Bilimin değiştirdiği Dünya: Teknoloji ve inovasyon

Bilimin teknolojiye dönüşmesi için yenilikçilik şarttır. Günümüzde bilgi çağı ve bilgi toplumu olarak kastettiğimiz şey artık refaha, güce ve itibara sahip olmanın yolunun, bilim ve teknolojiye sahip olmaktan geçtiğini gösteriyor.

bilim ve teknoloji türkiye bilimde ne durumdayız bilimin gelişmeler buluşlar icatlar

“Bilim daha iyi bir dünya inşa etmek için kullanılabilir.” (Auguste Comte)

Eskiden toprak ve doğal kaynakların miktarı zenginliğin ölçütü iken sanayi devrimi ile bu kavram yerini imal edilen sanayi ürünlerine bıraktı. 20. yüzyılın ikinci yarısında bilimsel araştırmalara ağırlık verilmesiyle bilgi üretimi ön plana geçerek, bilgiyi en değerli meta haline getirdi.

Günümüzde bilgi çağı ve bilgi toplumu olarak kastettiğimiz şey artık refaha, güce ve itibara sahip olmanın yolunun, bilim ve teknolojiye sahip olmaktan geçtiğini gösteriyor. Ülkelerin gelişmişlik seviyesi de ulaştıkları bilim ve teknoloji seviyesi ile ölçülmüyor mu?

1789’da Fransa’da doğan, ailesi katolik ve monarşi yanlısı olsa da dini reddederek Cumhuriyet yanlısı olan Auguste Comte, toplumsal ilerlemenin bir modelinin var olduğunu ve toplumun birçok farklı aşamadan geçtiğini, bilimsel prensipler temelinde incelemiştir. Bu anlamda Sosyal Fizik terimini de ilk kullanan Comte olmuştur.

18. Yüzyıl’da Sanayileşme ile Avrupa’da geleneksel toplumda köklü değişimler meydana gelmiştir. Yeni bir toplumsal düzen yerleşmeye başlarken aynı zamanda, toplum hızla değişen yüzünü göstermeye devam etmiştir. Bazı bilim insanları da toplumda gelişen bu belirsizliğin arka planındaki toplumsal değişimin nedenlerini araştırma yoluna koyulmuşlardır.

Aydınlanma Dönemi de dediğimiz Akıl Çağı, düşüncelerin daha özgür, bilimin köklerinin daha rasyonel ve objektif ifade edildiği bir ortam sağlamıştır.

Doğa bilimleri (fizik, kimya, gökbilimi…) ve metodolojinin (belli bir sonuca erişmek için izlenen yol, yöntem) detaylı bilimsel araştırmalarını gözleme dayandıran pozitivist bilimci Comte, her şeyin bilgisinin yalnızca pozitif (deney sonuçlarına dayanan bilim-ler) ile bilimsel araştırmadan türeyebileceğini savunmuştur.

İşte bu aşamada Comte, bilimin dönüştürme gücünü görmüştür. Bilimsel keşifler, Sanayi devrimini getiren teknolojik ilerlemeleri sağlamış ve içinde yaşadığımız modern dünyayı yaratmıştır.

Bilim ile anlatılmak istenen şey, genel bilgi değil, evren hakkında sürekli ve sistematik olarak bilgi edinme ve bu bilgi birikimini başkalarının deney ve muhakemesine açık genel ilkelere indirgeme olarak tanımlayabiliriz. Pozitif bilimler olarak bilinen, canlı cansız tüm varlıklarda gözlenen olgular, her türlü sorgulamaya ve yanlışlamaya açık olduğu için objektif ve evrenseldir.

Bilimin evrensel nitelik kazanması için gerekli koşullar

Mesela 16. yüzyılda M. Kopernik, J. Kepler, G. Galilei‘nin gözleme ve deneye dayalı çığır açan çalışmaları, 17. yüzyılda I. Newton‘un 3 temel yasasını formüle etmesi, Aristoteles’in Dünya’nın evrenin merkezi olduğunu yönündeki doktrinini çürüttü, bilimsel yöntemin temellerini attı. Bilimsellik iddialarının geçerli olması ve modern bilimin evrensel nitelik kazanması için, sağlam kanıtların yanında mantıksal tutarlılık ve uyumluluk koşulu aranmaya başlandı.

Teknoloji denilince akla bilgisayar, cep telefonu, internet gibi bilişim ve iletişimle ilgili elektronik ürünler ve hizmetler gelir. Teknoloji ürünlerinin satıldığı yerlerde bu anlayışı destekler. Çoğu insan bilimin ve teknolojinin aynı şey olduğunu zanneder. Fakat öyle değildir. Bilim, bilmekle ilgili iken, teknoloji yapmak ile ilişkilidir. Bilimsel etkinliğin amacı bilgi üretimi iken, teknolojinin ise hayatı kolaylaştıran yeni ürünler, yeni işlemlerdir.

Bilim ne ve niçin sorularına cevap ararken, teknoloji nasıl ve nasıl yapılır ile ilgilenir. Bilimin keşfettiği şeyi teknoloji, patentlerle korunan icatlara, ticari ürüne sonra da paraya çevirir. Bilim ve teknolojinin ortak paydası ise içinde yaşadığımız doğal alemdir.

bilim ve teknoloji türkiye tübitak bilimin gelişimi inovasyon yenilik

Bilimin teknolojiye dönüşmesi için yenilikçilik şarttır.

1998’de Fizik Nobel Ödülü sahibi Robert Laughlin A Different Universe (2005) adlı kitabında bilim ve teknoloji arasındaki ayrımı şöyle ifade eder:

“Bilimde ne bildiğinizi insanlara söyleyerek güç kazanırsınız; mühendislikte ise ne bildiğinizi başkalarının bilmesini önleyerek güç kazanırsınız. Fikri mülkiyet kaygısıyla herkesin herkesten bilgi saklaması gibi basit bir nedenle, mühendislikte devamlı bir kafa karışıklığı ve birbirinden habersiz olma durumu istisna değil, kuraldır.”

Bilim ve teknoloji beraber anılır çünkü teknolojiye dönüşmeyen bilime ne yazık ki fazla değer verilmez. Bilimin teknolojiye ve dolayısıyla yeni ürünlere dönüşmesi için de yenilikçilik şarttır. Bu da Einstein‘ın dediği gibi, Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Bilimi teknolojiye dönüştüren aracı, yenilikçi beyinlerdir. Çünkü yenilikçilik yönü yetersiz kalanlar, ne kadar bilgi sahibi olurlarsa olsunlar, bilgiyi teknolojiye dönüştüremezler.

Türkiye’de bilimin gelişim süreci

Toplumların varlıklarını sürdürme süreçlerinde aralarındaki teknoloji farklılıklarının etkileri çok önemlidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemeye başlamasında bile teknoloji konusunda geri kalmasının etkilerini görebiliriz. Cumhuriyet öncesi dönemde, Osmanlı ve Avrupa arasında bilim ve teknik yönünden ortaya çıkan farklılık oldukça belirgindir. 18. yüzyıldan itibaren bu olumsuzluğu kaldırmaya yönelik çalışmalar yapılmaya başlanmışsa da ilerleme kaydedilememiştir. Cumhuriyet döneminde ise birçok alanda atılım yaşanmıştır.

Türkiye’de sanayileşme politikalarının uygulanmasıyla birlikte yatırım harcamalarının düzene sokulmasına yönelik planlar yapılmıştır. Bunun yanı sıra teknoloji politikalarına ilişkin yaklaşımlar ve hedefler belirlenmiştir. Bu süreçte yaşanan güçlükler de toplumsal siyasal nedenleriyle beraber tartışılmıştır. Teknolojik gelişim için gerekli olan kültürel, bilimsel ve ekonomik alt yapının zayıf olması nedeniyle ilerleme oldukça yavaş olmuştur. Ancak planlı kalkınma modelinin uygulanmaya çalışıldığı bu dönemde Batıda yaşanan siyasi huzursuzluklardan dolayı birçok bilim adamı Türkiye’ye gelerek, Türk bilimine katkıda bulunmuştur.

Daha sonraki dönemlerde yol, baraj, liman gibi altyapı yatırımlarına ağırlık verilmiş, modern teknolojinin temin edilmesinde güçlükler yaşansa da rekabet amaçlı tesisler kurulmuştur. 1970’lerin sonunda Türkiye, Bilim ve Teknoloji Atılım Projesi ile plana girmiş, bilim ve teknolojiyi ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilmenin yollarını aramıştır. Ancak bu projede başarıya ulaşamamıştır.

Son dönemlere bakıldığında bilim ve teknoloji alanında ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyet gösteren birçok oluşum gözlenmektedir. Türkiye’de bu oluşumların denetleyicisi TÜBİTAK’tır. Bu kapsamda bilim, teknoloji ve yenilik politikalarının yürütülmesi, uzun vadeli bilim ve teknik politikalarının tespitinde hükumete yardımcı olunması, hedeflerin saptanması, plan program hazırlanması, araştırıcı insan gücünün yetiştirilmesinden, araştırma merkezinin kurulmasına kadar görev ve sorumluluklar üstlenirler.

İnsanlık tarihine bakıldığında bilim ve teknoloji artık, eskiden olduğu gibi bilimin yardımı olmaksızın, deneme yanılmalarla, usta çırak ilişkisinin yürütülmesiyle değil, doğrudan bir üretici güce dönüşmüştür. Bilim ve teknoloji üretmeden, yarınları yakalayıp inşa etmek mümkün değildir.

Kaynak:
Laughlin, R. A Different Universe, Basic Books. 2005
Hacettepe Üniversitesi, Akademik Bilişim Konferansı Bildirileri. 2010

İlgili yazılar

Büyük Patlama: Evrenin Başlangıcı ve Bilimin Ötesi

Sosyotronik Sistem: İnsan mı daha güvenilir makine mi?

Kuantum Mekaniği ve Kuantum Bilgisayarlar

PAYLAŞ
Önceki yazıBilimin değiştirdiği insan: Nobel ödülleri
Sonraki yazıSimyacı İbn-i Sina (Avicenna)
İnsanın en büyük pratiği kendi hayatıdır, derler. Deneyimlerimizden çıktığımız yolculuğumuzda her durakta ve her yolda hayatın anlamına dair edindiğimiz her doktrin muazzam mucizelerle dolu biz insanlara münhasırdır. Benimse en büyük meramım, derin bir insan sevgisi ve anlayışı, bütün insanlara duyulan kardeşlik ruhu; insanların mutabakat içinde olmaları, dünyayı daha iyi algılayıp, daha yaşanılır bir yer olmaya muktedir, düşüncelerin özgür, barışın ve insanlığın hüküm sürdüğü, çocukların mutlu yaşadığı bir dünya inancı ve de hayalidir. Yazmaksa, olup bitenler karşısında herkesin sesi olmak, kıyılardan geçip, sokağın en işlek caddelerinden dokunmaktır hayata... Hayatın kendisine karışmak, düşünceye biat etmek demektir. Varoluşun en derin sebebidir yazmak...