Silvan Ağlamakta Mülteci Yalnızlığına

Bir çocuk öldüğünde kim soruyorsa “Kürt mü yoksa Türk mü?” diye, bilinmelidir ki, anaları ağlatan zihniyetin de sorumlusudur o! 3 Kasım’da Silvan’ın üç mahallesine yönelik operasyon başlatıldı; yüksek yerlere konuşlanan silahlar çevrildi kent insanlarının üstüne…

silvan diyarbakır silvan sokaya çıkma yasağı

Milli İrade, sokağa çıkma mı dedi Diyarbakır’ın Silvan ilçesinin insanlarına?

Kayıplar aranmıyor asit çukurlarında, tüm ölümler kendi ilanını vermekte televizyon haberlerinde…

Loading...

İki ateş arasında kalan çözümsüz çaresizlikler…

Bir yan ölüm, bir yan yine ölüm…

Gülümsemeleri aramayacağız genç kadın gözlerinde…

Çocukların yakan topu oldu patlayan bombalar ve kalem tutan ellerini kopartarak bıraktılar sek sek çizgilerinin üstüne…

Ve umutlarını/düşlerini ağır yaralı olarak bırakılıp geride kendi ülkesinde mülteci oluyor Silvanlı…

3 Kasım’da Silvan’ın üç mahallesine yönelik operasyon başlatıldı; yüksek yerlere konuşlanan silahlar çevrildi kent insanlarının üstüne…

Ankara parlamenter sistemini nasıl değiştireceğini düşünürken, Antalya zenginlerin zirvesine hazırlanırken, Silvan elektriksiz, ekmeksiz, iletişimsiz, silah seslerinin azarlamasıyla korkmuş…

Medya aynı sözcükler ile aynı kelimelerle aynı ölümleri yazmakta yeni günlerin tekrarlanan şafaklarında:

Sokağa çıkma yasağının ardından mahallelerdeki barikatları kaldırmak, hendekleri kapatmak için zırhlı araçlar ve kepçelerle giden polis ekiplerine uzun namlulu silahlarla ateş açılması üzerine çatışmalar çıktı.

Sokağa çıkma yasağının ardından mahallelerdeki barikatları kaldırmak, hendekleri kapatmak için zırhlı araçlar ve kepçelerle giden polis ekipleri mahallelere girdi. Üç mahallede sokağa çıkma yasağı bugün bilmem kaçıncı gününe girerken, bugüne kadar olaylarda 1 polis şehit oldu, 6 kişi de yaşamını yitirdi.”

“Artık şehitler gelmeyecek” söylemlerini anımsamamakta helallik veren cemaat ve lanet bir unutuşun huzurunda toprağa verilmekte çocuklar…

Bir çocuk öldüğünde kim soruyorsa “Kürt mü yoksa Türk mü?” diye, bilinmelidir ki, anaları ağlatan zihniyetin de sorumlusudur o!

Ama kadınlar isyan ediyorsa İzmir’in mavi denizinde ve tokat gibi çarpıyorsa vicdana “Silvan’a ses ver katliamlar durana kadar biz durmayacağız” diye…

Ölüm utanmaz mı yaşamın karşısında?

“Yeni bir dünya için kardeşler/ yeni bir dünya için/ bu kavga, bu kan/bu zulüm” diye umut beslemişti bir zaman ozan Orhan Kotan ve halkların kardeşliği adına; aç kalan çocuklar, kadınlar ve davarlar..

Güneydoğu’daki hendekler, PKK siperleri, kurtarılmış mahalleler; sokağa çıkma yasakları; ötekileştirmenin amaç olduğu siyaset anlayışı nefreti ilke haline getirmekte…

Terörün şiddeti, hukuk devletini/temel hak ve özgürlüklerini imha etmekte…

Yaşama tutunabilmek için ölüme gerek var mı?

Vampir açlığı çekmekte zamanın ruhunu işgal eden muktedirler…

Kardeşlik türkülerini yasaklayıp, kalleş pusularda çok sesli ölümler çoğaltmak oldu amacımız.


Yaşam defterlerimizin sayfaları, ölen çocukların isimleri ile dolmakta ve matematik bilgimiz yetersiz kalmakta küme elemanlarını ayırmakta…

Hikayelerimizi yazıp dalgalara vermekteyiz salt kendimizi iyi hissedebilmek için.

Nefret, aşkı hoyratça yormakta güz sabahlarında…