Köy Enstitüleri: Çıktık açık alınla ama neden bu hale geldik?

Köy Enstitüleri, genç Cumhuriyetin ancak ve ancak eğitimle kalkınabileceği gerçeğinden hareketle, dünyada daha önce örneği olmayan bir eğitim reformunu hayata geçirmişti.

köy enstitüleri kapak

Türkiye’nin çağdaş ve modern bir toplum haline gelmesinde baş aktördü. Eğitim sorununun çözümünü, yeni bir Kurtuluş Savaşı başlaması şeklinde ele almış ve yeni bir plan yapılması gerektiğini vurgulamıştı. Cumhuriyet sonrası döneme ve Köy Enstitüleri‘nin tarihine tanıklık eden eğitim çınarı Pakize Türkoğlu, o dönemde neler yaşandığını, enstitülerin nasıl çalıştığını ve nasıl kapatıldığını İndigo Dergisi’ne anlattı. Eğitim çınarı Pakize Türkoğlu’nun ağzından Köy Enstitüleri…

Röportaj | Pakize Türkoğlu

Kendinizden biraz bahseder misiniz?


Pakize Türkoğlu: Ben Antalya’nın Gazipaşa ilçesinin Çile Köyü’ndenim. 1926 yılında doğdum. 89 yaşındayım. Ailem oraya yerleşmiş. Çok köklü ve kalabalık bir aileyiz. Annem Çile Köyü’nden babam Gevenez köyünden. Bizim ailemiz dindar bir aileydi. Hem annem hem de babam… İki dindar ailenin oğluyla kızı evlenmiş. Biz de onların çocuklarıyız. Altı kardeştik. Ablam öldü doğum yaparken. Bir de küçük kardeşim öldü ben ilkokula giderken. Köyde yaşarken tarlalarımız, bağımız, bahçemiz vardı.

Enstitülerin kuruluş amaçları nelerdi?

Pakize Türkoğlu: Bizim için amacı “biz köylü çocuklarıyız, öğretmen olacağız köyleri kalkındıracağız” düşüncesiydi. Bireysel olarak Köy Enstitülerinin amacı buydu ancak köy enstitülerinin amacı bir taraftan bireyler için olmakla birlikte asıl ülke için önemliydi. Köy Enstitüleri eğitim ve ekonomi bağlamında köyleri canlandıracak, ülkeyi kalkındırarak, değiştirip dönüştürecek kurumsallaşmış bir sistemdi. Çok büyük faydası oldu. Köylere susuz tarımı Köy Enstitüleri tanıtmıştır örneğin. Eskişehir’in Çifteler Köy Enstitüsü’ne vaktiyle susuz tarım gelmiş. Köy Enstitüsü kurulduğu zaman bunu geliştiriyor, yaymaya çalışıyor. Eskişehir’de şimdi Antalya’dan daha çok ağaç vardır. Enstitüler amaçlarını tam olarak gerçekleştirdi diyemeyiz. Çünkü çok erken kapatıldı. Daha halkın Enstitüleri anlama aşamasında birtakım söylentiler çıkardılar, haliyle Enstitüler tam olarak gerçekleşemedi.

pakize türkoğlu köy enstitüleri
Pakize Türkoğlu

Enstitülerin eğitim modeli nasıldı?

Pakize Türkoğlu: İş içinde eğitim yöntemi. Bu dünyada uygulanmamış bir yöntemdi. İlk kez Türkiye’de uygulanıyordu ve dünyaya örnek teşkil ediyordu. İşi iş içinde öğrenme ilkesi: iş yaparken üretim yapılıyor ama matematik de yapılıyor. İş içinde eğitim yapılıyordu. Dikiş atölyesinde dikiş öğreniyoruz ama birçok elbise dikiyoruz. İş içinde eğitim bu oluyor. Doğrudan enstitü başkanları kümeler tarafından seçiliyordu. Bu şekilde öğrenciler yönetime katılabiliyordu.

Enstitülerde zamanınız nasıl geçiyordu?

Pakize Türkoğlu: Köy enstitülerinde her gün değişlik şeyler olurdu ama bunlar belirli saat dilimlerinde olurdu. Sabah erken kalkardık, temizlik yapar, kahvaltıya giderdik. Kahvaltıdan sonra alanda folklor oyunları oynuyorduk. Akordiyon, mandolin, keman, davul eşliğinde halk türküleri söyleniyordu. Ne kadar öğrenci varsa alana çıkıyorduk. O oyunların folklorik yanıyla birlikte aynı zamanda eğitimsel bir etkisi de vardı. Duygusal güzellik geliştirmesi açısından çok yararlıydı.

Bu oyunlardan sonra bahçede toplanıyoruz. Öğrenciler gruplar halinde alana dağılıyorlar. Toplam yirmi alan vardı. Örneğin; sebze alanına meyve alanına, tarım alanına, dikiş atölyesine, dokuma atölyesine gidiyorlar. Burada sadece iş değil, ders yapıyorlar. Öğlene kadar bir kısım insanlar eğitim alanında, bir kısım da çalışma alanındalar. Öğle yemeği yeniliyor ve arada bir boşluk var. Ondan sonra yeniden aynı şeyler oluyordu.

Derse girenler atölyeye, atölyede çalışanlar derse giriyorlardı. Akşam etütleri oluyordu. Gün içerisinde en önemli etkinliklerden biri de kitap okuma etkinliğiydi. Her gün ders saatleri kadar kitap okuma etkinlikleri yapılıyordu. Bu saat zorunluydu. Böyle yani. Bir gün içerisinde çok şeyler var köy enstitülerinde.

Şimdi tabi çok anı oluyor. Köy Enstitüleri zengin bir iklim ortamıydı. Bu bahsettiğim yöntem de öğrenci başkanlığı oluyor. Enstitü başkanının yanı sıra, yemekhane başkanı, yatakhane başkanı, kümes başkanı, ağıl başkanı, tarım başkanı falan oluyor. Birçok başkanlıklar oluyor. Benim anılarımdan birisi ilkokul başkanı seçildiğim zamandı. Daha on beş yaşındaydım. Çok kalabalıklaşmıştık. Belki altı yüz kişi vardı. Daha önce atölye başkanı ve yemekhane başkanı olmuştum. Okul başkanı ise ayrı bir şeydi.

Sabah erken kalkıyordum, akşam geç yatıyordum. Bu başkanlığa seçilmem beni olgunlaştırdı. Öğrencilerde kabul gördü. Bir de benim bir depom vardı okulda. O depoya ben bakıyordum. Bir gün o depoda bir öğrenci gördüm. Eşyalarını koymuş o depoya. “Senin ayakkabıların eskimiş yok mu başka ayakkabın” dedim. “Yok” dedi. Onu depoya götürdüm oradan bir ayakkabı verdim çünkü müdür bey bana söylemişti. “Sen istediğin çocuğa verirsin deftere yazarsın, küme başkanı öğretmenine de gider yazdırırsın” dedi. O öğrencinin sevincini unutamıyorum. Bir gün karşılaşmıştık o öğrenciyle. “Biliyor musunuz, siz bana küçükken ayakkabı vermiştiniz” dedi. O da unutmamış demek ki.

Halk, Enstitülerin kuruluşunu destekledi mi?

Pakize Türkoğlu: Destekledi tabi. Halk için kuruldu Enstitüler. Ancak bizler mezun olduğumuz sıralarda Enstitülerden cayıldı. Enstitüleri anlayamadılar bu noktada. Sahip çıkmadılar. Zorluklar bütün öğretmenlerin hayatında vardır. Ama bugünkü gibi değildi. Bizim zorluğumuz şöyle oldu. Biz daha köy enstitüsünden mezun olduğumuz yıl, enstitülerden cayıldı. Cayılınca birçok karşı şeyler oluştu. Bakan bile bize karşıydı. Bizi köy enstitülerine atamadı. Biz bunları fark ediyorduk yani. Bilinçli insanlardık. Zorlukları birlikte göğüsledik.

köy enstitüsü

Kimler rahatsız oldu bu sistemden?

Enstitülerin varlığından rahatsız olan bir toplumsal zümrenin varlığından söz edebilir miyiz?

Pakize Türkoğlu: Köy enstitüleri, toplumdan elli yıl ileride kurulmuşlardı. 1945 – 1946 yılında çok partili döneme geçildi. Siyasi kargaşalar yaşanmaya başladı. Çok partili döneme geçilirken Cumhuriyet Halk Partisi sosyal demokrat bir partiydi. Yeni partiler onun daha solunda olması gerekirken daha sağında oldular. Daha sağında olunca kavram kargaşası yaşanmaya başladı. Sağcıların bir kısmı yine CHP’de kalmıştı. O sırada da Türkiye zorlandı. İkinci Dünya Savaşı bitmişti. Batı demokrasilerini biz tuttuk. Bir de Sosyalist Blok vardı. Onu tutmadık. Biz de Batı demokrasisi yanlısı olunca çok partili döneme geçildi.

Ama yanlışımız şuydu bizim: Dünya’nın hiçbir demokrasisi, halkın tümü ilköğretimden geçmeden demokrasiye geçmemiştir. Batı’da demokrasiyi kuran anlayış okumuş kesimdir. Hiç olmazsa ilköğretimi okuması gerekiyordu. Köy Enstitüleri 1955’e kadar sürseydi 1955’te herkes ilköğretim eğitiminden geçmiş olacaktı. Ve kimse o zaman Köy Enstitülerini yıkamazdı, kaldıramazdı. Halkımız sahip çıkardı. Halk eğitimden geçmediği için sahip çıkamadı. Özellikle doğudaki aşiret reisleri ve toprak ağaları, “halkın hepsi okursa bizim çiftçimiz, ırgatımız kim olacak diye korktular.” Köy Enstitüleri bu gibi sebeplerle kapatıldı.


koy-enstituleri-08

Köy Enstitüleri’ne yarım kalmış bir eğitim sistemi diyebilir miyiz?

Pakize Türkoğlu: Elbette diyebiliriz. Günümüzde köy enstitülerinden sadece Türkiye değil bütün dünya yararlanabilir. Dünyada eğitim çok zorda. Şimdi Avrupa’da Amerika’da bizim bildiğimiz Johan Dewey gibi, Kirchensteiner gibi eğitimcilerin bunları düzeltme gücü kalmadı. İki yıl önce dünyada ekonomik bozulmalar nedeniyle Birleşmiş Milletler “İvedi Önlem Paketi” diye bir şey yayınladı. Pakette; “Üretmeden tüketmeyin, ormanları, sürülebilir topraklarınızı, su havzalarınızı iyi koruyun” gibi önlemlerden bahsediliyor. Bugün Fransa’da okullara polis atanıyor. Çünkü öğretmenler öğrencilerle baş edemiyor. Amerika’da farklı, İngiltere’de farklı, bizde farklı sorunlar var. O sorunlara Johann Dewey’in yöntemleriyle cevap verilemiyor. Ama Köy Enstitülerinin getirdiği ilkeler çakılı değil. Bu görüşlerle o sorunlara cevap verilebilir. Bu Köy Enstitüleri yeniden açılsın demek değildir. Onun getirdiği ilkelerle 21. yüzyılın sorunlarını düzene sokmalıyız, yararlanmalıyız. Çünkü çok sağlam ilkeleri var…

Sonuç olarak bir değerlendirme yapmam gerekirse; Türkiye’de eğitim ve öğretim alanında gerçekleşen ve günümüz eğitim anlayışının çekirdeğini oluşturan çağdaş, eşitlikçi, ulusal ve laik eğitim modeli, Cumhuriyet döneminde temellerini atmıştır. Çünkü Cumhuriyet her şeyden önce yeni insan tipini oluşturmakta ve bu anlayışla “aydın” bir toplum meydana getirmektedir. Cumhuriyet döneminde eğitim alanında yapılan devrimler, önceki dönemlere göre daha radikal bir özellik taşımakta, eğitim alanında gerçekleştirilen yenilikler, Osmanlı Devleti’nin getirdiği aksaklıkları ortadan kaldırmayı ve Batı’da gerçekleşen yenilikleri yakalamayı kendisine hedef almaktadır.

Koy_Enstituleri

Cehaletle büyümüş nesillere aydınlanma ışığını taşımak^…

Köy Enstitüleri ise, bu yeni rejimin getirmiş olduğu aydınlanma ışığını köylere ulaştırmakta ve orada cehaletle büyümüş karanlığa son vermektedir. Bu amaçla yola çıkan Köy Enstitüleri’nin en önemli amacı, hiçbir siyasi ve ideolojik düşünceye sahip olmaksızın, ülkenin realitesini yani gerçekliğini göz önünde bulundurarak, köyü ve köylüyü kendi içinden canlandırmak, kurtuluşu yaratacak öğretmenler yetiştirmek olmuştur.

Köy Enstitüleri, Türk toplumunun çağdaş ve modern bir toplum haline gelmesinde baş aktördür. Köy Enstitüleri bu zamana kadar Türk toplumu üzerinde hiçbir eğitim kurumunun yapamadığı derecede etkide ve katkıda bulunmuştur. Köy Enstitüleri, eğitim sorununun çözümünü yeni bir kurtuluş savaşı başlaması şeklinde ele almış ve yeni bir plan yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Bu nedenle tüm ülkeyi kapsayacak bir eğitim planının oluşturulması hedeflenmiştir.

Enstitülerde gerçek yaşamda kullanılacak pratik bilgiler çoğaltılmaya çalışılmış, aynı zamanda kültürel etkinlikler gerçek anlamda yaratılmıştır. Bu durum Enstitülerde pedagojik ve sosyolojik anlamda eğitimin önemli olduğunu gösterir. Köy Enstitüleri’nde uygulanan programlarda, konular seçilirken bunların hayatiliği gözden kaçırılmamıştır.

Enstitülerde iş alanı diye isimlendireceğimiz alanlar aslında teorik derslerin uygulamaya döküldüğü ortamlardı. Aslında o günün kısıtlı imkânları doğrultusunda bu kurumlar eğitim ortamını zenginleştirmeyi başarmış ve kültürel niteliği de yükseltmiştir. Köy Enstitüleri mantık olarak sağlam temellere dayanmakta, bedensel, zihinsel ve kültürel çalışmalar aynı önemde değerlendirilmektedir. Eğlence, eğitimin önemli bir unsuru olarak kabul edilmiş, adeta eğitimin bir parçası olarak görülmüştür.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Köy Enstitüleri'nin kurucuları olan İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel ile ziyaret ettikleri Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde bir kız öğrenciyi dinlerken.
İsmet İnönü, Köy Enstitüleri’nin kurucuları olan İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile birlikte ziyaret ettikleri Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde bir kız öğrenciyi dinlerken.

Köylüyü sosyal ve ekonomik açıdan şehirlinin seviyesine çıkarmak

Pakize Türkoğlu: Beş yıllık eğitimini tamamlayan öğrencilerin Köy Enstitüleri’ne alınmasında eğitimde fırsat eşitliği yaratmak ve köylüyü sosyal ve ekonomik açıdan da şehirlinin seviyesine ulaştırmak gayesinin güdüldüğü görülmektedir. Köy Enstitüleri sisteminin işleyişinde birtakım sorunlarla karşılaşılmıştır. Bu sorunlar arasında; ekonomik, uygulanan eğitim programı ile ilgili ve siyasi sorunlar yer almaktadır.

Köy Enstitüleri kurulduğunda deneme dönemi diye adlandırılan 1943’e kadar olan dönemde 3803 Sayılı Yasa doğrultusunda ders programları hazırlanarak, denenerek uygulanmıştır. 1943 programı ise Köy Enstitüleri’nin amacına uygun olan, derslerin tarım-teknik ve kültür dersleri olarak kısımlara ayrıldığı ve üretime dayalı eğitimi gerçekleştirmeyi amaçlayan bir programdır. Ancak çok partili döneme geçiş aşamasında Köy Enstitüleri birçok politik eleştirilerin odağı olmuş ve ilk ödününü 1947 öğretim programıyla vermiş, hedefinden sapma göstermiştir.

1943 öğretim programındaki üretime dayalı iş ilkesi ile Köy Enstitüleri’nde öğrencilere gittikleri köylerde uygulayabilecekleri işler öğretilmiş, yanlarında götürecekleri araç-gereçler bunlara göre planlanmıştı. Köy Enstitüleri’nin uygulama okulları ve uygulama köylerinde gerçekleştirdikleri faaliyetler bu kurumlarda eğitime ne kadar büyük önem verildiğinin kanıtıdır.

hasan ali yücel
Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Köy Enstitüsü öğrencileriyle.

Köy Enstitüleri’nde gerçekleştirilen bu uygulama günümüz eğitim sisteminde kendisine “staj” olarak yer bulabilmiştir. Köy Enstitüsü öğrencilerinin bu uygulama alanlarında elde ettikleri bilgi birikimleri, ileride görev yapacakları yerlerde karşılaşabilecekleri sorunları çözme konusunda onlara yardımcı olmaktadır.

Köy Enstitüleri döneminde, başarılanlar arasında ekonomik bir şekilde yapımı gerçekleştirilen okul binaları, işlikler başta gelmektedir. İmece yöntemi sayesinde İkinci Dünya Savaşı’nın neden olduğu kıtlık ve ülkemizde yaşanan sıkıntılara rağmen Köy Enstitüleri’nde yapılan tarım sayesinde ihtiyaç fazlası üretim yapılmış, bu ihtiyaç fazlası üretim ile köylüye ve devlete yardım edilmiştir.

Köy Enstitülerinde öğrenciye yetki ve sorumluluk verilerek onların kişiliğinin geliştirilmesine çalışılmış ve ileride köye gittikten sonra karşılaştığı güçlükleri başarabilecek yetenekleri kazanması sağlanmıştır. Tüm bu özellikleri kazandıktan sonra köye öğretmen olarak giden Köy Enstitüsü mezunları, köylerde öğrencilerden başlayarak aileye kadar ulaşan bir eğitim ortamı yaratmışlardır.

Pakize Türkoğlu kimdir?

pakize türkoğlu köy enstitüleri


Pakize Türkoğlu, 1927 yılında Antalya, Gazipaşa, Göksenir Yaylası’nda doğdu. Köyünde okul olmadığı için, ilköğrenimine başka bir ailenin yanında kalarak, Gazipaşa Bucağı’nda başladı. 1938’de Alanya İlkokulu’nu, 1944’te Antalya Aksu Köy Enstitüsü’nü, 1947’de Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü bitirdi. İlk, orta ve yüksek öğretim kurumlarında yönetici ve öğretmen olarak 35 yıl çalıştı. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi iken, 1985’te emekli oldu. Bir süre Özel Ortadoğu Lisesi ve Koç Özel Lisesi’nde Eğitim Danışmanı ve Rehberlik Uzmanı olarak çalıştı. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın Genel Yönetim Kurulu’nda ve İstanbul Temsilciliği’nde bulundu. 1998’de, Tonguç ve Enstitüleri adlı yapıtıyla, Türkiye İş Bankası “Toplum ve İnsan Bilimleri” büyük ödülünü aldı. Dergi ve gazetelerde, kültür ve eğitim konularında yazılar yazmaktadır.

‘Köy Enstitüleri: Türkiye’nin özgün eğitim modeli’


Atilla Ay, 15 Temmuz 1991 Antalya Gazipaşa doğumlu. Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji mezunu. Rusça ve İngilizce biliyor. Blog yazarlığı yaptı. Güncel konularla ilgili araştırma yazıları yazıyor.