Adaletin Kanadındaki Özgürlük

İnsan yaşamı ilginç bir paradoksla başlar. Adaletsizlik olmasaydı, insanlar adaletin ne olduğunu bilmeyeceklerdi. Haksızlığa karşı mücadele uyandırılmasıyla da hakkaniyet ortaya çıktı.

adalet adil devlet john rawls yargı özgürlük toplum

Adil toplumların ne olduğu ve nasıl olması gerektiği yönündeki tartışmalar yüzyıllar öncesine dayanır. Platon, Aristoteles, Epikuros, Spinozo, Kant ve Marx gibi filozof ve düşünürler “Güçlü olan haklıdır” anlayışının, haklı ve adil olmakla özdeşleştirilemeyeceğini belirtmişlerdir. Günümüzde ise yoksulluk, eşitsizlik, şiddet, toplumsal, kültürel ve etnik çatışmaların sürdüğü “Büyük balık küçük balığı yer” mantığını güden toplumlarda adaletin varlığını sorgulamak kaçınılmazdır.

20. yüzyılın en önemli siyaset felsefecilerinden biri kabul edilen John Rawls, “Adalet Teorisi” adlı çalışmasıyla tartışmalara büyük boyutlarda canlılık kazandırmıştır. Ortaya koyduğu teorilerle zengin bir literatürün oluşmasına da katkıda bulunmuştur.

“Adalet her şeyin temelidir ve her şeye önceldir”

“Adalet her şeyin temelidir ve her şeye önceldir” der John Rawls.

Doğruluğun düşünce sistemlerinin ilk erdemi olması gibi, adalet de toplumsal kurumların ilk erdemidir. Kanunlar ve kurumlar ne kadar etkin ve iyi düzenlenmiş olursa olsun, eğer adaletsiz iseler, kanatlarından göğe uzanan adil bir özgürlük alanı görebilmemiz mümkün değildir. Adaletin sağlamış olduğu haklar, politik pazarlığa ve toplumsal çıkar hesaplarına bağlı değildir. Adalet duygusu, adil olanı tanıyabilme ve daha adil olanın seçilmesiyle doğruluk kazanır. Rawls’a göre herhangi bir şey (eylem, davranış, kural) haklı değilse, zaten iyi de değildir.

Her birey, toplumun genel yararı uğruna bile olsa, çiğnenmemesi gereken bir dokunulmazlığa sahiptir. Adalet, bazılarının özgürlüğündeki eksilmenin başkaları tarafından paylaşılan daha büyük bir iyi ile haklı kılınmasını kabul etmez. Dolayısıyla, toplumun genel yararı gerektiriyor diye bireyin hak ve özgürlüklerinin çiğnenmesi ya da bireyin bu yönde feragatte bulunması söz konusu bile olamaz. Eşitlik, özgürlük, çoğulculuk, bir arada yaşama özgü “iyi düzenlenmiş toplum” adil olma yolunda önemli bir adımdır.

Gerçek anlamda adaletin sağlandığı bir ülkede neredeyse tüm insanlar mutludur. İnsanların refah ve mutluluk içinde yaşaması için en temel gereksinim önce adaleti sağlamaktır. Bu görev ise devlet yöneticilerine aittir. Adalet ilkeleri doğrultusunda örgütlenen devlet, eşit yurttaşlardan oluşan bir yapıdır. Bir taraftan vatandaşların temel hak ve özgürlüklere sahip olması, diğer yandan devletin toplumdaki vatandaşlara karşı eşit uzaklıkta bulunmasıdır.

Devlet, toplumdaki hiçbir dini ya da felsefi görüşe taraf olamaz. Tam tersine devlet, her türlü inanışın toplumda özgürce yaşayabilmesi için gerekli koşulları sağlamakla yükümlüdür. Aksi takdirde adaletin sağlanamadığı toplumlarda çatışmaların hiç durmadan ilerleyebileceği gibi kuşkusuz insanlar hem mutsuz, hem de devleti yönetenlere karşı güvensiz olabileceklerdir.

John Rawls’ın amacı adil ve istikrarlı bir toplum yapısını oluşturacak temel adalet ilkelerini bulmaktır. Herkes eşit haklara sahiptir. Ancak bu özgürlükler sınırlandırılmıştır. Herkes için eşit olan bu sınırlama, herkesin yararına olmakta ve toplam özgürlükler sistemini güçlendirmektedir.

adalet adil devlet john rawls yargı özgürlük toplum adil yargılanma hakkı

Rawls’a göre herkes için eşit olan özgürlükler, bireyin doğuştan ya da sonradan sahip olduğu temel hak ve özgürlükler olan en başta yaşama, vicdan ve düşünme özgürlüğü; ifade ve toplanma özgürlüğü; siyasal özgürlükler olan seçme ve seçilme hakkı; mülkiyet edinme gibi vb özgürlüklerdir.

Yine Rawls’a göre, doğal yetenekler ve toplumsal koşullar şans meselesidir ve insanların hal talepleri şansa dayanmamalıdır. Toplumsal yapı sürekli olarak şanslı doğanları ödüllendiren, geriye kalanları ise kaderleriyle baş başa bırakan bir yapı olmamalıdır. Toplumun temel yapısı, hakkaniyete dayalı işbirliği koşullarında herkes için makul bir yaşamın zeminini hazırlamalıdır.

Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Demokratik değerlerin sürekliliğini sağlamak açısından eğitim, hayati öneme sahiptir. Raws’un düşüncesine göre devlet, toplumdaki her bireyin eşit eğitim şansından yararlanmasını sağlamak durumundadır. Toplumdaki elitleri ayrımlaştıran ve toplumsal sınıflaşmayı artıran bir plütokrasiyi sürdürmeyi amaçlayan özel okulların fark ilkesi ile adil fırsat eşitliği arasında hiçbir uyumlu yanı yoktur.

Bütün vatandaşlar sorgusuz sualsiz sağlık hizmetlerinden yararlanmalıdır.

Toplumsal eşitsizliklerin önüne geçilmeli, gelir eşitliği ve refah düzeyi sağlanmalıdır.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ile kadına da eşit düzeyde istihdam olanakları verilmelidir.

Adil bir toplumda öz saygının esası, kişinin kendini gerçekte özgür hissettiği, hani adaletin kanadında olabilmek misali elde ettiği gelir ile değil, temel hak ve özgürlüklerin hakkaniyet ölçüsünde kamusal olarak onaylanmış bir bölüşümün olmasıdır ve eşit olması sayesinde de toplumda herkes benzer bir konuma ve aynı derecede güvenli bir statüye sahip olabilecektir.

Rawls “Halkların Yasası” adlı çalışmasında da bir dünya devletinin kurulmasını onaylamamaktadır. Çünkü Rawls, Kant’ta olduğu gibi dünya devletinin küresel bir despotizm olacağını ve çeşitli halkların siyasi özgürlük ve özerkliklerini kazanmak için çatışmalarla dolu bir yapı ortaya çıkaracağını düşünmektedir.
Ayrıca, liberal demokratik toplumların birbirleriyle savaşmak için nedenleri yoktur. Bunun nedeni bu toplumların vatandaşlarının adil ve iyi olması değil, sadece birbirleriyle savaşmak için nedenlerinin olmayışıdır.

Kaynak: Siyaset Felsefesi açısından John Rowls’un Adalet Teorisi

 

PAYLAŞ
Önceki yazıAdaletin Ölümü
Sonraki yazıİçimizdeki Themis
İnsanın en büyük pratiği kendi hayatıdır, derler. Deneyimlerimizden çıktığımız yolculuğumuzda her durakta ve her yolda hayatın anlamına dair edindiğimiz her doktrin muazzam mucizelerle dolu biz insanlara münhasırdır. Benimse en büyük meramım, derin bir insan sevgisi ve anlayışı, bütün insanlara duyulan kardeşlik ruhu; insanların mutabakat içinde olmaları, dünyayı daha iyi algılayıp, daha yaşanılır bir yer olmaya muktedir, düşüncelerin özgür, barışın ve insanlığın hüküm sürdüğü, çocukların mutlu yaşadığı bir dünya inancı ve de hayalidir. Yazmaksa, olup bitenler karşısında herkesin sesi olmak, kıyılardan geçip, sokağın en işlek caddelerinden dokunmaktır hayata... Hayatın kendisine karışmak, düşünceye biat etmek demektir. Varoluşun en derin sebebidir yazmak...