Aşkım Kapışmak: Eğitimsiziz, sadece eğitilmiş olduğumuzu sanıyoruz

“Futbol programında siyaset, gündüz kuşaklarında gece yatak odası fragmanları, dizilerde sinema filmi gibi süreler, magazin diye yutturulan dedikodu, dini yayınlarda dini anlatırken kendini satma durumları, tartışma programlarındaki monolog halleri. Gerçekten baz almayın, iyi bir tiyatro var oralarda. Çünkü hepsinin derdi reyting.” – Aşkım Kapışmak

aşkım kapışmak

Röportaj | Aşkım Kapışmak

Sizi televizyonda ilk gördüğümde insan davranışları ve ilişkiler üzerine yaptığınız derin tespitleri çok yerinde ve akla uygun bulmuştum. Daha sonra sosyal medya ve gündelik hayat akışının içinde birçok kişinin kitaplarınız için “Tam da beni anlatıyor işte!” dediği paylaşımları dikkatimi çekmişti. Biyografinizi biraz araştırdığımda kendini geliştirmeye önem verirken, topluma da faydalı olmayı amaçlamış ve yaptığı gönüllü çalışmalarla da bunu desteklemiş bir kişi gördüm. Sizi biraz sizden dinleyebilir miyiz?

Aşkım Kapışmak: İnsanlara ulaşabildiğim her yolu kullanıyorum. Yaşam amacım insanlığın birlik ve beraberlikte istikrarlı olması. Sonu ölüm olan bu dünyada bu duygularla yaşayabilme arzusundayım. Kalemim kelimelerim bundan ibaret. Zor bir çocukluk yaşadım ve mutlu olma arayışlarımın sonucunda gördüm ki ‘insan mutlu ettikçe iyileşiyor’. Bencilliğin popülerleştiği bir çağda modernliği yanlış anlayan bir neslin aklına girmek istiyorum. Yoksa insanlığın sonunu getirecek hedonist yaşam kol geziyor ortalıkta.

(Soldan sağa) Aşkım Kapışmak, İnkılap Yayınevi Editörü Ahmet Bozkurt ve Gizem Serra Sözen
(Soldan sağa) Aşkım Kapışmak, İnkılap Yayınevi Editörü Ahmet Bozkurt ve Gizem Serra Sözen

Sizce yaşadığımız dönemde ilişkilerin günden güne kalitesi neden düşüyor?

Aşkım Kapışmak: İnsanların beğenilme arzusu yüksek, kendi değerlerini başkalarının üzerinden sağlıyorlar. Hızlı yaşamın tehlikesi olan acele et dürtüsü değerleri ikinci plana attı. Yalnız kalma korkuları yükseldikçe akılla sevmeyi unutup seksüel sevme peşindeler. Erken ilişkiye girersem beni bırakmaz, benimle cinsellik yaşıyorsa seviyordur gibi inançlara sahipler. Duygularını yaşayabilmek için bedenlerini feda ediyorlar. Buna da ilerici bakış diyorlar. Aslında hepsi hata yaptığını biliyor ama bu kendine olan öfkeyi yansıtıp karşı düşüncelere saldırıyorlar. Bu kadar hızlı kendini açar ve feda edersen karşındakinin vazgeçme olasılığı yükseliyor. İnsanda bedel ödediğini kıymetli görme eğilimi var. Çabuk olanın ucuz olduğu inancını kenara atamayız.

İlişkiler, evlilik ve aldatmak

Aldatmak bir kişilik bozukluğu mudur? Günümüzde “modernlik” adı altında çok doğal karşılanır hale geldi. Bu yüzden artık ayırdını yapamaz hale geldik belki de çevremizde çok duyduğumuzdan. Aldatmaya artık bazı değerler bile engel olamıyor, siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aşkım Kapışmak: Kendini tanımadan, cinsel gelişimini bilmeden, karşı cinsle olan ilişkisini neyin üzerine inşa ettiğinin farkında olmayan insanlar yanlış yapmaya mahkumlar. Aldatma evet bir bozukluk ama içinde insana haz ve heyecan veren bir durum olduğu için yanlış olduğu hissi vermiyor. Nasıl bir anne ve baba ile büyüdüğümüzle çok alakalı. Yeterli sevgi ve güven alamamış, cinselliğine şakalarla ya da baskı ile yaklaşılmış ebeveynlerde aldatılmaya tanık olmuş kişilerde yüksek bir davranış. Tabi ki cinsler arasında bir popülarite sağlıyor, masalara meze olmuş bir konu bu. Tedavisi ahlak değerleri ile yaşayabilmek. Modern yaklaşımlar çok etkili değil hatta birçok psikoloğun bile bu durumu desteklediğini biliyorum.

Evlilik kurumu gelecekte de devam eder mi?

Sizce evlilik kurumu önümüzdeki yıllarda devam edebilecek mi? Gençler evlenmeden önce birlikte olduğu insanda nelere dikkat etmeli?

Aşkım Kapışmak: Evlilik kurumu tabi ki bitmeyecek. Bu sonradan kazanılmış bir durum ya da ritüel değil. Genlerimize işlenmiş bir durum. Bitmesi söz konusu olamaz. Aşkın ve sevginin devam ettiği dünyada sahiplenme ve sonuna kadar birlikte olma arzusu, üreme ve nesil devam ettirme güdüsü olduğu sürece bitmeyecek. Farklı dönüşümler yaşasa da özüne tekrar dönecektir. Evlenilecek kişide öncelikler; aile yapısı, kültürü, maddi dengeler, etik ve ahlak süreci, maneviyat ve kişilik özellikleri baz alınmalı. Görünüş ve maddi statü sonra gelmeli. Bir insanın iletişim ve sorun çözme stilini iyi bilmeniz gerekiyor. Ayrıca “Ben neden böyle birini seviyorum, benim hangi yanıma iyi geliyor? Benim sevgim bir eksikliğimin tamamlanma ihtiyacından mı?” diye sormak lazım.

En tehlikeli ilişki modeli nedir ve karşımızdaki insanın tabiri caizse bir enerji canavarı olup olmadığını en başından nasıl anlarız?

Aşkım Kapışmak: İnsan tehlikeli ilişkiyi kendi seçer ve bu duruma kendi girer. Hep karşımızdakini suçlarız ama biz ne yapıyoruz da onu tetikliyoruz diye düşünmeyiz. Örneğin; özgüvensiz karar almakta yetersiz bir kadın düşünün. Bir de değersizlik algısı yüksek diyelim. Bu tip kadınlar, kocaları akşam geldiğinde sürekli taciz ederler. Kendi başlarına yetemedikleri için oturan adama sen neden benimle ilgilenmiyorsun diye saldırırlar. Adam ne istiyorsun dediğinde, ne istediğimi bile bilmiyorsun deyip kendi değersizlik inançlarını haklı çıkarır küserler. Bu durum uzun vadede kaos yaratır. Biraz erkek ve kadın kendisine bakabilmeli. Kendine ne kadar yetebiliyor? İlişkideki problemler hangi yanına dokunuyor? Bu durumların kendi içindeki karşılığı ne? vb… Kişiyi açacak soruları sorabilmeli insan.

Yaygın mı yoksa saygın mı?

Bir de ilişkilerle ilgili  tanımladığınız “yaygın” mısın yoksa “saygın” mısın kavramını biraz açıklayabilir misiniz?

Aşkım Kapışmak: İlişkide mahremlik diye bir durum var. Kadın ve erkek ilişkilerinin mahremiyetini korudukça birbirlerine güvenleri daha çok artıyor. Eğer her şeyi iyi ya da kötü her durumu başkalarına duyurmak amaçlı yapıyorlarsa altta ciddi bir sevgi ve güven eksikliği vardır. Sosyal medyada gördüğünüz birçok ilişki poz verildiği gibi yaşanmıyor. İnsan mutlu pozu verebilir bu bir beklenti de olabilir. Özelinizi dışa açtıkça yaygın, kapadıkça saygın olursunuz. Ayrıca başkasının gözüne eşinizle fotolarını sıkça koyup övmek başkasını tahrik etmektir. Aynı zamanda kendi içindeki zayıflığı kapatma çabasıdır. Tercih insanındır; ya yaygın ya da saygın olursun. Başkalarına ilişkinizi anlatmadan önce iki kere düşünün. Keşke hepimiz pozlarımızdaki insan olsak di mi ne güzel olur?

Nasıl bir erkek?

Mesela kadınlar için evlenilecek en iyi erkek profilini tanımladığımızda, iyi arkadaş olabilen ve birlikte ortak hareket etmeyi hedefleyerek cinsiyetten önce karşısındakinin insanlığını da görebilen, biraz da ruhunda feminenlik taşıyan bir erkek mi daha uygun olandır?

Aşkım Kapışmak: Kadının bu cevapta asıl ihtiyacı öne çıkıyor. Paylaşımcı olan bir erkek ihtiyacı. Kadın iletişim yoluyla hayatı paylaştıkça mutlu olur. Genelde erkekler paylaşımdan ziyade aktarım yaparlar. Bu da tek taraflı bir kapalı iletişime sürükler durumu. Bir erkeğin paylaşımcı olması, onun feminen olduğunu değil kadın beynine sahip olduğunu gösterir. Beyin, ya dişidir ya da erkek. Bu hayatta bir kadının ne kadar çok derdi olursa olsun, eğer eşi paylaşımcı ve şefkatli ise o kadının aşamayacağı engel yoktur. Hem güzel yaşar hem de yaşatır.

‘Farkındalık’ ilişkilerin neresindedir? İnsanlar farkındalıklarını yükselterek doğru ilişkiyi yakalama şanslarına ne kadar sahiptir?

Aşkım Kapışmak: Farkındalığı açmak gerekir. Bir şeyi algılamak başka anlamak başkadır.  Eğer hem algılayıp hem de anlıyorsanız algılamış olursunuz.

Örneğin; eşinizin beden dilinden üzgün olduğunu algıladınız. Mimikleri bunu size hissettirdi ama bununla birlikte neden üzgün olduğunu da bilirseniz durumu anlamış olursunuz. Geriye kalan bu duruma bir reaksiyon vermektir. İnsanın kendisinin farkında olması önemli ama zordur. Kendini eleştirirken tarafsız olabilmek şart. Eğer güçlü ve zayıf yanlarını bilir, neden sonuç ilişkisini yürütebilir, nerede hangi şartlarda nasıl reaksiyonlar vereceğini bulmuş, ne istediğini bilirse çoktan gelişim başlamıştır. Burada en önemli süreç samimiyet ve istikrardır.

Ego ile yüzleşmek

Sizce insanlar egolarıyla yüzleşebilme cesaretini ne zaman kendilerinde görürler?

Aşkım Kapışmak: Bu egosuyla nasıl bir ilişki olduğuna bağlı olarak her insanda değişir. Örneğin; narsistlerde hiç böyle yüzleşme kabullenme olmaz. Silik dediğimiz karakterlerde ego hep kırık ve düşüktür. İlim egoyla yüzleştirmiyor, insan maneviyat dünyasındaki gelişimle egosuyla yüzleşir hale gelebiliyor. Dünyadaki her şey insana güç, zevk, teklik hissi veriyor.  Sahip olduğumuzu zannettiğimiz metalarla başkalarının egosuna saldırıyoruz. Bunu istesek de istemesek de yapıyoruz. Ne zaman bir ölüm hastalık olursa orada çaresizlik egoyu iyileştiriyor. Ne zaman insan yaratıcısının karşısına geçiyor orada insan egosunu iyileştiriyor. Dinimizdeki ibadetlere baktığınızda örneğin; namaz büyük gücün karşısında el pençe durmak, ona tapmak için secdeye gitmek, dua ederken el açmak. Mesela ego bunu kendine ister. Herkes onu sevsin, ona tapsın, ona ihtiyaç duysun ister. Galiba Allah insanın egosunu çok iyi bildiği için kendimize gelelim diye ibadetleri şart koşmuş.

Aşkım Kapışmak: “Eğitimsiziz, sadece eğitilmiş olduğumuzu sanıyoruz.”

Eğitime bakış açınız nedir? Ebeveynlere ve velilere çocuk yetiştirme konusunda neler önerirsiniz?

Aşkım Kapışmak: Tersten bir eğitim var evde de okulda da. Hiç işe yaradığını düşünmüyorum. Çocuğa önce kendisini anlatmalı. Hangimiz beynimizi çok iyi tanıyarak, iletişim eğitimi alarak, psikolojiyi bilerek büyüdük? Bu kadar tapınan para, ideoloji, insan, cemaat vb süreçlerin ana sebebidir kendini tanımamak. Ve bu sebeptendir başkasının üzerinden kendine yer bulma çabası. Eğitimsiziz, sadece eğitilmiş olduğumuzu sanıyoruz.

İdeolojik kutuplaşma

Bir davranış bilimleri uzmanı olarak, Türkiye’de son dönemde belki de daha belirgin yaşanan ideolojik kutuplaşmaya nasıl bakıyorsunuz? Sizce siyasi arenada olup bitenler ve ana akım medyada gördüklerimiz sokağa ne derece yansıyor? Toplum gerçekten de kutuplaşıyor ve nefret söylemi artıyor mu? Önüne geçmek için neler yapılabilir?

Aşkım Kapışmak: Biz Türklerin ilginç bir reaksiyon şekli var. Bazı temel kavramlarımız var. En derinlerde olup dokunulmadığı sürece sokağa taşımayız. Dinimiz, Türklüğümüz, namus ve ahlak kavramlarımız, siyasi ideolojilerdeki söylemler bu noktalara dokunulduğunda reaksiyon veriyoruz. TV ekranlarını baz almayın orada herkes iyi birer oyuncu.

Futbol programında siyaset, gündüz kuşaklarında gece yatak odası fragmanları, dizilerde sinema filmi gibi süreler, magazin diye yutturulan dedikodu, dini yayınlarda dini anlatırken kendini satma durumları, tartışma programlarındaki monolog halleri. Gerçekten baz almayın, iyi bir tiyatro var oralarda. Çünkü hepsinin derdi reyting.

“Huzurlu yüzleşme”

Şimdi biraz son çıkan kitabınız “Kalbin Anahtarı – 1” ve onun serisi olan “Kalbin Anahtarı – 2” ile ilgili kitabınızda yer verdiğiniz bazı kavramlara dikkat çekmek istiyorum. Huzurlu yüzleşme nedir?

Aşkım Kapışmak: Allah canlı cansız her şeyi yaratandır ve her şeyde kendinden parça vardır.

O zaman bu dünyada neye bakarsam yüzleştiğim Allah’tır. Benim de atomlarımda o var. Huzurlu yüzleşme her şeyde ve herkeste onu görebilmektir. Başka mana aramamaktır.

Arınma halini siz nasıl yorumlarsınız? Sizce bu, günde on dakikalık yapılan bir meditasyonla ulaşılabilecek bir hal midir?

Aşkım Kapışmak: Meditasyon ve yoga kadar tehlikeli bir şey olamaz. İnsanı narsistleştiren ve kendini kutsamasını sağlayan bir ritüel. Tamamen ilkel bir ayin gibi. Dinlenme şeklimizin popüler kültürde süslenmiş şekli bunlar. Ben arınmak değil birlikte yol almaktan yanayım. Arınma çabası demek dün tercihlerimle hayatıma soktuklarımdan sıkıldım, şimdi istemiyorum demek.

Kitabın isminden de yola çıkacak olursak kalbimizin anahtarını bir kere bulduğumuzda hayatımızdaki tüm kilitler kendiliğinden açılıyor mu?

Aşkım Kapışmak: Her kalbin anahtarı kırılmamaktır. Peki mümkün mü? Süreklilik açısından tabi ki hayır.  Burada da devreye elinde olmayan için affetmek gelir. Çünkü affetmek Allah’a havale etmektir.

Son olarak kalbin aklıyla, yaşamın aklını buluşturacak yol nedir?

Aşkım Kapışmak: Kalbin aklı hisle çalışır, yaşamın aklı veri ile. İkisini birleştirince yol alırsın. Ne sadece kalp, ne de sadece gerçek dünya ile ilerlenir. İkisini de kardeş gibi büyütmek gerekir.

Röportaj: Metin Hara – Korku yıkıcıdır, sevgi ise yaratıcı!

 

2006 yılında tanıştığım Mevlana’nın Mesnevisi ile manevi yolculuğum başladı diyebilirim. Manevi değerleri her zaman maddi değerlerin önünde tutan bir anne ve babayla büyüdüğüm için maneviyata yakın bir genç olarak büyüdüm, bu yüzden kendimi hep şanslı gördüm. Çünkü hayattaki en yakın iki rol modelim hal ehli insanlardı. Şimdi cüz-i irademle öğrendiklerimin üstüne her gün bir yenisini daha ekleyerek burada sizlerle paylaşmayı diliyorum… Söz uçar, yazı kalır… Biz en iyisi her ay yazılarda buluşalım…