Doğruların Jenosidi

Eğer insanların senden nefret etmesini istiyorsan, onlara hep doğruları söyle!

Doğrular… Mitolojilerdeki tanrılar gibi. Bir zamanlar varmışlar, şimdi var mı yoksa yoklar mı muamma. Doğrular, bozulmuş bir din gibi artık onlara inanan çok az. Yahut yok olan bir kavim gibi fakat Nuh’tan önce mi, yoksa sonra mı yok oldular? Meçhul…

Doğruluğun Jenosidi doğruları

Kavram pazarında bir tezgah açtım ve müşterisi pek az olan şeyi, doğruyu satıyorum. İşin aslını sorarsanız, mesele satmak ya da satmamak değil; maksat yerimiz belli olsun. Yoksa inanın bana, doğruları satmaktan bir lira kâr ettiğim yok, kurtarmıyor… Eskiden doğrular da Domatesler gibiymiş. Yalan katılmamış, organik… Şimdiler “Çok laf yalansız olmaz.” Diyorlar. Ha! Eğer aradığınız yalan ise bu pazarda onun da envai çeşidini bulursunuz. Su katılmamışından, yeminlisine; kuyruklusundan, desteklisine onlarca çeşidi mevcut. Ancak doğruyu arıyorsanız nereye giderseniz gidin bir doğru vardır, onu bulunuz. Bulunuz diyorum, çünkü artık doğrunun da imitasyonu var. Hem de sloganıyla birlikte “Herkesin doğrusu kendine!” Herkes! Bu ‘herkes’ kelimesi uzaktan bakınca bir topluluğu andırıyor gibi görünse de işin aslı öyle değil. Sonunda bir ‘kendi’ var, yani bir birey. Bilgi çağının kum taneciği. Dünya’ nın gayri resmî merkezi, “kendi.” Bilmem kaç milyarlık dünyada, bilmem kaç milyar doğru, tam bir korku filmi…

Toplumları bir arada tutan normların yıkılışı, Durkheim’in “anomi” adını verdiği kaos canavarı; ahlaki ya da yazılı tüm kanunların saman altından çiğnendiğinin ve Marx’ ın “sınıf ve çatışma” kavramlarının orijinal resmi, “herkesin doğrusu kendine…”

Dahası, herkesin doğrusu kendineydi… Artık sesi en gür çıkanların doğruları herkesin doğrusu oldu. Oysaki doğrunun sarayı vicdandır ya da vicdan dediğimiz şey, yalanın ve doğrunun canhıraş doldurulduğu bir süzgeç gibi: Süzgeçten sadece doğrular geçebilirdi lakin süzgeç mi delindi yoksa yalanlar mı küçüldü bilmiyorum. Şimdi doğrunun yalana karıştığı bir dünyada yaşıyor olmamız esasında bu ikisinin birbirinden ayırt edilebilirliği gerçeğini yok etmiş değil. Su ile zeytinyağı misali, yalan da doğrunun üzerine çıkar. Fakat bunu ancak vicdan gözüyle görenler anlayabilir.

Doğruların Jenosidi

Jenosit, soykırımın eş anlamlısıdır. Eğer doğrular bir ırk-cins olsaydı, bütün dünyanın ayağa kalkıp, onların yok edilişine tepki göstermesi gerekirdi. Öte yandan bu kıyım gözler önünde değil, göz değmeyen vicdanlarda gerçekleştiğinden, yine sadece vicdanlarda durdurabilir. Ülkemiz ve insanımız açısından durum ne yazık ki son yıllarda çok daha vahim. Çünkü üretim (yalan üretimi) devasa boyutta arttı ve yurdumuzun yalan endüstrisi büyüdü, kimileri buna sevinebilir… Elle tutulur şeylerin üretildiği günleri de görmek dileğiyle devam edelim.

En son milli mücadele yıllarında tek yumruk olmayı başarabilmiş olan milletimiz, yazık ki takip eden yıllardan bugüne dek hep bir ayrışma ve ayrışırken farklılaşmaya maruz kalmıştır. Başlangıçta birkaç zümrenin kendi eksenlerinde var ettikleri doğru-yanlış kavramları, süratle değişerek ve belki bin katılarak toplumun alt kesimlerine nüfuz etmişti.

Sonuçta her kademe bir topluluk oluşturarak, bireysel; vicdani inisiyatifi bir kenara bırakmış ve bireyler bulunduğu topluluğun aleni ya da gizlice dayattığı doğru-yanlış mefhumlarını benimsemiştir ve de fanatizm yardımıyla bu süreç hızlandırılmıştır.

Bahse konu ayrılıkların ülkemizde, özellikle de son yıllarda kendisini en çok hissettirdiği alanlar ise şüphesiz politika ve etnisitedir. Partilerin her biri yöneticilerinin ya da dahillerinin ki bu da kısıtlı bir kitledir, çıkarları doğrultusunda şekillenmekle kalmamış, alt tabakalarını da bu çerçevede değişime maruz bırakmışlardır. Hasebiyle maddi varlıklarından ötürü bulundukları makamlara erişenler, makamın da tartışılmaz ağırlığına sığınarak günlük doğrular icat edip halka ihraç eder oldular. Bu bilinçli, politik hamleler, her partinin bir-birçok doğrusunun olmasına yol açtı ve doğruları çatıştırarak yine fanatizmi devreye soktular. Medya organlarının da yarım asırdan fazla tercümanlık ettiği; milletimize yabancı bu politik üslup, nihayet günümüzde ulaşabileceği son noktaya ulaşmıştır. Diğer ufak tefek etkenlerin dışında, görünürde ideolojiler etrafında şekillenen partilerin neden olduğu bu ayrışmayı tamamlayan unsur ise kesinlikle inanç ayrılıklarının var edilmesidir. Birliği her yönden saldırılara maruz kalan milletimizi bir arada tutan yegane şey de bir zamanlar inançtı. Fakat tarikat ve cemaatler yoluyla bu etken de katiyen etkisizleştirilmiştir. Şöyle ki bir tarikatın dahi kendi içinde on ikiye ayrıldığı ülkemiz, adeta tarikat ve cemaatler cenneti olmuş ve her yanda mantar gibi türeyen bu oluşumlar milletin inanç birliğini temelinden parçalara ayırmak yoluyla, artık geri dönülemez biçimde insanımızın ayrılık sürecini tamamlamıştır. İki yüzyıl öncelerini tartışmak haddimiz olmamakla birlikte, maalesef ki son iki yüzyıl içinde sorgulamaya katı şekilde kapalı da olsalar, sorgulanması gereken yönleri çok fazladır ancak en dikkat çekici kısmını yukarıda paylaştık.

Hep birlikte yaşayıp, şahit olduğumuz son yıllarda çıkan gazeteleri kronolojik olarak bir tarihten bir tarihe incelerseniz tüm bu bahsedilenlerin vuku bulmuş hallerini tespit edebilirsiniz.

En nihayetinde vicdanlara vurulan mühürler sorgulama, düşünme yetilerini köreltmiş olacak ki insanlarımız sorgulamadan ve hiç düşünmeden, doğru ya da yanlış namına kendilerine sunulan ne varsa “amenna” diyebiliyorlar.

Eminim, tüm bu bahsettiklerimizden rahatsız olanlar olmuştur. Şüphesiz doğruların bir diken gibi rahatsız edici yönleri vardır. Bu yüzden doğruları nerede görürlerse görsünler bir daha oradan geçmezler. Hangi ağızdan doğruyu duyarsa duysunlar bir daha asla onu dinlemezler. Doğru hangi yönden gelirse gelsin, dönüp ona bakmazlar. Uzun lafın kısası ey dost!

Eğer insanların senden nefret etmesini istiyorsan, onlara hep doğruları söyle!

Ve şunu da söylemeyi unutma: Ne kadar da az düşünüyorsunuz!..

Nerede kalmıştık? Doğrular… Mitolojideki tanrılar gibi. O kadar çoğaldılar ki onlara inananlar şevkle tanrılarını yarıştırıyorlar: Benim tanrım senin tanrını döver; doğrum senin doğrundan daha doğrudur! Sesler yükselip, birbirine karışıyor. Sonra yumruklar, tekmeler… Bir ara ortalık duruluyor, bir ara yine karışıyor. Birkaç satırlık tasvir, varoluştan bu yana insanoğlunun birbiriyle çatışmasının temel nedenidir. Birilerinin sanırım yılmadan, üşenmeden tekrar etmesi gerekiyor, ey doğruyu arayanlar, doğru birdir!