Vicdan sularda boğuluyor

Yaz aylarında dinlenmek ve tatil için sahillerine koştuğumuz Ege Denizi, son zamanların en büyük dramına şahit oluyor.  Ege Denizi’nin kıyılarına çocukların koşup oynaması yakışırken ve biz o sahilde çocuk seslerinin cıvıltısını duymayı beklerken, vatanından koparılmış ve doğduğu yerlere yabancı olan bu ülkede, bir yaprak gibi sahile vuran bebeklerin cansız bedenlerinin haberlerini duyuyoruz.

suriyeli aylan bebek bodrum göçmenler mülteciler çocuk ege avrupa

Suriyeli göçmenler, aylardır insan tacirlerinin insafına bırakılmış ve kendi kaderlerine terk edilmiş durumdalar. Bir bebeğin, bu şekildeki hazin ölümüne bile alışıyor hale geldiysek ve buna karşı tepkisizsek, bana göre insanlığımızdan koşar adım uzaklaşıyoruz demektir.

Ölüm sana hiç yakışmadı çocuk,

Hele bu şekilde ölmek hiç yakışmadı! İçim acıdı resmen. İnsanlığımızı sorguladım. Tepkisizliğimizi sorguladım, vicdanımızı sorguladım.

Bu drama bir son vermek için kaç minik bedenin daha Ege’nin sularında yitip gitmesi gerekiyor? Bu durum, sadece Yunanistan’ın ve Türkiye’nin bir sorunu değildir. Suriyeli göçmenlerin dramı, insan olarak tüm dünyanın ortak bir sorunudur. İnsanlar tüm bu ölümlere ve zulümlere nasıl bu kadar kör, sağır ve dilsiz kalabiliyorlar anlayamıyorum. Dünya özellikle tüm Avrupa sadece uzaktan izleyip, vah vah demekle yetiniyor.

Güç, hırs ve iktidar hesaplarıyla çıkartılan her manasız savaş gibi bu savaşta da, insanlar ve çocuklar doğdukları topraklardan koparıldılar. Suriyeliler, hayata tutunmak için ülkelerini terk edip, en yakın komşu ülke olan Türkiye’ye sığındılar.  Müslümanın Müslümana yaptığı bu zulüm ve Suriye’nin Müslüman komşularının bu savaştaki ve dramdaki payı en büyük kuşkusuz…

aylan bebek mülteci suriyeli çocuklar avrupaSilahların ve patlayan bombaların gölgesinde

Kilometrelerce yolu, aç ve susuz bir şekilde yürümek zorunda kalan savaştan yani bir anlamda ölümden kaçan çocuklar, kaderleri ve sonları gibi bilmedikleri bu topraklara, korku ve şaşkınlık içinde adım attılar.  Savaştan kaçan kimi çocukları, hatta kimi bebekleri kendi ülkelerinde kaçtıkları ölüm, yabancısı olduğu bu topraklar da hatta sularda buldu.

Suriyeliler için savaşta kendi ülkelerinde kalmak, bile bile ölümü beklemekti. En azından gitmenin içinde bir umut vardı. Önce kendilerine en yakın ve komşu ülke olan Türkiye’ye geçecekler, burada biraz soluklandıktan ve biraz para bulduktan sonra bu sefer, Türkiye’ye en yakın ve komşu ülke olan Yunanistan’a geçecekler oradan da, Avrupa’ya ulaşacaklardı. Hep duydukları ve kendilerine söylenen bir şey vardı. Avrupa, özgürlüklerin ve fırsatların ülkeleriydi. Orada savaş yoktu, insanca yaşam vardı.

Bu yaşananlarla birlikte Avrupa’nın gömüldüğü sessizlik ve eli kolu bağlı oturmasıyla daha iyi anladık ki; Avrupa’nın bahsettiği o özgürlük, o insan hakları herkese değilmiş. Bu sadece, Hristiyan olan Avrupa vatandaşlarına tanınan bir hakmış. Her gün kaçak göçmenlerin ve Suriyelilerin ölüm haberlerini duyuyoruz ama kimse buna, kalıcı bir çözüm bulmuyor.

İnsan ayrımcılığı ya da ötekileştirmeyle asla işim olmaz, hiç kimse de asla ölmesin isterim! Ama ister istemez düşünüyorum: Ne yazık ki sahile vuran bu bebek cesedi bir İngiliz, bir Alman ya da bir Fransız çocuğu olsaydı önce tüm Avrupa, ardından tüm dünya ayağa kalkardı! Evet, minik Aylan, Müslüman bir ülkeden savaştan kaçan elinde, ailesiyle birlikte Avrupa’ya kaçma ve orada birlikte insanca yaşamaktan başka hayali olmayan bir bebekti! İnsan tacirleri, yokluk, fakirlik ve sahipsizlik, bir can yeleği bile olmayan bu bebeğin, tüm yaşam umutlarını elinden aldı. Onun tüm hayalleri ve yaşamı batan botla birlikte Ege’nin sularına gömüldü.

Nerede Avrupa’nın adaleti, insan hakları?

Arap ülkelerinden, onların kendilerine Müslüman tavırları dışında, duyarlı bir duruş sergilemesini beklemekten zaten vazgeçtim. Yunanistan’ın ekonomik krizinde sergilediği tavrıyla, ilkeleri sorgulanan Avrupa Birliği’nin, insani ve sosyal imajı bu dramla birlikte iyice bitmiştir. Tamam, Avrupa Birliği Türkiye’yi beğenmiyor ve bizi de Avrupa Birliği’ne almıyorlar. Biz onlara göre ekonomik, hukuksal ve insan hakları açısından yetersiziz. Peki, nerede şimdi kendilerinin o hep söyledikleri Avrupa adaleti ve insan hakları?

avrupa mülteciler suriyeli suriyeliler aylan bebek

Bu insanlar Avrupa’ya ulaşabilmek için canlarıyla birlikte, tüm varını yoğunu ortaya koyuyorlar. Bir TV haberinde gösteriyordu. Zorluklar içinde de olsa sağ salim Avrupa topraklarına ulaşan bir Suriyeli göçmen, bekletildiği bir alanda: “Bu mu, bizim ölümü bile göze alıp vardığımız Avrupa?” diyordu.

Bu insanların tek dileği Avrupa’ya ulaşmaksa, Avrupa ülkeleri onları insan tacirlerinin insafına ve ölümün soğuk eline bırakmadan, 1000-2000 civarında savaş mağdurunu, ülkesine yasal olarak ve insani koşullarda yolculuk yapmalarını sağlayarak ülkesine alamaz mı? İlk etapta durumu daha iyi olan İngiltere, Almanya, Fransa, İsviçre ve hatta Amerika bunu yapabilir. Böylece bu insanlık ayıbına ve dramına bir son verebilir.

Rahat uyu minik bebek, benim insanlığa dair bir ümidim hala var.  Her şeye rağmen ümidi olmalı insanın, ümitsiz yaşanmıyor. Umut olmadan, yaşam insana ağır geliyor.

AKP iktidarının kurumsallaşamayan dış politikası

 

Önceki yazıKaradul örümceği gibi çiftleşenler
Sonraki yazıDünya Sağır, Çağ Karanlık mı?
İstanbul’da doğdu ve İzmir’de büyüdü… Mersin Üniversitesi Seyahat İşletmeciliği, Yakındoğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık mezunu. İletişim Fakültesi’ni bitirdikten sonra reklam ajanslarında, birçok büyük firma için reklam kampanyaları hazırladı, reklam ve metin yazarlığı yaptı. Bir bilişim firmasında Editörlük yapıyor. Seyahat etmeyi, insanı içsel yolculuklara taşıdığını düşündüğü için seviyor. Bu sebeple fırsat buldukça bir seyyah gibi yolculuk yaparak; gördüklerini ve yaşadıklarını kendi sitesi; Seyyahca'da (www.seyyahca.com) yazarak, insanlarla paylaşmaktan keyif alıyor. Modern dans ve Latin danslarının yanı sıra Psikoloji ve Yaşam Koçluğu eğitimlerine katıldı. Almış olduğu bilgileri, şimdi diğer insanlarla paylaşıyor ve Yaşam Koçluğu eğitimleri veriyor. Doğada olmayı, tarihi yerleri gezmeyi, yolculuk yapmayı, okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı, denizi, dansı ve dil öğrenmeyi seviyor. Hayatın, paylaşarak güzelleşeceğini ve anlam kazanacağını düşünüyor.