Muhalif Korkular

“İnsan hayatının ölçüt olmaktan çıktığı yerde, artık hiçbir şeyin ölçütü kalmamış demektir…” Elias Canetti’i bu yargıda bulunurken, Yeni Türkiye’nin bu kesinleme doğrultusunda kaosun kapılarını açacağını elbette bilmiyordu.

Muhalif Korkular

Ülke ölçüsünü kaçırmak üzere, tamam doğru, fakat ya diğer coğrafyalar? İçinde bulunduğumuz ve köprü olarak kullanıldığımız coğrafya gerçekten kaderimizi mi belirliyor veya zengin kuzey ülkelerinin/emperyalizmin oyuncağı olmaya yazgılı mıyız?

İki seçenek karşısındayız; ya hamaset edebiyatının diplerinde oturup kendimize ağlayacağız ya da sorunu, acıtacağını bile bile ortaya koyup denklemi çözme yolları arayacağız.

Sorunu tekten tüme giderek veya tümden teke indirgeyerek çözebilir miyiz? Öncelik mezhebimizin, kökenimizin, dilimizin dışında vatandaş kimliği ile ilgili mi olmalıdır?

Yaşama, Eduardo Galeano’nun ‘Ayna’sından baktığımızda yanılmayacağız: “Barış ve adalet haykırarak doğan yirminci yüzyıl kanın içinde boğulmuş olarak öldü ve bulduğundan çok daha adaletsiz bir dünya bıraktı arkasında. Yine barış ve adalet haykırarak doğan yirmi birinci yüzyılda önceki yüzyılın izinden gitmekte!” Tehlikeli rüyaların, tutulmayan vaatlerin ve kırık umutların yanında, çoğalan ölümlerin de ‘Ay’ a gittiğine inandırılacağız hep!

Suruç ile başlayan bir şiddet ülkeyi kan uykularına sürüklemektedir. Akşam televizyonlarımız, sabah gazetelerimiz de kahramanlık destanlarını okumaya başladık; akacak kanın çetelesini tutuyoruz atılan bombaların cehenneminde!

Devrimci olduğunu iddia eden gruplar, örgütler kalleş pusularının haklılığına inandırmaya çalışıyor acıdan başka duyguyu hissetmeyen Kürt/Türk analarına. Karşılığını verdiğini sanan ve yaptığı eziyetin haklı bir mücadele olduğuna inanan polis memuru, yere yatırıp kelepçelediği emekçilere: “Ne yaptı lan size bu devlet” diye sorabilmektedir. O hain soru ve çelişki arasında bırakılan, etnik kökeninden dolayı ötekileştirilen halk, tekrar devlet terörü ile yüzleşmek zorunda bırakılmaktadır.

Devlet dediğimiz kurum Allah inancı gibi sunulmakta insanlara, gözle görülmeyen, hissedilmeyen ama varlığı kesinlik kazanan bir büyük güç!

Örnek vatandaşların iyi bir Müslüman olduğu gibi iyi bir muhbir olabilmesi için de kendisine görevler verilmektedir. “Benim muhtarım hangi evde kim var? Gelecek, gayet uygun ve sakin bir şekilde kaymakamına, emniyet müdürüne bildirecek.” Muhalif kim varsa tehlikeli ve potansiyel suçludur artık, kimse kendini güvende hissetmeyecektir!

Devlet gücünün tanımını, 7 Haziran seçimlerinde kaybettiğini kabullenemeyen siyasi iktidar, ‘Tek Adam’ üzerinden güncelledi. Halkın iradesine ipotek koyan ve asıl hedefi olan 2023 devrimini gerçekleştiremeyen bir iktidar umudunu Tek Adam’ın vizyonuna bağladı.

Muhalif siyasetin söylemlerini ve eylemlerini tartışmanın ötesine götürmenin zamanı gelmedi mi? Gücün karşısındaki muhalif teslimiyet, halkın karşısında sadece mazeret üretmeye yarayacaktır. Yaratılmaya çalışılan kan/rant seçiminde halkın alacağı tavrın ne önemi olabilir?

Türkiye’de ve küresel ölçekte mağlubiyetini, sadece kendi sorunları ile sınırlamak zorunda kaldığını hisseden muhalif güçlerin Türkiye’de bir dönüşümü/değişimi gerçekleştirebilmeleri zordur.

Türkiye’de siyaset, sadece toplumdan kopuk bir dil benimsediği için küçümseniyor ya da başarı şansı yakalayamıyor değil; yedi Haziran seçimleri muhalifleri korkuttu! Gücü almaya hazır değildiler ya da istemiyorlardı.

Her türlü baskılama, susturma siyasetlerinin hedefi her zaman hoşnutsuz kitleler oldu! Şimdi hoşnutsuzların umutları nasıl kararmakta gözlemlemekteyiz. Milliyetçilik sarmalına tutunarak kitlesini aldatan/yalnızlaşan ya da teröre bahaneler arayan muhaliflerin yanında, Cumhuriyet tarihi ile yaşıt olanı halen tatlı su’da balık avlamanın peşindedir.

“İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili oldular. Fakat, cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri henüz zaptedilmemiş, bütün tersanelerine girilmemiş, bütün orduları dağıtılmamış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmemiştir!”

Yarım kalan amaçlarını gerçekleştirmeliler, çünkü yenileceklerinin farkındalar!

 

Önceki yazıErasmus Nesli
Sonraki yazı1969 Woodstock: İsyanın Sesi
Hayat, sadece biyografik bilgilerimizin çoğalması için yaşadığımız anlardan ve kariyer için oluşturduğumuz '' CV'' lerden ibaret değil diye düşünüyorum. 2010 Yılında bir suçtan dolayı 6 ay kadar tutuklu kaldım ve yaşamın anlamını 180 gün boyunca sorguladım, tutsaklığın dört duvarla sınırlı olmadığını öğrendim, düşünce sistemimde ve yazdıklarımda sınırlama olmamasına ve herhangi bir konuyu tabu olarak kabul etmemeye çalışıyorum. Bu büyük bir mücadele, gelişim, dönüşüm uzun bir yol ve bu yola gönüllü çıktım.