Cihad’dan Anladığım Savaş

Işıkla karanlığın savaşı nasıl olur?

Her yeri ışıkla doldurmakla her yeri karanlık kılmak arasındaki ‘savaş’… Elbette ışık, karanlığı aydınlatmak için ışık olarak kalmalıdır, karanlıkla karşılaştıkça daha kuvvetli ve daha kuvvetli ışımalıdır. Karanlığınsa tek umabileceği, ışığı kuşatıp umutsuzluğa düşürmek, yutup kendisine dönüştürmektir.

savaş

“Önemli olan, karşılaşılan sorunun kendisi değil, ona karşı ne tepki verildiğidir” 

İşte evrimin anahtarı. İşte sevgi yaratmanın fırsatı. Zahirde görünen her ‘sorun’, işte bu ebedi savaşı vermek için bir fırsat aslında. İçteki o cihadın gerçekleştiği, ışığı mı yoksa karanlığı mı yaratmak arasında bir seçimin yapılacağı birer cephe hepsi. Kılıç kuşanıp saldırıya, karanlığın yöntemiyle cevap vererek karanlığa mı dönüşmek, yoksa ışığın kılıçla kesilemeyeceğine güvenerek ışık olarak mı kalmak. Benim Cihad’dan anladığım budur.

Varlıkta Cihad ile Evrim

Yoksa değişim nasıl mümkün olabilir? Gelişmeyen bir varlık için yaşamanın anlamı nedir ki? Varoluşun gelişim yolculuğunda her birimize rol düşer. Hepimiz bu cihadın savaşçısıyız ve verdiğimiz her karar, söylediğimiz her söz önemli.

Dünyanın nasıl olmasını istiyorsak, başta kendimiz öyle olmalıyız. En azından bunun için mücadele etmek, kalbimizi saflaştırmak için çaba göstermeliyiz… Karanlığın silahı olan duyguların esaretine düşeceğimiz anlarda durup farkına varmak ve bir sonraki hareketimizin kaynağını bu duygu yerine özümüzden almak… Daha başka ne yapabiliriz ki zaten şu hayatta, bu dünya için, sevdiklerimiz ve kendimiz için?

Fiziksel varlığımız, duygu bedenimiz, zihnimiz, ruhumuzla, tüm mevcudiyetimizle ve hayatımız boyunca vereceğimiz yegane ‘savaş’ bundan başka ne olabilir ki?

İnsan sayısı kadar cevap olabilir elbette bu soruya, bu sadece bir bakış açısı. Ama bu en azından bir cevap.

cihadOkyanustaki bir damlanın evrim adına verdiği bu çaba önemsiz gözükebilir. Koskoca okyanus zifte bulanmışsa, bir tanenin arınma çabasını anlamsız diye nitelendirebilir insan. Ama bu yalnızca bir abartı. Evet kirli denizler var ve aşağı yukarı sürekli hakkında bahsedildiğini duyduğumuzda bunlar olunca, insan ister istemez tüm resmi bundan ibaret sanabiliyor.

Korku dolu dünya manzarası

Gazetelerde, haberlerde devamlı izlediğimiz korku dolu dünya manzarası bu algıyı yaratıyor. O anda gaflete düşüp besberrak koca okyanusları, doğanın daima kendini iyileştirdiğini, saf ışık dolu ruhlarla devamlı dünyaya gelen çocukları unutuyoruz.

Bu gaflet anı, işte tam olarak karanlığın ışığı kuşatıp onu umutsuzluğa düşürdüğü ve ışığın ışık olmaktan vazgeçip karanlığa dönüşme seçimiyle karşılaştığı an.

Gerek fikir ve söylemlerimiz, gerek eylemlerimizle intikam adına, gördüğümüz hoyratlığa başvurduğumuz an. Ve aynı zamanda buna bir dur deyip, çığ gibi büyümekte olan karanlığa direnebileceğimiz, umut ve sevgi dolu kalmayı seçebileceğimiz an… İçine çekmeye çalışan göz karartıcı duyguların girdabına karşı güçlü kalıp ışığı tercih edebileceğimiz an.

Okyanusta sadece birer damla olabiliriz, ama okyanusun tamamı damlaların toplamından meydana gelir zaten.

Yakın zamanda Gandi hakkında yapılan 1982 yapımlı filmi izleyene kadar onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Sadece şu meşhur sözü; ”Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol.” Bu sözün böylesine bir hikayeyle desteklendiği hayal bile edemezdim. Hatta tüm iyimserliğimle bile, sadece bunu yaparak yarattığı değişimin başarılabileceğine ne kadar inanırdım, şüpheli. Hala izlemediyseniz sevinebilirsiniz, çünkü bu karşınızda henüz açmadığınız bir hazine duruyor demek. Hayranlıktan coşup sarsıla sarsıla ağladığım bu film, burada bahsettiğim konularda büyük bir kanıt olan bir yaşamın ve ulusun hikayesi.

Savaş ve Günlük Hayatta Biz

Peki burada söylediklerim günümüz savaş durumlarında neye tekabül ediyor? Bilmiyorum, siz neye yorarsanız ona… Her damla için başka bir şeye… Şahsen, en başta bakış açımız ve niyetimizde bir değişimin müthiş bir fark yaratacağına inanıyorum.

Sadece savaşları yaratarak insanlara acı çektirenlere kahrolsun diye beddualar etmek yerine, ruhlarının ışığı kucaklaması için dua etmek dahi çok önemli. Çünkü “kahrolsun” dedik ve kahroldular, bu yüzden daha çok kahrettiler, kahrolduk…

”Elimizde bu güç olsaydı onlara ne yapardık?” sorusunun cevabı çok önemli, çünkü bu içimizdeki Cihad’da nerede olduğumuzun, aynı zamanda dünyaya hangi düşüncelerin ve duyguların tohumlarını ektiğimizin bir göstergesi. Bu yüzden onlar için şöyle bir dua etmek müthiş değerli:


Bunu yapanların kalplerine ışık dokunsun; insana, yaşama karşı sevgi yeşersin; barışa ve huzura hasret düşsün; değişim için inanç ve cesaret gönüllerinde insanın masumiyetine dair kalan ne varsa sulayıp büyütsün.

Çünkü inanıyorum ki gerçekleştiği takdirde dünyada güzelliğe doğru bir evrim yaratacak olan duadır böylesi. Ama tabi bu sadece bir damla fikir. Seçim herkesin kendine ait. Doğru ya da yanlış seçim diye bir şey olmasa da, dilerim ki tepkilerimiz bir kapılma yerine seçim olur.

Bu yazıyı, doğru olduğuna inandıklarını yaparak ve özüne sadık kalarak bir ülkenin kaderini değiştiren Gandi’nin sözleriyle bitirmek istiyorum:


  • gandiSevgi dünyadaki en incelikli güçtür.
  • Sevgi insanlığın, şiddet hayvanlığın kanunudur.
  • Sevgi her zaman ıstırap çeker, hiçbir zaman ne gücenir ne de intikam almaya çalışır.
  • Göze göz, dişe diş düşüncesi bütün dünyayı kör edecek.
  • Zayıf insanlar affedemezler. Affetmek güçlülere has bir özelliktir.
  • Sıkılmış yumruklarla el sıkışamazsınız.
  • Cesur ve darbe almaya hazır olursan, saldırıyla cevap vermez ama pes de etmezsin. Bunu yaparsan, insanın doğasında ortaya çıkan bir şey sana olan nefretini azaltıp saygısını artırır.
  • Şiddet karşıtlığının ürettiği güç kesinlikle insan yeteneğinin icat ettiği tüm silahların gücünden üstündür.
  • Güç fiziki kapasiteden değil, boyun eğmeyen iradeden gelir.
  • Hayatta yaptıklarınız önemsiz olacaktır; ama önemli olan onları sizin yapmış olmanızdır.