Bir Kalp Ağrısı Hikayesi

Neden mi yazının adı Bir Kalp Ağrısı Hikayesi? Çünkü ben bir Organ ve Doku Nakil Koordinatörüyüm. Mesleğim bu benim, kalp ağrısı bir işim var. Bir dehlizde gibi, bir labirentte… Ama buruk, ama umutlu, kah ağlatan, kah güldüren… Sizin için kalp ağrısı hikayeleri olan biz organ nakil koordinatörlerinin bakış açısından bir pencere aralamak istiyorum.

organ doku bağışı nakli

Benim yazım bir edebi eser değil, belki de yazabileceğim en gerçekçi yazılardan biri. Çünkü içinde gerçek insanlar, gerçek hayatlar, gerçek acı ve mutluluklar, gerçek hikayeler var. Hayata dair ne varsa hepsini deneyimleyebilen organ nakil koordinatörlerinin gözleriyle bakmanız için yazıyorum. Çok gerçekçi, çok dramatik… Bazen mutluluk da var, gülen gözler de ellerinize kapananlar da yaşama dair umudu, aldıkları organla taa içlerinde taşıyan güzel insan manzaraları da…

Birileri bizimle mesleğimiz nedeniyle tanışıyorsa, bilin ki karanlıktadırlar. Ama nasıl bir karanlık? Biz iki türlü karanlıkta kalmış insanlarla karşılaşırız. Bir grup var ki; çok hasta, çok ıstırap içinde. Organ nakli bekliyor, yaşamla ölüm arasında gidip geliyor. Onlar; umutla birilerinin kendilerini hayata döndürmesini, sağlıklı ve mutlu olmayı bekliyorlardır. Karanlıktadırlar ışık aramaktadırlar. İşte biz tam oradayızdır. Onlara umut olmaya çalışırız.

Organ bekleyen o hastaları görmenizi istemem, söylediklerini duymanızı istemem. O bekleyenlerin tarifsiz kederlerini… Bir o kadar da umutla bekleyişlerini. Boşluğa takılıp kalan dua mırıltılarını… Düşünsenize organ bekliyorlar, belki de çare bulunamazsa ölecekler!  Beklemektedirler işte… Ne yapacaklar ki? Sadece beklerler… Beklerler… Düşünmeye dua etmeye korkarlar. Neden mi? Çünkü birilerinin acısıdır ancak ve ancak onları hayata bağlayacak olan organın nedeni. Bu yüzden düşünmezler, dua etmezler sadece beklerler, telefonun başında hem de uyumaya korkarak beklerler. Belki bir haber gelir de duyamayız diye nöbetleşe uyuyan aileler bilirim. İşte umutla bekleyenlerden biridir onlar da.

Bir başka grup daha vardır ki yakınının yattığı yoğun bakımın kapısında ümitle iyileşmesini bekliyordur. Ama beklediği olamamıştır ve doktorlar acı haberi verir, yakınının “beyin ölümü” gerçekleşmiştir. Yani ölmüştür ve sonsuza dek ondan ayrılmıştır. Karanlıktadır, çünkü sevdiğini kaybetmiştir. İşte biz de aynı zamanda oradayızdır. Onlara umut bekleyenler adına soru sormaya “umut vermek, hayat bağışlamak ister misiniz ?” demeye çalışırız. Sadece demeye çalışırız, çünkü böyle bir şeyi söylemek kolay mıdır? Belki de bazılarımız onların pozisyonunda da kalmışızdır. Zor kararlar vermişizdir. Yakınlarımızı kaybettiğimiz olmuş, görüşme yapılan aile konumuna da geçmişizdir.

Nasıl bir meslek değil mi? Gelin de kalp ağrısı demeyin. Biz bir nevi onların buluşma noktası oluruz. Bir telefon gelir bize, birinin ölüm haberini verirler. “Beyin Ölümü” gerçekleşen, yani ölen biri vardır. Birileri bekliyordur, ağlıyordur, yakınlarını kaybetmenin acısıyla belki de dövünüyor, ağıtlar yakıyordur. İşte kelimelerin bittiği o andır; O an!.. Biz o acılı günlerinde karşılarına çıkarız. “Kader” deriz, “başınız sağ olsun” deriz. Onlarla acılarını paylaşmaya çalışırız (sanki başarabilecekmişiz gibi) ve onlara bir seçenek sunarız. Sevdikleri varlık toprak olacaktır. “Toprak olmasın, can olsun ne dersiniz?” deriz. “Evet” diyen de olur, “hayır” diyen de. Bir serüven ya böyle başlar ya da böyle biter. Tercih de onlarındır artık söz de onların.

Bir insan ölümüyle öyle insanlar bırakır ki arkasında, sessiz çığlıklar atan da vardır, sonsuz yakarışlarla iç çeken de sabır çeken de acıyı dibine kadar yaşayan da…..

Biz koordinatörler organ bağışı için öyle aile görüşmeleri yapmışızdır ki yazsak kalem yetmez, kelimeler kifayetsiz kalır.

Ne babalar gördük ki “daha oğlum askere gitmemişti” dedi.

Nice anneler “canımın içi yavrum gitti” diye feryad etti.

Ne eşler gördük ki daha sevdiceğine doyamamış.

Ne evlatlar ki anne babasının ayrılışına başkaldırdı.

Ne kardeşler gördük ki içindeki fırtınayı dindirmek için yapacağı bir şeyler aradı.

Evet, biz koordinatörler ne aileler gördük ki görüşme odasından çıktığımız da bizden bir parça da onlarla ağlıyordu.

Kendi adıma bizden özür dileyen aile bile gördüm. “Çok özür dileriz, ama yavruma kıyamıyorum. Daha bir yaşındaydı daha çok masumdu. Biliyoruz organ bağışı çok mukaddes ama özür dileriz yapamıyoruz” diyen babanın sesi hala kulaklarımda.

Ama umut bekleyenlere umut olabilmek için cesaretli davranan, organ bağışında bulunan ve bunun bir erdem değil, herkesin yapması gereken bir vazife olduğunu söyleyen aileler de gördüm. Yakınlarının organlarını taşıyan, hastalarla buluşan, yeni hayatlarında buluşan aileler de. İşte o yüzden bizim meslek biraz kalp yangını, biraz kalp ağrısı.

Affınıza sığınarak okuduğum bir ölüm tarifini burada belirtmek istiyorum: “Ölüm denen hikaye, beş dakika sonra adın cenaze.” Sonuçta ölen gidiyor, yapacak hiçbir şey kalmıyor, bir kulun gücü yetmez ki ölümü durdurmaya. Acı büyük, acı yıkıcı, acı kalanlar için büyük bir zelzele… Ama belki de umutla bekleyen, ölümün kıyısında dolaşan insanları yaşama döndürmeye vesile olmak büyük bir teselli. Bu sadece benim fikrim değil, organ nakil koordinatörlüğü yapan ve organ bağışında bulunmuş ailelerle uzun görüşmeler yapan arkadaşlarımın gözlemidir ki; yakınlarının organlarını bağışlayan aileler sevdiklerinin bir parçasının başka bedenlerde yaşadığını bilerek büyük bir teselli duymaktadırlar. Yaşama dair birilerine umut olmaya vesile olabilmek hem büyük bir erdem hem de büyük bir iç huzuru demek olabilir. Elveda derken insanların yüreğinde bir yer bırakabilmek, bir imza olabilir.

İşte biz koordinatörler kötü haber vermenin ıstırap dolu dakikalarında var olmak zorunda kalırız. Çünkü bekleyen hastaların gözlerinde ışık görmek isteriz. İçimizde yakınını kaybeden kişi pozisyonunda olan, nakil olan, yakını nakil bekleyen ya da olan yok mu? O da var. Hayat zaten öyle değil mi?

Biz çoğu zaman gün ışığına hasret yaşarız, fiziksel yorgunluğumuz da vardır ama ruhsal yorgunluğun yakınından bile geçemez. Ölümden hayata uzanan çizgiyi hatırlatmaksa amacımız; birileri giderken birilerine yaşamı vaat etmekse tek gerekçemiz, acıları ve yaşananları içimize gömeriz. Yükümüz çok ağırdır, hem de çok… Ama organlarıyla başkalarına hayat verenleri ve onların yüce gönüllü ailelerini düşününce yorgunluğumuz uçar gider. O kahramanlar acılarına rağmen yanan yüreklere su serptiler. Bir anneye çocuğunu ya da bir çocuğa babasını bağışladılar.

Bir son yazmak gerekiyorsa bu yazı da; öncelikle organları bağışlanan başka canlarda yaşayan donörlerimizi rahmet ve minnetle anmak istiyorum. Sonra yakınlarının organlarını bağışlayarak insanlık kelimesine anlam katan o donör ailelerine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Unutmadım hastaları iyileştirmek adına canını dişine takan tüm hekim, hemşire, teknisyen ve tüm sağlık personelini. Hepinizin ellerinize sağlık, yüreğinize sağlık. Ama pek değerli, özverili, gecesini gündüzüne katarak aşkla bu işi yapan, ailesiyle geçireceği iyi, özel ya da zor günlerinden fedakârlık ederek karşılıksız bu işe gönül veren tüm organ nakil koordinatörü olan meslektaşlarım ve siz cefakar aileleri iyi ki varsınız. Siz olmasaydınız bu hayat çekilmez olurdu.

Organ nakli bekleyen ve organ nakli olan hastalar adına siz de: “Ne olur organlarınızı bağışlayın, çaresiz insanlara çare olun, siz umut olun.”

Vedayı ölümü çok güzel yorumlayan Özdemir Asaf’ın şiiri yapsın. Ölmek mi zor? Kalmak mı zor?


Ölümün yükselişi ve çöküşü

Ne zaman bir yakını ölse birinin,
Onu ilk-ölüm sanır kalır o.
Ne zaman bir sevdiği ölse birinin,
Onu en-ölüm alır kalır o.
Ne zaman bir saydığı ölse birinin,
Onu hep-ölüm bulur kalır o.
Ne zaman bir-bildiği ölse birinin,
Onu son ölüm sayar kalır o.
Ne zaman bir umduğu ölse birinin,
Onu yok-ölüm duyar kalır o.
Ne zaman bir her şeyi ölse birinin,
Kendini ölümlerle yaşar kalır o.
Ne zaman bir kendisi ölse birinin,
Ölümlerde kendini yaşar kalır o.

Özdemir Asaf