Müftü mü Olsam Diyorum?

Bazen öyle o kadar tuhaf şeyler oluyor ki din ile haşir neşir olmuş birinden öyle ilginç demeçler geliyor ki şaşırmamak mümkün değil! Örneğin, “Peygamber, Atatürk olsa; bugün, harama, israfa gitmezdi!”. İlginç olan bu değil! Ne mi?

müftü vaaz hoca din

Müftü Mü Olsam Diyorum?

Televizyonda haberleri izlerken bir anda aklıma parlak bir fikir geldi!

Müftü olayım mı dedim!

Acaba bu iş, nasıl bir iş dedim? Ne yapar, ne eder, ne söyler?

Aslında bilmiyor da değiliz ne yaptığını!

Kabataslak müftü ne yapar?

Müftü, bir anlamda önder; dini anlamda İslam toplumlarında saygın bir yeri olan kişidir. Bunun yanında müftünün fetva veren bir özelliği vardır. Yani İslam’a ve Kuran’a göre hüküm verme yetkisi olan biridir.

Aslına bakılırsa çok ama çok zor bir iştir, işten de öte bir şeydir… Dini yükümlülükleri olan inanan bir insanı söylediği sözle sevaba sevk edebileceği gibi günaha da çok rahat sürükleyebilir. Hani geçmişten biline gelen bir söz vardır: Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı… Bir ifadesi ile belki de bir kişiyi dine bağlayabilir veya dinden soğutabilir. Bu yüzden çok iyi dini bir bilgiye sahip olması gerekir.

Tabi hiçbir İslam tefsiri, fıkıhı almış, Kuran’ı bilen bir müftünün günaha sevk etmesi, sevk edebilmesi mümkün değildir! Çünkü İslam bilgini bir zat, yanlış bir hükümle inançları doğrultusunda ahiret hayatında başına neler gelebileceğini, nasıl sorguya çekileceğini çok iyi bilir!

Müftü olmak o yüzden öyle kolay da değildir; ‘müftü olayım mı?’ dediğime de bakmayın!.. Ne öyle bir isteğe, ne de öyle yükümlülüğü olan bir göreve talibim. Bu; işin latifesi, kinayesi…

Ancak bazen öyle şeyler de oluyor ki şaşırmamak mümkün değil! Acaba bu müftünün yerinde ben olsam dini sorumluluğu olan birinin bu kadar rahat olması, dününü unutup rahat cümleler kullanması neyle bağdaştırılabilir!

Herhangi bir kişinin, insanın “fır fır” olması normaldir. Çünkü insanız, bu dünyada faniyiz; insanların belli bir çıkarı var olabilir ve ifadesini sözünü değiştirebilir, unutabilir. Söylediği sözü yiyebilir, inkar edebilir, yalan söyleyebilir…

Zaten her insan doğru söyleseydi, yaptıkları ile söyledikleri birbirini tutsaydı, tutarlı davranış sergileyip “yalan” kavramını ortadan kaldırmış olsaydı herhalde bu dünya da ‘sınav yeri’ olarak kabul edilmezdi diye düşünüyorum.

Peki bu dünyanın ‘fani’ olduğunu bilen bir kişinin dünyadaki koltuk sevdasını nasıl yorumlamak gerekir! Ne ile bağdaştırılabilir sözleri!

Bugüne kadar öğrendiğim şey Hz. Muhammed (S.A.V.) döneminde günah olan bir şeyin ondan bin 400 yıl sonra da günah olduğudur. Yani İslam’a göre, dün günah olan bir şeyin bugün de günah olması gerekiyor, öyle değil mi!images

Ancak, bir müftü çıkıp siyaset meydanında yer almak için ve partisinden ayrılıp bugün koltuk uğruna dün söylediğini yarın inkar ederse ya da “yanlış anlaşıldım” derse halk bu müftüye hangi gözle bakacak, dün söylediklerini bugün nereye koyacaktır?

Dün; “Bugün Peygamber olsa, Atatürk olsa oraya gitmezdi, harama, israfa gidilir mi?!” diyeceksin; sonra çıkacaksın “Peygamber de olsa, Atatürk de olsa oraya giderdi!” diyeceksin…

Demek ki haram da değilmiş, israf da; öyle mi müftü efendi?!

Vah, zamanında senin arkanda namaz kılanlara!..

Peygamber de Atatürk de oraya gitmezdi ama onlar yaşıyor olsaydı ve sen bunları sen bunları söylemiş olsaydın, acaba sen bir müftü olarak o zaman nereye giderdin?

Tabi Peygamber ve Atatürk de olsaydı “orası” da olur muydu? “Şüpheli” demeyeceğim; çünkü asla olmazdı!..

Bugün olanlar ortada!.. Camilerde parti propagandası almış başını gidiyor, ‘Cuma vaazları’ böyle gelip geçiyor, camiler siyaset arenasına dönüşüyor!indir

Aslında bu işler böyle!.. Ramazan ayında adamlar çıkıyor “milyarları” cebine koyuyor; her Ramazan’da aynı sorular soruluyor, aynı cevaplar veriliyor; “peygamberin bir hırka, bir hurma” ile yaşam sürdürdüğünü söylüyor din uzmanımız kendisi ise “milyarları” sayıyor!..

İşte, ülkemizdeki “koltuk” böyle bir şey!

Ben söyleyeyim vatandaşa!.. Birine dini bir şey sorulacaksa, bazen de ‘mahrem soruları’ halkın önünde din uzmanlarına sorup televizyon ekranına reyting malzemesi olunacağına Diyenet’in “190 Alo Fetva Hattı”nın aranması daha makul olacaktır!

Bu ülkede, bunlar olurken insanların da bir koltuk uğruna müftülüğünü dahi unutabiliyor olduğunu görmek gerekiyor! Biraz önce de ifade ettiğim gibi; bir koltuk, bazen “kese” savaşına dönüşebiliyor!

O yüzden de diyorum ki; siz, birileri gibi keseniz için, sözünüzü kesmeyin, kestirmeyin!..

 

Önceki yazıYılancı Takımyıldızı Ophiuchus: Dönüşüm Başladı mı?
Sonraki yazıVermeden de Kurtulabilir miyiz?
Kişioğlu, zıt düşüncelere sahip kişilerle tartışmayı seven ve her olaya bilimsel olarak yaklaşıp, olaylara septik yaklaşmaktan kaçınmayan biridir. Olayları derinlemesine incelemeyi ve yanlışın ortaya çıkarılıp doğruya nasıl ulaşılacağı konusunda fikir üretilip bunun üzerinden felsefe yapılmasını arzulayan biridir. Etik, ahlaki ve hukuki sınırları aşmadan herkesin, her ortamda eleştirilmesi taraftarıdır. Dogmatik düşüncelerden uzak; sormayı, sorgulamayı kendisine görev edinmiş ve bunun çabası içerisindedir… Her türlü bilgi alışverişine açık; farklı görüşlerin çarpıştıkça büyüyebileceğine ve kolektif düşünsel ürünlerin ikamesinin de olabileceğine inanmakta; halk için, halk yararına olan her şeyin de yanındadır…