’den seçer oldular. Bu programlarla da aile içindeki değerler yerle bir oldu. Kayınvalide ve gelin düşman taraf, damat kazanılmış bölge olarak açıkça ilan edildi. Tüm evlilik ve aile ile ilgili değerler yerlerde süründü.

“Bu yemeği köpeğime bile yedirmem”


Bitti mi? Hayır!.. Türk halkı için çok önemli bir nimet olan ekmek ve yemek kültürünün de baş aşağı edilmesi gerekti. Bunun için yüzyıllardır süren adetler bir kenara bırakılmalı; onun yerine çiğlik ve patavatsızlık, dobralık /açıksözlülük adına yemek kültürümüzde olmayan davranışlar sergilendi. Geleneklerimizde, tok olsak bile sunulan yemek geri çevrilmez, tadına bakılır ve ‘eline sağlık olsun.’ deyip yenirken, en beğenmediğimiz yemeği yerken dahi suyla yutup ev sahibine belli etmezken, üstelik ‘zahmetler etmişsiniz.’ diye emeği övülürken… Bir anda “Yemekler iğrenç olmuş, ben bu yemeği köpeğime bile yedirmem, yetiştirememiş, içi çiğ kalmış, yeteri kadar sıcak değil, benim damak zevkime uygun değil, kötüydü ağzımdan çıkarmak zorunda kaldım” gibi cümleleri duyar olduk. Herkes birbirinin evine, mutfağına gidiyor, özelini görüyor ve ilk defa gördüğü tanıdığı kişiyi acımasızca eleştiriyordu. Ev sahibi, yemekleri zamanında yetiştirse de bu sefer masa düzeni, örtünün rengi, ev sahibinin konukseverliği, yorgunluğu eleştiriliyordu. Yani her halükarda ev sahibi, eleştiri oklarından nasibini alıyordu. Ancak ertesi gün ev sahibi misafir olduğunda intikamını ağır eleştiri topları ile alıyordu. İşte bu programlarla da misafirlik, konukseverlik gibi değerlerimiz ve yemek kültürümüz zayıflatılmış oluyordu.

“Bizimle değilsin”

Geriye ne kaldı? “Bugün ne giysem?” Eskiden insanlarla giyinmelerine para bulamadıklarında temiz ve ütülü olmasına dikkat ettikleri kıyafetleri günlerce aylarca kullanırken, ‘bu tarz benim’, ‘bugün  giysem’ programlarıyla da “Aslında sen bir hiçsin, kıyafetin görünüşün ise her şey” algısı oluşturulmaya çalışıldı. Bu sayede insanlar daha tüketici ve müsrif oldular. Herkes modayı takip etmek ve ünlüler ne giymiş ise ben de benzerini alıp giyeyim, ama başkası giyerse de beğenmeyeyim, davranışını sergilemeye başladılar. Büyük kardeşten kalan kıyafetleri sevinçle ‘yeni kıyafetim oldu’ diyerek giyen küçük kardeş olarak, ağzımız bir karış açık seyrettik. Babamızın eskiyen gömlek yakasını ters çevirip diken annelerimiz ise ekranın karşısında adeta çıldırdı. Nasrettin hocanın “Ye kürküm ye” sözünü haklı çıkarırcasına yapılan magazin programlarında, ünlülerin kıyafetlerinin “in” ve “out” oluşunu seyrettik. Seyrettik ama bir süre sonra biz de başladık “Bu kıyafetle o palto olmuş mu canım? Aaa, ne rüküşsün” demeye…

Uzun lafın kısası, toplumdaki değişim hızlı ve kaçınılmaz oldu. Eee geldik bu günlere, hala TV kanallarımız evlenme programları, kıyafet programları yapıyorken, Cumartesi sürprizi ile ünlülerin hayatlarını dikizliyorken sen ‘ben değişmedim, hep aynıyım’ deme!..