Tüketim Toplumu: Tüketirken Tükenmek

Tüketim toplumu 18. ve 19. yüzyıllarda sanayi devrimi ve kapitalizmin gelişmesi sonucu, standart ve seri üretim ürünlerinin daha geniş coğrafi alanlardaki pazarlara ulaşma olanağına kavuşması ile oluşmaya başlamıştır. 20. yüzyılda tüketim dünyanın birçok yerinde yaygınlaşmış ve oluşan sosyal sınıfların kendilerine göre özellikler kazanmasını sağlamıştır.

tüketim toplumu tüketim çılgınlığı kapitalizm

Üst sınıfların yaşam biçimleri ve bunların göstergeleri olan tüketim kalıpları, alt sınıflar arasında da kabul görmüş ve yaygınlaşmıştır. Geleneksel anlamda tüketim “ihtiyaç” kavramının üzerine kurulu iken modernleşme ile birlikte yerini “istek”, “arzu” gibi kavramlara bırakmıştır. Artık insanlar ürettikleriyle değil, tükettikleriyle kimlik kazanır duruma gelmiştir.

Yavuz Odabaşı’na göre; Tüketim ve tüketimcilik yeni dünyanın bir ideolojisi ve daha fazla tüketim, daha fazla üretim ve dolayısıyla daha fazla refah şeklindeki düşünceleri kapsamaktadır. Ona göre; özellikle serbest piyasa ekonomisi taraftarlarının öne sürdüğü bu övgü dolu reçete dünyamızda geçerli bir ideoloji olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna karşılık tüketim, insanın özgürlüğünü elinden alan, başkalarına bağımlı kılan ve insanın yabancılaşmasındaki en önemli unsurdur.


Tüketim toplumu durağan bir kavram olmadığı gibi yıllar içinde anlam ve kapsamı değişmektedir. Tüketim toplumunun var olabilmesi için öncelikle; tüketimin piyasa koşullarında, fiyat-mübadele ilişkilerinde, profesyonel yöneticilerin yönetiminde sunulması ve tüketiciler tarafından tüketme isteğinin oluşması gerekmektedir. Tüketim toplumunu oluşturan önemli ekonomik faktörler arasında kalite üretiminin ve verimliliğinin artması sonucu artan boş zaman gösterilebilir.

Tüketim toplumu ve değişim

Tüketim toplumundaki değişim iki aşamada şu şekilde gerçekleşir;

1-) İnsanların yalnızca tüketici olduğu dönem.

2-) İnsanın hem tüketici hem de üretici olduğu dönem.

Bu dönemler ürünle ilgili üç tür değer olan mübadele, bağlantı ve kullanım değeri kavramlarının değişmesine neden olur. Mübadele değeri, ürün için belirlenen parasal değerdir. Kullanım değeri, o ürünün nasıl kullanıldığı ile ilgili değerdir. Bağlantı değeri, tüketicinin ürün ve o ürünün markasıyla birlikte oluşturduğu ve bununla çevresiyle iletişime geçebildiği değerdir. Tharstein Veblen’e göre, tüketim tutkusunun altında kıskançlık, insanların bir üstünlük olarak gördükleri zenginliklerini sergileme ve statü düşkünlüğü çabası içine girmeleri yatmaktadır.

Tüketim Toplumu ve Hızlandıran Süreçler

1-) Alışveriş Merkezleri


Kapalı çarşılar Osmanlı’nın, pasajlar Avrupa’nın, avm’ler ise ABD’nin oluşturduğu semboller olarak ortaya çıkmıştır. Avm’ler 1950’lerden bu yana sürekli bir artış grafiği çizer. Buna bağlı olarak da satın alma ve tüketim alanlarının artışı da sürmektedir. Alışveriş merkezleri, yeni tüketici davranışları açısından mabetler olarak algılanırken, satıcılar açısından da etkili ve verimli satış makinesi olarak algılanmaktadır. Deyim yerindeyse tüketim toplumunun hızla gelişmesi ile birlikte alışveriş merkezleri tapınaklar; markalar, ikonlar, reklamlar ise dinsel törenler haline gelmektedir.

2-) Kitle İletişim Araçları ve Reklamcılık

Reklamcılık, toplumun tüketim ağırlıklı bir topluma doğru evrilmesinde önemli bir unsur halini alır. Bu yönüyle reklamcılık tüketim toplumlarının arz-talep dengesini şekillendirerek üretilen ürünlerin tüketicide tüketme duygusunun oluşturmasında önemli bir hâl almaktadır. Kitle iletişim öncesi dönemler, fordist üretim sistemlerinin benimsendiği bir dönemdir. Marconi’nin 1895 yılında radyoyu icadı yayıncılık sektörünün de değişip gelişmesini sağlamıştır. Bu sürece paralel olarak oluşan kitlesel dinleyiciler teknolojik gelişmelerle birlikte 1950’lerden sonra TV’lerin her ailenin yaşanma girmesiyle izleyici kitlesine dönüşmüşlerdir. 1950-1970 yılları arası televizyonun altın çağı olarak adlandırılmıştır. Bununla birlikte üretilen ürünler radyo ve TV reklam kuşaklarıyla daha çok kitleye ulaşmış ve insanların tüketim alışkanlıklarının değişmesine zemin hazırlamıştır. Gelişen teknolojilerle birlikte insanlar tüketime daha çok ihtiyaç duyar hale gelmiştir.

90741546318612446701

Sonuç olarak; siyasi ve sosyolojik anlamda ulus ötesi eğilimlerin geliştirdiği küreselleşme olgusu, medya yardımıyla daha kolay ve daha çabuk ulaşılabilir bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Bu küreselleşme düşüncesi gün geçtikçe kapitalist şirketlerin varlığını daha fazla bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Bu mantık bağlamında ortaya çıkan  “Küresel düşün, yerel uygula” mantığının medya aracılığıyla bireylere ulaşması da bir o kadar kolay olmuştur. Medya;  bireysel tercihleri, insan ilişkilerini, tüketim olgusunu yönlendiren önemli bir süreç olarak 21. Yüzyıl dünyasında karşımıza çıkmaktadır. Böylece; spor, müzik, moda, cinsellik gibi konular medya tarafından işlenerek halka sunulmaktadır…

 

İlgili yazılar

Tüketim Zombiliği

Tüketim Çılgınlığını Durduralım!


Tüketim Çağına Bakış