Flaş! Perde Arkası

Son dönemde gösterilmek istenen portre; çok sesli bir meclisin, ülkeyi eski günlerine geri döndürdüğü ve tek partili AKP imparatorluğuna muhtaç kalmaktan başka çare yokmuşcasına sıralı ölümler…

tek partili türk askeri şehit hakkari van tek partili akp hdp seçim pkk terör tek partili

Tek partili AKP iktidarına muhtaç bırakma çabaları

7 Haziran tarihinden itibaren ardı arkası kesilmeyen intikam oyunu kaos içinde devam ederken, olan cana oluyor. Erken Seçime giden Türkiye, siyasi hayatında, koalisyon kuramayan partinin tekelinde toplanmışcasına kararlar alınarak yönetilmeye devam etmektedir.

Seçimin intikamını alırcasına yapılan çalışmalar ve yine tek partili döneme itmek için yaratılan sahneler yanlı medya aracılığı ile Türkiye ve uluslararası kanallara sıçramaktadır.

Gösterilmek istenen portre ise çok sesli bir meclisin ülkeyi eski günlere geri çevirdiği ve tek partili AKP imparatorluğuna muhtaç kalmaktan başka çare yokmuşcasına sıralı ölümler…

Seçilen manşetin ana fikri ise; “Davutoğlu’nun temsili Başbakanlık yaptığı dönem içinde başarısızlığa uğrayan koalisyon çalışmaları ve ülkenin can güvenliğinin sağlanamaması sonucu ülke kanıyor!” imajıdır.

Özne olarak işaret edilen örgüt isimleri ise kışkırtıcı bir hal almakta ve canı kan ağlayan ailelerin yasını tutamayacak kadar kirlenmiş bu siyasi oyunun gözü kara çalışmalarına devam etmesi artık tüyler ürpertmektedir.

Derinleşen bu kaos ortamı, Türkiye’yi siyasi ve ekonomik başta olmak üzere her kanalda geriye ve karanlığa çekmektedir.

Görmemek istediğim gerçekler ile yüzleşince, komplo teorileri ile dolu bir beyin ile mücadele etmek zorunda hissediyorum kendimi.

Türkiye’m, terk ederek değil! Bütünlüğünü koruyarak. Fakat bireysel olarak acıların sırası ile başımıza gelmesini bekleyerek değil, “Sana gelen bana gelmiştir” diyerek. 

İktidar hırsı ve kaos ortamı arasındaki ilişki

Bir ocağın daha ateşi sönmeden birleşmenin zamanı bugün değil mi?

Oyunlarda kaybedilmesi önemsiz piyonlar olmadığımızı göstererek dik bir şekilde karşı tarafa yürümeyi devam ettirmenin tam zamanı şimdi değil mi?

Geçici Hükümet’in, iktidar hırsı ile dolu bu intikam oyunu, kendi ayağına dolanabilir!

Dün bir ailenin delikanlı oğlunu askere yollarken izliyordum ki aklıma Başbakan Davutoğlu’nun şu sözü geldi:

“Evlatlarımızı da kendimizi de feda etmeye hazırız!”

Burak Erdoğan’ın neden askerlik yapmadığı sorusuna, özel hayatın mahremiyeti sebebiyle cevap veremeyecek olması beni tatmin etmiyor.

“Balık baştan kokar!” diyor ve devam ediyorum ki “Sen kimin evladını feda ediyorsun?!”

Çeşitli operasyonlar düzenleyerek yaptığın bu çalışmaların faturasını halkın gözünde kime kesmeye, sorumluluğu kime yüklemeye çalışıyorsun?

Herkesin bildiği bir efsane ile devam etmek istiyorum:

Romanın kahramanı, tıp öğrencisi Victor Frankenstein; hastalıklara son verebilmek için insanı yeniden yapmayı, böylece ölümsüzlüğe ulaşmayı istemektedir. Deneyleri sonucunda yaşamın sırrını keşfeder ve bunu üstün bir insan yaratarak kullanmaya karar verir. Çeşitli mezar ve mahzenlerden topladığı ceset parçalarını bir araya getirir.


İnsan vücudunun karmaşık parçalarıyla uğraşmanın zorluğu yüzünden 2.50 metre boyunda ve buna orantılı bir genişlikte üstün bir insan yaratmaya karar verir. Galvanizm, simya ve elektrik gücünü kullanarak aslında isimsiz olan ama okuyucuların kendi adıyla, Frankenstein olarak bildiği ucubeyi yaratır. Fakat ondan memnun kalmaz ve kaçar. Yaratık ise kendisini yaratanı tanıyordur. Babasını bulup, ondan hesap sormak ister. Babasından bir eş ister. Yalnızlığı arttıkça acımasızlaşır ve kendisini yaratandan korkunç bir şekilde intikam almaya girişir.

Önce Dr. Frankenstein’ın en küçük kardeşini öldürür. Açılan bir dava sonucunda diğer kardeşi ise suçlu bulunur ve idam edilir. Dr. Frankenstein daha bu vicdan azabını çekerken, Elizabeth’le evlendiği ilk gece Elizabeth de canavar tarafından öldürülür. Bunun üzerine canavarı yok etmek üzere peşine düşerek sonunda Kuzey Kutbu’na ulaşır. Kutup kaşiflerinden Kaptan Robert Walton tarafından kurtarılıp onun gemisine alınır. İyice yorgun düşen Victor Kaptan’a hikayesini anlattıktan sonra ölür. Birkaç saat sonra Kaptan Walton canavarı yaratıcısının cesedinin üzerinde ağladığını görür. Canavar ona yaşamından nefret ettiğini, vicdan azabından kurtulmak için kutbun uzak bir köşesinde kendini yakacağını, başka biri daha benzer bir canavar yaratmasın diye bedenini yok edeceğini söyler. Daha sonra yüzen bir buz parçasına atlar ve karanlıkla sisin ardında gözden kaybolur. Ölüp ölmediği ise belli değildir.

“Madem beni sevmeyecektin, beni neden yarattın?”