Faşizmin Kökeni: Beyaz Bant

Beyaz Bant, Dünya’nın savaşla yoğurulmuş bütün dönemlerinin hangi zihniyetle filizlendiğini laboratuvar inceliğinde ortaya koyuyor.

das weiße band - the white ribbon - beyaz bant - michael haneke

[divider]

DAS WEISSE BAND / THE WHITE RIBBON / BEYAZ BANT

YÖNETMEN: Michael Haneke

SENARYO: Michael Haneke

YAPIMCI: Stefan Arndt, Veit Heiduschka, Margaret Menegoz, Andrea Occhipinti

GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: Christian Berger

YAPIM YILI: 2009

ÜLKE: Almanya

OYUNCULAR: Christian Friedel, Ernst Jacobi, Leonie Benesch, Ulrich Tukur, Ursina Lardi, Fion Mutert, Michael Kranz, Burghart Klaußner, Steffi Kühnert, Leonard Proxauf

[divider]

Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Almanya’nın kuzeyinde yer alan Protestan bir köyde tuhaf olaylar gelişir. Atıyla evine dönen köy doktorunun, iki ağaç arasına gerilmiş ince bir tele takılıp düşmesi, yaşanılacak tuhaflıkların başlangıcı olur. Doktor yaralanır. Teli kimin taktığı bulunamaz. Tuzağı kuran kişinin uzakta olmadığı tahmin edilir.

İlerleyen günler, benzer tuhaf olaylara gebedir. Faili bulunamayan eylemler, köy sakinlerinin huzurunu kaçırır.

beyaz bant - michael haneke

Michael Haneke, diğer filmlerinde olduğu gibi insan doğasının kötücül tarafına eğiliyor. Öncelikle Haneke’nin, filmi neden siyah beyaz çekmek istediğine dair görüşlerine yer vermek daha doğru olur:

Genellikle tarih filmleri izlediğimde, hikâyenin doğru olduğunu bilmeme rağmen inanmakta zorlanıyorum. Bunun nedeni; görsel hafızamda bu zamanların gerek var olan videolar, gerekse resimlerden dolayı zihnimde siyah beyaz ile ilişkilendirilmiş olması. Başka şekilde hayal etmem nasıl mümkün olabilir? Ayrıca siyah beyazı seviyorum ve bu fırsatı bir neden olduğu zaman kaçırmam.

Kent ya da kırsal, bir toplum nerede olursa olsun bulunduğu yere, iktidar kurma isteğini beraberinde getirir. Haneke’nin yarattığı Alman köyünde iktidar kurma çabası kimi zaman din, kimi zaman eğitim, kimi zaman gelenekler bahane edilerek karşımıza çıkıyor. Bu çabanın en tepesinde tanrı figürü olan babalar bulunmakta. Kendi gerçek suçlarını halının altına süpüren, çocukların çaresizliğinden yararlanan, kadınların kırılganlığını fırsat bilerek psikolojik üstünlük kurmaya çalışan, korku imparatorluğu yaratan, katılığın sembolü babalar…

Haneke, Michel Foucault’un “İktidar her yerdedir” sözünü hatırlatırcasına insanların iktidar kurma isteklerini sorgularken gelenekleri eleştirmekten geri durmuyor. Gelenek adı altında çocuklara ceza veriliyor. Çünkü iktidar kurmak için sevgiden çok itaat önemlidir. Toplumu kontrol altına almaya yarayan itaat üzerine kurulu sistem, toplumu içten içe katlediyor. Öç alma, nefret, kin gibi duygular daha fazla körükleniyor.

Dünya üzerindeki her ev birer kapalı kutudur. Haneke suç ve ceza konularını ele alırken bu kapalı kutunun kapısını göstererek içeride yaşananları (Cezalandırmaları) seyircinin hayal gücüne bırakıyor. Cezalandırmaya giden sürecin öncesi ve sürecin getirdiklerine odaklanmayı tercih ediyor.

Çocukların koluna masumiyet adına takılan her beyaz bant, çocukların cezalandırılışı değil, ebeveynlerin masumiyetlerini kaybedişidir. Çocuklarından sevgilerini esirgeyen, ödüllendirme yerine cezalandırmayı tercih eden ebeveynlerin yetiştirdiği çocuklar büyüyeceklerdir. 20 sene sonra Hitler’i iktidara getirecekleri gibi onun ordusunda ve partisinde yer alacaklardır. Çocukken kendilerine takılan beyaz bant gibi Yahudilere zorla kolluk takacak, masumiyetleriyle beraber insani erdemlerini de yitireceklerdir.

beyaz bant2 - michael haneke

Beyaz Bant; Almanya’nın kültürünü oluşturan, İkinci Dünya Savaşı sonrası artan, her daim övülen, itaate dayalı disiplin kültürünün kökenini göstermekle kalmıyor. Dünyanın her yerinde çocuklar gelenek, din ya da başka ideolojiler bahane edilerek yetiştiriliyor. Bunun sonucunda çocuklar büyüdüğünde ırkçı, faşist ya da yobaz oluyor. Gelenekten biraz farklı olan, düşünen, sorgulayan, hakkını arayan insanların marjinal yaftası yemesi ise kaçınılmazdır. Bizim ülkemizde de sıkça görülen bir durumdur: Nerede hakkını arayan haklı biri olsa, haksız kişiler tarafından “Bunlar marjinal sol grup” diye kategorize edilir (Marjinal olmayan, gayet düz olan diktatörler sanki dünyayı bataklığa sürüklememiş gibi). Beyaz Bant, evrenselliğini bu damardan alıyor.

Haneke, Beyaz Bant’ta yönetmen olarak ustalığını perçinliyor. Filmin konusunu yavaşça ilerletip derinleştiriyor. Başarılı mizansen ve kadrajlarla Ingmar Bergman filmlerindeki gibi bir atmosfer yaratıyor. Filmin siyah beyaz çekilmesi bu atmosferi besliyor. Haneke, oyuncu yönetiminde de son derece başarılı performanslar alıyor. Çocuk oyuncuların performansları yetişkinlere nazaran daha ön plana çıkıyor.

62. Cannes Film Festivali’nde En İyi Film (Altın Palmiye) ödülünü alan Beyaz Bant, 2000’li yılların en iyi filmlerinin arasında olmasıyla beraber Haneke’nin de en iyi filmi.

Fragman