Ne Seçim Geçirdik Be Arkadaş!

Türkiye, garipliğini yakasından hiçbir zaman bırakamayacak olan bir ülkeydi. Ne değişmişti 7 Haziran’dan bu yana? Neler olmuştu? Şöyle bir dönebilseydi milletin hafızası eskiye acaba ortaya neler çıkardı…

1 kasım seçim

Öğlen güneşi, sokağın gölgelerden sıyrılan kısımlarını sarı sarı parlatıyordu. Lokantalar havanın soğuk olmasına karşın dışarıya atılmış olan masalarına kadar doluydu. Etraftaki kalabalığa karşın havaya hakim olan sessizlikten, saatin öğlen tatiline geldiğini anlamak mümkündü. Salih işinden erken ayrılmış, evde biten çayı hatırlamış, yol üstündeki bir bakkaldan sevdiği marka çaydan bir paket almış, koltuğunun altına sıkıştırmış olarak evine doğru ilerliyordu.

Bakkaldan çıkarken dükkanın dışarısında duran gazete tezgahına gözü takılmış, ayak üzeri gazetelere göz gezdirmişti. Gazetedeki manşetleri okumasa, dün seçim olduğunu hatta sabahın erken saatlerinde herkesten evvel oy kullanmaya gittiğini bile hatırlamayacaktı. Salih seçim akşamlarını sevmezdi. Futbol düşkünü vatandaşların milli maçlarda uç boyutlarda heyecanlandığı gibi heyecanlanırdı seçim sonuçlarını izlerken. Geçen seçimleri gecenin geç saatlerinde yayınlanan Oscar ödül törenlerini izler gibi sabahın körüne dek takip etmiş, tüm siyasi parti sözcülerinin seçim akabinde yaptıkları ilk konuşmalarını pür dikkat dinlemişti. Ama bu seçimlerde bu huyundan vazgeçmişti.

Loading...

Türkiye’de seçimleri izlemenin, seçimlere dair kafa patlatmanın bir anlamı yoktu. Seçimlerden önce tonlarca para kazanan ve merakla takip edilen anket şirketleri, günden güne yeni bir anket sonucuyla ortaya çıkıp milletin kafasını karıştırıyordu. Ve çoğu genellikle yüzde on ila yüzde yirmi arasında yanılma payı taşıyan sonuçlardı bu anket araştırmaları. Ben yapsam, ben de yüzde yirmilik bir yanılma payı ile seçim sonuçlarını hem de hiç araştırmadan söyleyebilirim diyordu Salih içinden.

Türkiye garip bir ülkeydi. Garipliğini yakasından hiçbir zaman bırakamayacak olan bir ülkeydi. Ne değişmişti 7 Haziran’dan bu yana? Neler olmuştu? Şöyle bir dönebilseydi milletin hafızası eskiye acaba ortaya neler çıkardı.

7 Haziran akşamı seçim sonuçlarının açıklanmasının akabinde Davutoğlu bugünkü gibi Konya’daki evinden çıkıp konuşma yapacağı otobüse kadar gururla ve mutlulukla salına salına gitmemiş, daha çok bir kürsünün arkasında karamsar ve gergin bir yüz ifadesi ile bekleyenlere bir şeyler söylemiş, geleceğe dair bazı olacakların haberini vermişti. O gün alınan hüsran sonucundan sonra halka yapılacak olan bir balkon konuşması bile fazla görülmüştü. Kurucusu olduğu partinin seçimden istenilen sonucu elde edememiş olması açıkçası Cumhurbaşkanımızı da oldukça derinden etkilemiş, bir müddet ekranların karşısına çıkamayarak bu hüznünü yaşamasına neden olmuştu.

Uzun süredir tek parti tarafından yönetilmeye, siyaset meydanlarında aşırı ve keskin söylemlerin söylenmesine alışık olan ülke, o sırada bir nevi sessizliğe büründü desek yalan olmazdı ama bir tek parti hariç. HDP, tüm olup bitene rağmen seçimden galip çıkmış, bunun yanında kendine emanet edilen oyların gücü ve havası ile ekranlarda şölen düzenliyordu. Diyecek söz yoktu, sonuçta o seçimlerin tek ve en büyük galibi HDP’ydi. Ve HDP’nin beklenilenin çok üstünde bir oy ile meclise girmesi, ülkede değişik söylem ve suçlamaların doğmasına neden olmuştu. Özellikle ekrandan tanıdık çoğu sima, o dönem HDP’ye oy vermekle onur duyuyor ve dahası HDP’ye oy vermek için teşvik ediyor, hatta HDP’yi gelecek için umut olarak görüyordu. Bunun yanında AKP’yi kurulu tahtından indirmenin tek yolu, HDP’yi meclise taşımak olarak gören bir kesimin varlığını reddetmek de olmazdı.


Seçim öncesinde olan çok sesliliğe rağmen seçim sonrasında ülkeye hakim olan sessizlik, Cumhurbaşkanımızın Deniz Baykal’ı köşke çağırmasının ardından bozulmuştu. Deniz Baykal en tecrübeli isim olarak meclis görenekleri bakımından köşke çağrılan isimdi. Ama Baykal’ın köşke gitmemesi, bunun yerine uygun görülen başka bir yerde Cumhurbaşkanı ile görüşme yapması oldukça konuşulan, üzerine değişik teoriler ve senaryolar üretilen bir olay haline gelmesine yetmişti.

Aslında bu süreç önemle ve titizlikle takip edilen bir süreçti. Ülkenin erken seçime gideceği herkes tarafından biliniyordu. Yapılması gereken şey ise bu süreci en iyi şekilde değerlendirerek gelecek olan erken seçime en iyi şekilde hazırlanmaktı. Bu bütün parti üyelerini ve çalışanlarının bilmesi gereken bir durumdu. Bunu bilmiyor gözükmek, anlamadığını ileri sürmek ya da olacağını görmemiştik demek gibi basit tepkiler kesinlikle kabul edilemezdi. Yalnız koalisyon masallarına aldanıp öyle ya da böyle, bir şekilde koalisyon olacağına inanan parti mensupları ile seçim hükümeti ya da benzeri işi görecek ama farklı adları taşıyan eylemleri yapmak istemeyen partililer maalesef süreci en kötü şekilde değerlendiren insanların başında geldi. Dahası da var, ama şimdilik, dedi Salih. Öğlen tatili bitmek üzereydi.