Şehit Yakını Olmayı İster miydiniz?

Türkiye’de ulusal, siyasal, sınıfsal, dinsel ve askeri nedenler ve amaçlarla gerçekleşen ölümlerin karşılığı “şehit” olmaktır. Bu noktada sormamız gereken, kime göre şehit, nasıl şehit?

Hangi ölüm kutsaldır? şehit
Hangi ölüm kutsaldır?

Gün geçtikçe önemi düşecek, hatta görmezden gelinecek şehit haberleri, üzerimizde yeniden onarılmaz travmalar yaratacak şekilde medyada yer almakta ve kahramanlık edebiyatının yaratıcıları kitle üzerinde kirli algı operasyonunu başlatmaktadır! “Ey bu topraklar için toprağa düşen, bir karış toprağın var mıydı yaşarken?” Ataol Behramoğlu’nun dizelerini, son zamanlarda kahramanlık ve tekrar yüceltilen şehitlik kavramının yeniden yaratılmaya çalışılan algı doğrultusunda anımsamamak elde değil. Ölümü kutsallaştıran din/siyaset şehitlik kavramının kendisini öyle yücelir ki, anlamını sıradan ölümlülerin çözmesi olanaksızdır. Yeryüzünden göğe fırlatılan kutsal bir yok olma durumudur bu! Peygamberlikle özdeşleşen ve geride kalan yakınlarının da kutsallaştığı, değiştirilemez bir teslimiyet!
[quote]Türkiye’de ulusal, siyasal, sınıfsal, dinsel ve askeri nedenler ve amaçlarla gerçekleşen ölümlerin karşılığı “şehit” olmaktır. [/quote]
Bu noktada sormamız gereken, kime göre şehit, nasıl şehit? Örnek vermek gerekirse: Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nde şehit olan Piyade Uzman Çavuş 27 yaşındaki Ziya Sarpkaya’nın kız arkadaşı 26 yaşındaki Fatma Tepe, Facebook’ta acısını dile getirerek, “Vatan sağ olmasın, yeter başka canlar, yarım kalmışlıklar olmasın, yeter bu nasıl bir acıdır. Rabbim sabır ver bana” sözlerini paylaşırken, yaratılmaya çalışılan kahramanlık ve şehit algısında ilk yarayı açarak, sorgulanması gereken yönü gösterdi. Siyasilerin ihtirasları için ölüme gitmek yüceltilmiş şehitlik mertebesine çıkmak mıdır?

İslam dinine göre şehitlik, nefsini Allah’a satıp, O’nun yolunda savaşan olarak tanımlanmaktadır. Bu kimselere şehit denmesi ya cennete gideceklerine tanıklık edildiği veya ölüm anında bir kısım rahmet meleklerinin hazır bulunup şehadet ettiği, yahut da o kişi kendisi Hakk’ın huzurunda olduğu halde rızıklandırılacağı içindir: “Öyle ise, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar! Artık kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, bunun üzerine ileride ona büyük bir ödül vereceğiz.” (Nisâ, 74)

“Şüphesiz ki Allah, müminlerden nefislerini ve mallarını, karşılığında cennet hakikaten onların olmak üzere satın almıştır! (Onlar) Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (Allah tarafından onlara) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da (söz verilen bu Cennet, Allah’ın) kendi üzerine hak bir vaadidir. Ve Allah’dan daha çok sözünü yerine getiren kim olabilir? Öyle ise yaptığınız bu alış-verişinizden dolayı sevinin! İşte büyük kurtuluş ise ancak budur!” (Tevbe, 111)

Genç Ölümler neyin kutsalı? şehit
Genç Ölümler neyin kutsalı?

İslam dininde, hem dünya hem de ahiret itibariyle şehit sayılan kimselere, şehid-i kamil denir. Bir Müslümanın şehid-i kamil sayılabilmesi için: Müslüman olmak. Akıllı olmak. Vurulmanın akabinde hemen ölmüş olmak. Vurulduktan sonra, ölmeden önce, yiyip içer, tedavi görürse, vurulduğu yerden başka tarafa taşınırsa veya üzerinden bir namaz vakti geçecek kadar yaşarsa, kâmil şehitlik kısmından çıkar. Şehid-i kamiller, yıkanmadan kanlı elbiseleri ile gömülürler. Hz. Ömer ile Hz. Ali’de bu şartlardan biri bulunmadığı için yıkandılar; Hz. Osman ise, yıkanmadan gömüldü.

Yeni Türkiye ısrarını sürdüren ve meşru olmayan bir hükümet, iktidarları uğruna hem Işid hem de Kürt ayrılıkçıları ile savaş durumuna geçti, mezhepsel olarak kendi dindaşları ile yapılan mücadelede ölen her bir asker şehit olmayacaktır. Kürt ayrılıkçı hareketini asıl hedef seçen siyasetin başındakiler, şehit güzellemesini ölümler çoğaldıkça yapmaya devam edecektir!
[quote]Ölümlerin salt Türkiye’de, eğitimin ulusçu-ideolojik işlevine ve zorunlu askerlik hizmetinin ulus kuruculuğunda bir kimlik ve beden hafızası yaratma amacına yönelik olması yönünde yapılacak bir saptama son dönemde eksik olacaktır. Doğu’da ya da Güneydoğu’da çatışmalarda yaşamını yitiren erlerin ailelerini, şehit analarını hangi milliyetçi yaklaşımlar ve söylemlerle avutabilirsiniz? Bayrak, vatan, millet, ezan için illa ki ölmek gerekli mi?[/quote]
Tam silahlar sustu, barış için şafak beklenirken; oğlunu yitiren bir şehit anne-babası ya da en devrimci söylemlerle “anısı mücadelede yaşatılacak” sloganının ardından, ‘Devrim şehitleri’nin geride kalan yakınları acaba neler hissetmektedir? Ulusal duygular, dinsel ya da ideolojik söylemler, tumturaklı sözler, siyasetin/ dinin ve sosyolojinin bir gerçeği olduğunu kabul edelim; ya insana özgü yıkımlar? Ölüm doğanın değişmez bir yasası kuşkusuz; ya da inananların deyişiyle bir Tanrı buyruğu, kaçınılmaz bir son(mu?) Aslında burada şu soruyu da sorabiliriz: Ölümlerin kanıksandığı Türkiye gibi bir coğrafyada, yine de ölümleri sorgulayabilmenin, şehit diyerek ölümü değil, insan diyerek yaşamı yüceltmenin olabilirliği mümkün mü?

Ölümü değil yaşamı yüceltmenin insan için en üstün değer ve amaç olduğu gerçeğini Türkiye halkı kabul etmektedir; Tanrı, vatan, ideolojinin dışında başlatılan günümüzdeki kirli savaşın ardında yatan gerçek, tiranlar tarafından ‘Şehitlik’ perdesi ile karartılmak istenmektedir. Türkiye’de şehitlik söylencelerine ilişkin yapılabilecek tanımlamalar, militarizmin, cinsiyetçiliğin, bağnazlığın, faşizm ve milliyetçiliğin farklı türlerinin bir tehdit olarak hala güncelliğini korumakta olduğunu göstermektedir. Ölümü kutsayan, öldürerek beslenen, ölüler üzerinden yarar sağlayan günümüz politikalarına karşı insanı ve yaşamı odak alan; öldürmek değil yaşatmak amacında olan yeni bir toplum ve siyaset anlayışını geliştirmek at izinin it izine karıştığı günümüzde zor görünmekte, fakat yılgınlığa düşülmemelidir!

PAYLAŞ
Önceki yazıMülteci ruhlar davetlidir. Yapayalnız denize açılmak
Sonraki yazıAsker Çocuğu Olmak
Hayat, sadece biyografik bilgilerimizin çoğalması için yaşadığımız anlardan ve kariyer için oluşturduğumuz '' CV'' lerden ibaret değil diye düşünüyorum. 2010 Yılında bir suçtan dolayı 6 ay kadar tutuklu kaldım ve yaşamın anlamını 180 gün boyunca sorguladım, tutsaklığın dört duvarla sınırlı olmadığını öğrendim, düşünce sistemimde ve yazdıklarımda sınırlama olmamasına ve herhangi bir konuyu tabu olarak kabul etmemeye çalışıyorum. Bu büyük bir mücadele, gelişim, dönüşüm uzun bir yol ve bu yola gönüllü çıktım.