Türkiye’nin Anayasa Sorunsalı

Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında yapılan anayasalar ile neler yaşandı? Bugün, hak ve özgürlükleri güvence altına alacak, cumhuriyeti ve hukuk devletini koruyacak, demokrasiyi kuvvetlendiren bir anayasa nasıl olmalıdır?

anayasa komisyonu meclis

Anayasa, toplumun ülke üzerinde bulundurduğu egemenlik haklarının, bireylerin sahip olduğu toplumdan ayrı olan temel hakların hangi şartlar altında devlet himayesine bırakılabileceğini belirleyen ve toplumsal birer sözleşme olma özelliği taşıyan temel kanunlardır. Devleti oluşturan ana kurumların ne şekilde işleyeceğini belirlerler. Genel olarak devletin işleyiş şeklinden, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinden ve bireylerin topluma olan ödev ve görevleri ile yasama, yürütme ve yargı gibi anayasal organların işleyişlerini açıklayan bölümlerden oluşurlar.

Anayasalar modern çağın bir ürünü olarak ortaya çıkmışlardır. Devlet iktidarına verilen yetkilerin sınırlandırılması ve siyasi iktidarın kendi isteklerine ve çıkarlarına göre hareket etmesini engellenmesi isteği, anayasa kavramının doğmasındaki iki temel nedendir.

Dünyada anayasacılık hareketleri 18. yüzyıl sonlarında başlarken bu hareketlerin etkisi Osmanlı İmparatorluğuna 19. yüzyıl başlarında ulaşmıştır. Türkiye’nin anayasal süreci 1808 yılında merkezi otoriteyi taşrada hâkim kılmak amacıyla Osmanlı Devleti ile Rumeli ve Anadolu ayanları ile imzalanan Sened-i İttifak ile başlamıştır. Devlet iktidarı ilk defa bu belge ile sınırlandırılmıştır. Senedi-i İttifak ile başlayan anayasal süreç 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ve 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanı ile devam etmiştir.

osmanlı mebudan meclisi kanuni esasi meşrutiyet

1876 yılında kabul edilen ve anayasal özellik taşıyan bir belge olmaktan çok, şekli anlamda bir anayasayı yansıtan Kanun-i Esasi kabul edilerek Osmanlı Devleti’nin yönetim şekli, meşrutiyet yönetimi şekline çevrilerek padişahın mutlak haklarında kısıtlamaya gidilmiştir. Fakat bu kısıtlama, günümüz demokratik kısıtlamalarından çok uzaktır. Kanun-i Esası döneminin en önemli olaylarından biri olan Osmanlı – Rus Savaşlarının başlaması ile birlikte Kanun-i Esası yürürlükten kaldırılarak devletin yönetim şekli yeniden mutlak monarşi yönetimine çevrilmiştir. Bu durum 1908 yılında çıkan askeri ayaklanmaya ile  önemli değişiklikler yapılarak Kanun-i Esasi’nin tekrar yürürlüğe konulmasına kadar devam etmiştir. İlk Kanun-i Esasi’de, meclis padişaha karşı sorumlu iken, yapılan değişikler sonrasında padişah meclise karşı sorumlu duruma gelerek yetkileri büyük ölçüde sınırlandırılmıştır.

osmanlı anayasası

1914’te başlayan Birinci Dünya Savaşı sonundan Osmanlı devletinin yenik sayılması ve 12 Mart 1920’de gerçekleşen İstanbul’un işgalinden sonra meclis son kez toplanarak kendi kendisini feshetmiştir.

Bu sırada 1919 yılında Anadolu’da başlamış olan Kurtuluş çalışmalarının ve Osmanlı Devletinin resmi yönetim organı olan meclisin kapatılmasının bir sonucu olarak kurulan ve Türkiye’nin temelini oluşturan yeni siyasi örgütlenme ile birlikte, anayasa tarihimizin bir sayfası kapanmış ve ikinci sayfası açılmıştır. 23 Nisan 1920’de milletin iradesini temsil edecek olan yeni meclisin açılmasının ardından başlayan anayasa çalışmaları 1921 yılı başına kadar sürmüş ve 20 Ocak 1921 tarihinde yeni ülkenin yeni anayasası kabul edilmiştir.

1921 Anayasası

Anayasa Hukuku Doktrinine göre 1921 Anayasası Cumhuriyetin ilanından önce kabul edildiği için bir geçiş dönemi anayasası sayılmaktadır. 1921 Anayasası kendisinin diğer kanunlardan üstün olduğuna dair herhangi bir hüküm içermediğinden dolayı yumuşak bir anayasa olma özelliği taşır. Milli Egemenliğin millete ait olduğunu açık bir şekilde belirtir. Yasama ve yürütme kuvvetlerinin meclisin üzerinde toplandığı belirtilirken, yargı sistemi hakkında herhangi bir düzenleme yapılmamıştır; fakat uygulamada meclis aynı zamanda yargı organının görevini de üstlenmiştir. Bu yönüyle 1921 Anayasası’nda kuvvetler birliği ilkesi benimsenmiştir.

1. meclis bmm tbmm kurucu meclis 1921 anayasası

1924 Anayasası

Birinci meclisin görev süresinin tamamlanması ve seçimlere gidilmesinin ardından ilan edilen Cumhuriyet ile birlikte, yeni bir anayasa ihtiyacı ile karşı karşıya kalınmıştır. 1921 Anayasasından farklı olarak 1924 Anayasasında  Anayasanın Üstünlüğü ilkesi açık olarak kabul edilmiştir. Fakat kanunların uygunluğunu denetleyecek bir yüksek mahkeme olmadığından dolayı bu ilke, pratikte etkisiz kalmıştır. Değiştirilme şekli ve içerdiği değiştirilemeyen özel maddeleri sebebiyle katı bir anayasa olduğu kabul edilir. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bu anayasada da açıkça belirtilmiştir. Yargının bağımsız mahkemeler tarafından yürütülmesi gerektiğini açıklar. 1924 Anayasası temel hak ve özgürlükleri de düzenleyerek, bunlar için yargısal güvenceler de getirmiştir. 1924 Anayasası, Çoğunlukçu Demokrasi anlayışını benimsediğinden azınlık haklarını koruyamamıştır.

1960 darbesi

1961 Anayasası

Dönemin çalkantılı siyasal gidişatına son veren 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile Türkiye kendisini bir anda siyasal bir boşluğun içerisinde bulmuştur. Ordu yönetime el koyarak, dönemin birçok siyasilerinin ve hukuk insanlarının özgürlüklerini kısıtlamıştır. Askeri Müdahalenin ana sebebin ise yapılan demokrasi ihlalleri olduğu öne sürülmüştür.

1961 yılının başında kurulan Kurucu Meclisin gözetiminde yeni anayasa çalışmaları başlatılmıştır. 1961 Anayasası “Anayasanın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını” kabul eden katı bir anayasadır. 1961 Anayasasında halkçılık, devletçilik, inkılapçılığa yer verilmemiştir. Milliyetçilik ilkesi ise “Milli Devlet” adı altında düzenlenmiştir. 1961 Anayasası egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu belirtmesinin yanı sıra “insan haklarına dayanan devlet”, “demokratik devlet”, “sosyal devlet”, “hukuk devleti” gibi yeni temel ilkeler de getirmiştir. 1961 Anayasasında temel hak ve özgürlüklere diğer anayasalara kıyasla daha geniş yer verilerek, temel hak ve özgürlüklerin nasıl korunacağı sorununu çok güvenceli bir sistem ile düzenlemiştir. Çoğunlukçu demokrasi anlayışından, çoğulcu demokrasi anlayışına geçilmiştir.

1961 Anayasası her ne kadar özgürlükçü bir temele ve tam bir demokrasi arayışına bağlı olarak oluşturulmuş olsa da zoraki bir müdahalenin sonuncunda oluşturulduğu için siyasi çalkantılara son verememiştir. Ve bu çalkantılar ordunun yine devlet yönetimine müdahale etmesine yol açmıştır. 12 Mart 1971 tarihinde Genelkurmay tarafından yayınlanan ve yarım darbe diye nitelendirilen muhtıra sonrasında 1961 Anayasasının ana metninde birçok değişikliğe gidilmiştir. Bu değişiklikler, anayasanın ilk metnini şekillendiren demokrasi ve özgürlük anlayışına karşı yapılmış olan değişikliklerdir ve anayasal birçok olgu üzerinde sınırlandırılmalara gidilmiştir. Temel Hak ve Özgürlükler, Yargı kısıtlanırken yürütme organı ve ordu güçlendirilmiştir.

Fakat yapılan bu değişiklikler de tırmanan terör ve siyasal şiddet olaylarının önüne geçememiş ve ülkede siyasal bir kaos yaşanmasına sebep olmuştur. Bu kaos 12 Eylül 1980 tarihinde yeniden ordunun ülke yönetimine el koymasına kadar devam etmiştir.

12 eylül 1980 darbesi kenan evren

1982 Anayasası

12 Eylül Askeri Müdahalesi emir ve komuta zinciri içerisinde Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının yönetiminde bir bütün olarak gerçeklemiş ve Türkiye, 29 Haziran 1981’de yeni bir anayasa hazırlanması için bir Kurucu Meclis kurulmasına kadar ordu yönetiminde kalmıştır.

1982 Anayasası, ülkenin içinde bulunmuş olduğu siyasi kaosun bir sonucu olarak katı ve serttir. Çok ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Devlet otoritesini güçlendirmeyi amaçlamış ve kamu yararını, kişi yararından önce tutmuştur. Daha az katılımcı bir demokrasi anlayışı getirilerek kişileri siyasetten uzaklaştırmayı amaçlamış ve  idarenin otoritesi güçlendirilmiştir.

1982 Anayasası üzerinde günümüze kadar bir çok değişikliğe gidilerek katı yapısı yumuşatılmaya, kişi hak ve özgürlükleri genişletilmeye çalışılmıştır. Fakat Anayasa her ne kadar yapılan değişiklikler ile yumuşatılmış olsa da Cumhuriyet’in ilanından itibaren gerçekleşen anayasal hareketlerdeki yoğun askeri dokunuşu taşıdığından dolayı özünde tam demokratik ve tarafsız bir yapı taşımamaktadır.

***

Yeni bir anayasaya ihtiyaç var mı?

Geçmişten günümüze yürürlükte kalmış olan tüm anayasaların taşıdığı yoğun askeri dokunuşlar, demokrasi anlayışının ülkemizde tam anlamıyla oturamamasına ve ortaya çıkan her siyasi tıkanıklıkta çözüm arayışının yine sert yapıya sahip olan askeri müdahalelerde aranmasına sebebiyet vermiştir. Yakın Türkiye tarihine bakıldığında bu çok net bir şekilde görülmektedir.

Herkesin artık kabul ettiği gibi, ülkedeki siyasi karışıklıkların hepsine son verecek yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır. Şimdiye kadar dört kere sil baştan yapılmış olan ve hala yeterli gelmeyen anayasalar da ihtiyacın ne kadar büyük olduğunun kanıtıdır. İhtiyaç duyulan yeni anayasanın temel hak ve özgürlüklere büyük ölçüde önem veren, kamu yararı ile kişi yararını dengeleyen, cumhuriyeti ve hukuk devletini koruyan, demokrasiyi kuvvetlendirici ve tüm siyasi tıkanıklıkları çözebilecek özelliklere sahip bir anayasa olması gerekir.


Fakat bu düşünce adil ve istikrarlı bir siyasi iktidar olmadan ütopik bir düşünce olmaktan daha ileri gidemez. Demokratik ve sivil bir anayasaya sahip olabilmemiz için ilk adım olarak önce milli iradeye dayalı olan ve ne olursa olsun toplumun her kesiminin haklarını objektif bir şekilde koruyup kollayacak bir siyasi iktidar eksikliğini gidermemiz gerekiyor. Bu eksiklik giderilse bile istenilen anayasaya kavuşulabilmesi için yürütülecek olan anayasa çalışmalarının objektif ve şeffaf olması gerekli.

Eğer çok uzun yıllardır devam etmekte olan ve hala tam anlamı ile doldurmayı başaramadığımız siyasi boşluğu doldurabilirsek, milletimiz için kalıcı, demokratik ve en önemlisi askeri etkilerden uzak sivil bir anayasa umudu olabilir. Aksi takdirde kaç tane anayasaya hayat verilirse verilsin, hiçbiri uzun ömürlü olmayacak ve biz her anayasada demokratik ifade edilebilirliğimizi ve milli egemenliğimizi biraz daha kaybedeceğiz.

* Kaynakça : Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuk Dersleri, Ekin Yayınları, Ağustos 2011