İnsan olmanın sırrı: Kendini bilmek

6’ncı yüzyılda yaşayan ve halkın kendini tanrılaştırdığı Yedi Bilge arasında yer alan Spartalı Khilon tarafından ilk kez Delfi’deki Apollon Tapınağı’na yazılmıştır şu sözler: “Kendini Bil.”

kendini bilmek insan

Khilon’dan sonra gelen öteki düşünürler bu sözden önemli ölçüde etkilenirler. Platon ise Khilon’un kullandığı bu sözü şöyle şekillendirir: “Sadece bir insan olduğunu bil.”

Aristoteles’e göre bütün insanlar bilmek ister. Bu varoluşun getirdiği insan gereksinimlerinin en temelidir. İnsanoğlunun varlığını sürdürebilmek, kendini var edebilmek ve kendine bir dünya kurabilmek içindir bilme çabası.

Sokrates, iki sözcüğün buyruğundan oluşan “Kendini Bil” sözünü söylerken insan için bilginin önemine ve bilme uğraşının kendini bilmekle olan bağlantının etik sorunları da kapsadığına işaret eder.

Burada önemli olan şudur: Bilginin olmadığı yerde ciddi bir bilgisizlik vardır. Dünyada pek çok sorun insanın bilme konusunda kendini hem yetersiz hem de geliştirememiş olmasından kaynaklanmaz mı?

Bu nedenledir ki, insanın en büyük yanılgısı, aslında bildiğini sanmasıdır. Sokrates’in dostlarından biri bir kahine, insanların en bilgesinin kim olduğunu sormuş. Kahin aniden “Sokrates” diye yanıt vermiş. Oysa Sokrates: Bildiğim tek bir şey var, o da hiçbir şey bilmediğimdir, diyen biridir. Mesaj Sokrates’e ulaşınca filozof ondaki hikmeti ortaya çıkarmak için insanları sorgulamaya başlamış. Sonunda kahinin söylediğinin doğru olduğunu anlamış. Çünkü görmüş ki insanlar hayatın anlamıyla ilgili sağlam bir kavrayıştan yoksun olduklarını gibi, bu durumun farkında bile değillermiş.

Peki, insan neyi bilmeli, neyin izini sürmeli?

Aristoteles’in deyişiyle, insanın bir işi vardır. Onun işi sadece yaşamak değil, kendine özgü bir yaşam, yani akılla bağlantılı bir eylem yaşamı. Akılla, iyi ve güzel bir biçimde yapılan eylemlerden, yani ruhun erdeme uygun etkinliğinden gelen bir yaşam sürmektir. Böylece insan, kendine özgü bir canlı olmanın ötesine geçerek insan olmak zorundadır.

Bu da, Kendini bil, iyi bir insan olmak için doğru ve adil ol. İnsanı erdemli kılan bilgelik, ölçülülük ve yürekliliktir. Bilgelik, kesinlikle çok şey bilmek, çeşitli kaynakların bilgilerini elde etmek ya da gözlem yoluyla deneyimler biriktirmek demek değildir; bilgelik, belli bir zihinsel olgunluğa erişmek, sorgulayıcı bir tutumla sahip olunan bilgileri anlamlı ve sağlıklı kullanabilmek, yaşamı iyi değerlendirip doğru ve anlamlı bir şekilde yorumlayabilmektir. Bilgelik, sadece bir yaşama sanatı, uygun ve doğru eylemde bulunmak, aşırılık ya da ölçüsüzlükten sakınmak, felaketleri büyük bir metanetle karşılamaktan ibaret bir ahlak kavrayışı ya da moral duruşu değildir. Bilgelik tüm olup bitenlerin nedenlerine dair sağlam bir kavrayış, hayatın anlamına da derinlikli bir bakış açısı ve düşünüm anlamına gelmektedir.

Bugünün dünyasında ise insan Kendini Bilmek’ten öte Kendine Gelmeli’dir. Akıl, yalnız eski çağlardaki insanlara özgü değildi. O insanlar da önce kendilerini eğitebilmek için var gücüyle bilginin peşinden koştular, merak ettiler, araştırdılar, sorguladılar, şüphe duydular. Sonunda insanlığa yararlı olabilecek şekilde hizmet ettiler. Düşüncelerini ahlaki ve etik anlayış üzerinden yürüttüler. Adaletten, eşitlikten, insanın ruhi olgunluğu olan erdem’den yana oldular ve bu ana kavramların bilgisini ortaya koymayı amaçladılar. İyi ve mutlu yaşamanın ne olduğu ve nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalıştılar. Bugün onların bazı bilgilerine ulaşabiliyoruz, yüzyıllar öncesi kaynaklara.. Ama ne kadar etkili olabiliyor siz karar verin…

image

Protagoras’ın dediği gibi, her bir şey bana nasıl görünürse benim için böyledir, sana nasıl görünürse yine senin için de öyle. Her şeyin ölçüsü insan’dır.

Dünyanın her zaman savaşılması gereken temel sorununun ve kötülüklerin temelinde yatan şeyin bilgisizlik olduğunu biliyoruz.

En basitinden sağlık, temizlik, doğru ve dengeli beslenme gibi günlük yaşamın sıradan işlerinden; eğitimdeki bilgisizliğin yol açtığı üzücü sonuçlara kadar görebiliriz. Bilginin sınırlarını aşan bilgisizlik de bugün tehlike arz etmektedir.

Eski Çağ’da Empedokles’in doğanın yapısını oluşturan dört temel öğesi toprak, su, hava, ateş bugün tüm canlıları ve insanı yaşatan doğa olmaktan çıkmış gibidir. Etik kaygı duymadan uygulanan teknoloji hem insani değerlere zarar vermiş, hem de doğayı ve doğal olmaktan uzaklaştırmış ekosistemin çökmesine yol açmıştır. İnsanın doğayla ilişkisindeki bozulma aynı zamanda insanın insanla olan ilişkisini de olumsuz yönde etkilemektedir.

Durum böyleyken insan için Eski Çağ’dan beri aranan “iyi ve mutlu yaşamın” koşullarına ne oldu?

Doğa bozuldu, insan bozuldu, denge bozuldu. İnsanoğlu üzerinde doyumsuzluk arttı. Daha çok istemek, daha çok sahip olmak arzusu insanın kendini bilmesinin önüne geçti. Acaba ilerlemek mi gerilemek midir bunun adı? Tarihe nasıl bir damga vurmak üzereyiz?

Savaşları, çatışmaları, kinleri, öfkeleri, kötülükleri, ayrımları çıkaran insandır. Silahları, bombaları üreten, mayınları döşeyen de insan… Hükmeden, sömüren, zehirleyen de insan, zulmeden, haksızlık yapan da…

Hangi bilgi insanı yapar bunu,
Kendini bilen insan mı?
Kendini bilen insana ne oldu,
İnsan kendindeyken zamanın neresinde kaldı?

Önceki yazıAgatha Christie’nin Türkiye’si
Sonraki yazıKim Teslim Neye Kul?
İnsanın en büyük pratiği kendi hayatıdır, derler. Deneyimlerimizden çıktığımız yolculuğumuzda her durakta ve her yolda hayatın anlamına dair edindiğimiz her doktrin muazzam mucizelerle dolu biz insanlara münhasırdır. Benimse en büyük meramım, derin bir insan sevgisi ve anlayışı, bütün insanlara duyulan kardeşlik ruhu; insanların mutabakat içinde olmaları, dünyayı daha iyi algılayıp, daha yaşanılır bir yer olmaya muktedir, düşüncelerin özgür, barışın ve insanlığın hüküm sürdüğü, çocukların mutlu yaşadığı bir dünya inancı ve de hayalidir. Yazmaksa, olup bitenler karşısında herkesin sesi olmak, kıyılardan geçip, sokağın en işlek caddelerinden dokunmaktır hayata... Hayatın kendisine karışmak, düşünceye biat etmek demektir. Varoluşun en derin sebebidir yazmak...