Medeniyet Dediğin Tek Dişi Kalmış Televizyon

Her geçen gün daha çok kişi televizyon izlemeyi bırakıyor. Gelişen teknoloji çağıyla; hızlı haber çıkarmanın doğru haber çıkarmaktan daha önemli hale gelmesi, yarattığı bilgi kirliliğiyle ana akım medyaya olan güveni sarstı. Bir haberi alır almaz önce yalan haber mi diye sorgulamadan geçemez hale geldik. 

televizyon ana akım medya sansür manipülasyon yanlı taraf havuz

Geçenlerde 1990’lı yıllarda gelişmeye başlayan ve medya sektörünü konu alan bir film izledim. ABD’nin yüksek entelektüellerinden biri olarak tanınan bir ailenin oğlu, önemli bir ulusal kanalda her hafta yayımlanan dönemin en popüler bilgi yarışmasına yarışmacı olarak davet edilir. Hem hoş siması hem de tanınmış olması, kanalın yüksek reyting toplamasını sağlar. Bunun üzerine kanal artık onu bırakmak istemez. Kalabilmesi için yarışma öncesinde cevapları verir ve yenilmez bir aday olarak dokuz ay devam etmesini sağlar. Ta ki Harvard’dan birincilikle mezun olmuş idealist bir avukat tarafından olay takip edilinceye kadar. Her şey ortaya çıkar ve genç entelektüelin sonu hüsrandır. Hem üniversitede öğretim üyeliğindeki görevinden alınır hem de kendi içinde büyük bir iç savaşla karşı karşıya kalır.

Bugünün medyası, gerek sinema olsun gerek televizyon ve radyo iletişim araçlarıyla inanılmaz bir haber portalına sahip. Özellikle de televizyon hala çok büyük bir güç. İşitsel ve görsel olarak kitleleri inanılmaz bir şekilde etkilemekte, özellikle de hızla yayılan bilgi akışı onu rakipsiz kılmakta. Bu yüzden çok dikkatli kullanılması ve medyada yer alan insanların çok etik davranması gerekliliği, hayati önem taşıyan bir konu. İnsanların bilinç düzeylerinden, ahlaki değerlerinin şekillenmesine kadar çok yüksek düzeyde bir etkiye sahip. Bu derece etkili bir araç zaman zaman reyting uğruna birçok kişiyi istediği zaman yanlış yönlendirebilen bir güç de sergileyebiliyor. Biz ne kadar bilsek de izleyerek katkıda bulunmuş oluyoruz.


Ana akım medyaya olan güven zedeleniyor

Ne yazık ki gelişen teknoloji çağıyla birlikte, hızlı haber çıkarmanın doğru haber çıkarmaktan daha önemli hale gelmesi, yarattığı bilgi kirliliğiyle birlikte ana akım medyaya karşı olan güveni sarsmaya başladı. Bir haberi alır almaz önce yalan haber mi yoksa doğru haber mi diye sorgulamadan geçemez hale geldik. Sırf yarattığı bu duyguyla haberleri bile artık dosdoğru dinlemiyoruz.

Birçok kişi için artık evinde bir televizyonun olmasının pek bir önemi yok. Çünkü yaşadığımız bilgi çağıyla birlikte bilgide de seçici hale gelindi. Bize sunulanı kabul etmek yerine kendi istediğimiz konuya göre bilgi erişimine sahibiz. Her alanın bir gurusu var artık. İsteyenler internetten o kişilere ulaşıp istedikleri konuyla ilgili bilgi edinimlerini sağlayabiliyorlar ya da televizyonun ona sunduğu dizileri değil de, kendi sevdiği filmleri izleyerek vaktini değerli kılabiliyorlar. Çünkü kimsenin fazladan harcayacak zamanı yok artık, her şey çok hızlı ilerliyor.


Bundan iki ya da üç yıl önce çok başarılı bir televizyoncu, yayın programında şunları söylemişti:

“Çok değil birkaç sene sonra diziler tutmayacak, televizyonda tutunmak zor olacak. İnsanlar eğlendirici programlar yerine daha çok kendilerini geliştiren programları izlemek isteyecekler. Bir bilgiye ulaşmak istediklerinde ise işin ehline gidecekler, herkes öyle kolay kazanamayacak yani… Sadece televizyonda da değil, reel hayatta da öyle olacak. Sadece bir işin ustası olabilenlerin kazanacağı dönemler geliyor. Dizilere gelirsek reyting toplamak adına senaryolarda bir ahlaki çöküş yaşanacak, Türk toplumuna uymayan evlilik dışı ya da saçma sapan ilişkilerin olduğu konular işlenecek ve bunun yanında çok iyi konusu olan dizilerin tutunması zorlaşacak.”

Şu geçen birkaç yıla baktığımda, diyorum ki insanlar boşuna bir yerlere gelmiyorlarmış, dedikleri bir bir çıktı. Televizyonda önceden bir yıl içinde yayına yüz dizi alınıyorsa en az 98’i tutardı. Artık öyle değil, her geçen gün birçok dizinin kaldırıldığına şahit oluyoruz. Çünkü kurunun yanında yaş da yandı, konular sarpa sarınca televizyona karşı bir bıkkınlık hali doğdu. Bunun yerine her şeyi internetten takip eder hale geldik. Bu yüzden en beğeniyle izlediğimiz diziler bile televizyondan takip edilmediği için reyting düşüklüğüne yenik düşerek yayından kaldırıldı. Birçok yarışma programı en başından elendi. Kısaca her şey bu hıza ayak uydururken televizyonun da kendini yenilemesi, geliştirmesi ve zamana ayak uydurması zorunlu bir gelişim oldu.


Çok değerli Atamız Mustafa Kemal Atatürk’ün şu dizeleriyle yazımı noktalamak  isterim:

“Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır.”


 

 

Gizem Serra Sözen
2006 yılında tanıştığım Mevlana’nın Mesnevisi ile manevi yolculuğum başladı diyebilirim. Manevi değerleri her zaman maddi değerlerin önünde tutan bir anne ve babayla büyüdüğüm için maneviyata yakın bir genç olarak büyüdüm, bu yüzden kendimi hep şanslı gördüm. Çünkü hayattaki en yakın iki rol modelim hal ehli insanlardı. Şimdi cüz-i irademle öğrendiklerimin üstüne her gün bir yenisini daha ekleyerek burada sizlerle paylaşmayı diliyorum… Söz uçar, yazı kalır… Biz en iyisi her ay yazılarda buluşalım…