Toprağa dayalı politikalar

Toprağa dayalı politikalarda maalesef verimli toprak alanlarını gözeten bir yaklaşım sergilenmiyor. Toprağın kısa vadede sermaye sahiplerine getirdiği kazanç önemseniyor. Altın yumurtlayan tavuk kesiliyor.

Toprağa dayalı politikalar

Kazanç her şeyden önemli olarak görülüyor. Daha çok kazanç için daha çok alan verimsizleştiriliyor. Kısa vadede pek bir şeyler fark edilmiyor ama tüm kısa vadeler artık dolmuş durumda ve dünya artık insanlığı ciddi bir biçimde uyarıyor. İnsanlık dünyanın canlı bir varlık olduğunu hala anlayamıyor.

17 Haziran 1995 günü Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Çölleşme ile Mücadele Günü” ilan edilmişti. Aradan geçen 20 yılın sonunda Birleşmiş Milletler 2015 yılını “Uluslararası Toprak Yılı” ilan etti. Bu 20 yıl boyunca pek bir mesafe alınamadığından olsa gerek toprağın önemi yine gözler önüne serildi.

Dünya nüfusu, bazı kaynaklardan bu yazının yazıldığı an itibariyle öğrendiğimiz kadarı ile 7.325.597.626 kişi olarak görünüyor. Durmadan artan bir nüfus var. Hep sabit olan dünya toprakları artan nüfusu beslemekte zorlanıyor. Üstelik yılda 12 milyon hektar tarım arazisi yok oluyor. Toprak ile ilgili yaşanan sorunlar erozyon başta olmak üzere tarım arazilerinin azalışı, toprağın amacı dışında kullanımı, kentleşme, sanayileşme ve madencilik gibi kirliliğine neden olan tüm etkiler, modern tarımın aşırı ve bilinçsiz kimyasal ilaç kullanımı ve diğer etmenlerdir.

Resim1

Toprak mülkiyeti ve kullanım biçimi de sorun teşkil eder hale geldi. Çok uluslu dünya şirketlerinin, az gelişmiş ülke topraklarını kiralayarak ya da satın alarak yaptıkları üretim sonucu ciddi kazançlar elde etmesi ile birlikte kazançları şirket bünyesinde büyürken az gelişmiş ülkeler açlık, yoksulluk ve sefalet içinde yardım bekliyorlar.

Uluslararası toprak yılı nedeni ile ülkemiz ve dünyanın pek çok yerinde etkinlikler düzenleniyor. Konunun önemi anlatılıyor ve bilinçlendirme çalışmaları yapılıyor. Tema Vakfı’nın değerlendirmesine göre, ülkemizde erozyon her yıl kişi başı yaklaşık 70 dolar, dünya çapında ise 490 milyar dolar zarara yol açıyor.

Dünya nüfusu her geçen gün artıyor ve nüfusun gıda ihtiyacını karşılayabilecek tek temel varlık olan toprak ise azalıyor. Gelişmiş ülkelerde kişi başına düşen tarım arazisi, 1960’ta 7 dekar iken 2008’de 4,6 dekara kadar düştü, 2050’de ise 4 dekara kadar gerileyeceği tahmin ediliyor.

Gelişmekte olan ülkelerde ise durum şu şekildedir: 1960’ta 3,35 dekar iken 2008’de 1,86 dekar oldu, 2050’de ise 1,39 dekara düşeceği tahmin edilmektedir. Kentleşme bu hızla sürdüğü takdirde ise 2050 yılında 170 milyon hektar toprağın daha şehirlerle örtüleceği öngörülüyor.

Alman ‘Heinrich Böll Vakfı’, dünyadaki toprak durumu, tehditler, mülkiyet yapısı, amaç dışı kullanıma açılması gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir çalışma yaparak 2015 yılı Toprak Atlası’nı yayınladı. Almanca ve İngilizce olarak yayınlanan Atlas, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından Türkiye’nin durumu, güncel veriler eklenerek Türkçe olarak da yayınlanmıştır.

Resim2

Yaklaşık 20 yıldır toprak erozyonu ile mücadele için toprağı işlemeden tarım tavsiye edilmektedir. Bu yöntem, tohumun hasat sonrası, toprağı sürmeksizin, doğrudan ekilmesi anlamına gelmektedir. Uzmanlar bu yöntemi “koruyucu tarım” ya da “sıfır toprak işleme” olarak isimlendiriyorlar.

Toprak sürülmediğinde ise yabani otlar, asalak ve mantarlar çok daha hızlı bir biçimde üreyebiliyor. Dolayısıyla işlemesiz tarımda yabancı otları öldürmede veya normal gelişimini önlemede kullanılan kimyasal maddeler çok fazla şekilde kullanılıyor. Bu durum ise tarım kimyasalları endüstrisi ve genetiği değiştirilmiş tohum üreticileri için çekici bir pazar imkanı yaratıyor.

Toprağa dayalı politikaların gerçekten toprağın lehine dönüştüğü bir düşüncenin hayalini kurarak topraktan gelip tekrar toprağa dönen insanlığın toprağı sevmesini temenni ediyoruz. Temennimiz hem insanlığın hem de dünyanın lehine bir düşünce. İnsanlık dünyayı düşündükçe dünyada eskiden olduğu gibi engin bereketini yine insanlığa verecektir. İnsanlık eğer dünyayı hem toprağıyla hem de taşıyla sevmediği takdirde ise yok olup gidecektir.

Türkiye’nin gençlik politikası var mı?