Makarna İle Hukukun Savaşı

AKP, 2015 Kasım seçimlerinde güçlü bir oy oranı ile tekrar iktidarı ele aldı. Peki 13 yılda AKP’nin kendi döneminde onca olay yaşanırken AKP bu seçimden nasıl bu kadar güçlü çıktı?

makarna seçimi seçim 1 kasım seçimleri 2015 akp

Makarna ile hukukun savaşı

1 Kasım seçimlerinin ardından sorgulanması, araştırılması, analiz edilmesi gereken çok şeyin olduğu ortaya çıktı…

Kabul edelim ya da etmeyelim AKP sandıkları patlattı! Ne kadar demokratik olduğu tartışılsa da AKP, bu seçimden rakipleri olan, köklü geçmişe sahip CHP ve MHP’nin bir kez daha önünde yarışı bitirdi. AKP iktidarı böylece tekrar rüşdünü ispatlamış oldu!


Peki bu seçimlerin, yani 1 Kasım seçimlerinin sizce sosyolojik, kültürel yönden incelenmesi gerekmiyor mu?

1 Kasım seçimlerinde bir seçim hilesi yoksa; ki buna yönelik somut bir şüphe görünmüyor, o halde AKP’nin bu zaferi nasıl değerlendirilmeli?

Düşünün HDP bu seçimde 1 milyon oy kaybetti. AKP’nin onursal lideri diyebileceğimiz Erdoğan seçimlerden önce keskin bir manevra yaparak “Kürt sorunu yoktur!” demiş ve Türk milliyetçilerinin oylarına yönelmişti. Tespitlerim doğrultusunda da bu milliyetçilerin oyunun bir kısmını alarak AKP’nin oy oranını % 42 – 43 bandında olacağını düşünüyordum; ancak oyunu % 49’lara kadar çıkardı. MHP’nin 2 milyon oyunun, yani % 4’lük oyunun çoğunu aldı. İlginç olan şu ki AKP; Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur!” söylemine rağmen muhafazakar olan Kürt seçmeninin de oylarını tekrar geri aldı. Bu yüzden bu seçim, sosyolojik ve kültürel yönden analiz edilmesi gereken bir seçim oldu.

Tabi sadece bu yönden mi? Hayır…

AKP hatırlanacağı üzere daha önceki seçimlerde, seçimi kazanabilmek için makarna, kömür dağıtarak da seçimlerden galip çıkmıştı. Hatta 2009 yılında Tunceli’de yerel seçim öncesinde elektriği, suyu olmayan köye beyaz eşya dağıtılmıştı. Bu da seçimlerde ayrı bir konu…

Değerli okurlar, bu ülkede AKP Türkiye’sinde neler olmuştu bir hatırlayalım…

2002 yılında neredeyse sıfır olan şehit sayısı 2002’den sonra hızla arttı, onlarca şehit verdik…

Ergenekon, Balyoz davası oldu, masum onlarca askerimiz, yazarımız, gazetecimiz ceza evinde yıllarca tutuklu kaldılar…

17-25 Aralık davası kapatıldı…

Deniz Feneri davası kapatıldı…


Oslo görüşmeleri ortaya çıktı, kapatıldı…

Gezi eylemlerinde gencecik insanlar hayatlarını kaybettiler…

Cemaate yakın olduğu iddia edilen kanallara hukuksuz şekilde el konuldu.

Suruç ve Ankara patlamaları oldu…

Hukuksuz şekilde onlarca hakim, savcı sürüldü…

Bunlara ekleyebileceğimiz onlarca toplumsal eylem oldu; ancak buna rağmen AKP, bugün ülkenin yarısının oyunu aldı. Burada görülüyor ki Türk toplumu için hukukun hiçbir önemi, anlamı yok ya da şöyle izah edebiliriz; “Bana dokunmayan bin yaşasın!” düşüncesi hakim… Çünkü kazanılmış, eve girmiş bir makarnanın, hukuk karşısında birkaç gömlek üstün olduğu görülüyor.

Neden?

Çünkü toplum, halk o makarnaya muhtaç edilmiştir ve o makarnanın tencerede kaynaması muhtaç hale getirilmiş halk nezdinde hukuka kıyasla çok daha önemlidir! Kim neylesin içi boşaltılmış (!) bir hukuku!..

Türk toplumu çok kez darbe gördüğü için şuan ki toplum, demokrasiyi, özgürlüğü kapıdan dışarı çıkıp iş yerine rahat gitmek olarak algılıyor. Çünkü bastırılmış, ezilmiş, apolitik hale getirilmiş bir Türk toplumu var ve toplumun öyle düşünülmesi isteniyor. O yüzden de toplumda hukuk, guguklaşmaktan öteye geçemiyor!..

Bu ülke çok tuhaf ve bir o kadar da ilginç bir ülke… Adnan Menderes’i 10 yıl boyunca iktidarda tuttu ve bir darbeyle idam etti. Kenan Evren darbe yaptı; hazırlattığı 1982 anayasası halk tarafından % 91,4 ile kabul edildi ve 30 yıl sonra yine Evren’in anayasası ile halk Evren’i yargıladı ve mahkum etti!


Dün makarna, hukuka karşı hep kazandı; seçimlerden zaferle çıktı! Şimdi de makarnayı, hukuk önünde üstün gören; makarnayı hukukla yarıştıran, savaştıran halk, bakalım gün geldiğinde neler yapacak?


 

Erdal Kişioğlu
Kişioğlu, zıt düşüncelere sahip kişilerle tartışmayı seven ve her olaya bilimsel olarak yaklaşıp, olaylara septik yaklaşmaktan kaçınmayan biridir. Olayları derinlemesine incelemeyi ve yanlışın ortaya çıkarılıp doğruya nasıl ulaşılacağı konusunda fikir üretilip bunun üzerinden felsefe yapılmasını arzulayan biridir. Etik, ahlaki ve hukuki sınırları aşmadan herkesin, her ortamda eleştirilmesi taraftarıdır. Dogmatik düşüncelerden uzak; sormayı, sorgulamayı kendisine görev edinmiş ve bunun çabası içerisindedir… Her türlü bilgi alışverişine açık; farklı görüşlerin çarpıştıkça büyüyebileceğine ve kolektif düşünsel ürünlerin ikamesinin de olabileceğine inanmakta; halk için, halk yararına olan her şeyin de yanındadır…