Georges Perec ve lirik akıl dolu Kayboluş

Georges Perec ilk kez geniş çaplı olarak 1965’te yayımladığı ‘Şeyler’le tanındı ve bu kitapla Renaudot ödülünü kazandı. 1967’de Raymond Queneau ve François Le Lionnais’in kurduğu, matematikçiler ve yazarlardan oluşan OuLiPo grubuna katıldı.

georges perec kayboluş romanı

Bu romanın  sıradışılığı; önsözünden başlayarak, içindeki bölümlerin içeriğinde devam eder. Otuza yakın bölümü okumadan önce şöyle bir tarayıp bir başkasına aktarmanız istendiğinde susup kalır ve pek bir şey söyleyemezsiniz. Hele bu roman Fransızca’dan bir çeviri ve Fransızca’nın en önemli ünlüsü olan e sesinin hiç kullanılmadığı bir romansa…

Bitmedi; üstelik bu roman Türkçe’ye çevrilirken de e sesi hiç kullanılmamışsa işiniz iyice zorlaşır.

Loading...

*Mağripli avukatların can pazarı,

* Nahif bir baritonun bir yıldırımla sonlanan kısa hayatı,

*Karnındaki yakut madalyonun hatırına bir piçin safkan İngiliz olarak kabulü,

*Bir sazanın padişahlara layık bir lokuma burun kıvırışı,

*Balık pilakisi yapmaya kalkışıldığında maruz kalınan sıkıntılar,

*Kur piyasasında doların aşırı güçlü oluşunu da ortaya koyan bir aşk masalı,

*Onyıllardır ortaya atılan yalan dolanın ipliği pazara çıkarılarak Titanic’in asıl  niçin battığı,

*Günahkar bir bücürün ahlakdışı yollardan papa olmasına ramak kalması gibi bölümleri olan bir roman hakkında ne diyebilirsiniz veya nasıl bir ön fikir sahibi olursunuz romanı okumadan?

Kitabın çevirmeni Cemal Yardımcı:

“Fransızca’da e harfi kullanmamaya karar verdiğinizde kelime hazineniz yüzde 30-40 oranında daralıyor. Türkçe’de ise bu oran dörte bire iniyor. ‘Sen, ben, ve, -ken’ gibi kelime ve ekleri kullanamamak insanı bir hayli zorluyor” diyerek yaptığı işin zorluğunu gayet iyi özetliyor aslında.

“Ancak  sonuç olarak Türkçe’de dilime vurulan boyunduruğun  Georges Perec’inkine kıyasla daha hafif olduğunu itiraf etmeliyim” diyerek de Georges Perec’in hakkını Perec’e vermiş oluyor.

georges perec kayboluş romanÖte yandan kitabın çevirisi hakkında da epey şeyler söylenmiş. Kitabın Fransızca’sında Georges Perec’in çok özel bir dile sahip olduğundan, ancak çeviride bu dilin yitirildiğinden dem vuruluyor. Bu konuda pek bir şey söylemeyi doğru bulmuyorum, çünkü ben Fransızca bilmiyorum. Romanın Fransızcasını okuyanlar itiraz ediyor ve romanın çevirisinin aslına göre daha az anlaşılır olduğunu ifade ediyorlar. Çeviride Georges Perec’in de kaybolduğundan söz ediyor kimi eleştiriler. Ayrıca kitabın aslında bulunmayan 5.bölümün (yazar tarafından özellikle atlandığı halde) çevirmen tarafından 5.bölümün eklenmesine ve bölümün başında “Burada, kitabın yarı yazarı C. Yardımcı zorunlu olarak lafa karışır…” ifadesine itiraz ediliyor. Ama Fransız alfabesinde e 5.harf ve çevirmen harfin sırasına uymuş aslında. Bizim alfabede ise e 6.sırada ve çeviride de 6. bölüm yok zaten. Yani çevirmen harfin alfabelerdeki sırasına göre 5. ve 6. bölümlerin yerini değiştirmiş.

Daha da ileri gidersek Cemal Yardımcı, Kayboluş’un özgün metnine kendinden başka bölümler de eklemiş, başlıkları değiştirmiş, Perec’in kitabını başka bir kitaba dönüştürmüş. Örneğin, 17. bölümde,  Fuzuli’den, Bakî’den, Namık Kemal’den, Fikret’ten, Hamid’den, Yahya Kemal’den, Tarancı’dan, Orhan Veli’den, Karacaoğlan’dan alıntılar var. Örneğin:

“Aman candan usandırdı gazabdan yar usanmaz mı / Ufuklar yandı ahımdan, muradım mumu yanmaz mı?”

Çevirmen hakkında olumsuz eleştirilere katılmadığımı belirtmek istiyorum ve çevirmene buradan teşekkür ediyorum böyle zor bir romanı bizim dilimize de kazandırdığı için. Çünkü bu eser dünyada sayılı dillere çevrilmiş şimdiye kadar. Sırasıyla Almanca, İngilizce ve İspanyolca’dan sonra da Türkçe. Bence bu önemli ve kim ne derse desin yapılan iyi şeyleri görmek gerekiyor. Üstelik bu konuda bir uzman olan ve Perec Kullanma Kılavuzu’nu hazırlayan Enis Batur’un çeviriyi çok beğendiğini bizzat Cemal Yardımcı ifade ediyor.

Georges Perec ve Şeyler

georges perec edebiyat inceleme şeyler1936’da Paris’te doğan Georges Perec ilk kez geniş çaplı olarak 1965’te yayımladığı Şeyler’le tanındı ve bu kitapla Renaudot ödülünü kazandı. 1967’de Raymond Queneau ve François Le Lionnais’in kurduğu, matematikçiler ve yazarlardan oluşan OuLiPo (Ouvroir de Littérature Potentielle-Potansiyel Edebiyat İşliği) grubuna katıldı. Bu grup, karşımıza  bugünkü Georges Perec’i çıkardı. Grup özellikle anagramlar, matematiksel söz oyunları ve  bulmacavari yapılarla uğraşmayı seçmişti. Italo Calvino da bu grubun üyesiydi. Georges Perec, bu grubun  etkisinde 1969’da Kayboluş’u yayımladı.

Bu roman bir e lipogramıdır. ( Bir harfin kullanılmadığı bir yazım tekniği) Romanda, Anton Voyl (Anton Ssliharf) adlı kahramanın kayboluşu polisiye bir kurguyla anlatılıyor. Anton’la birlikte, dünyadane  harfi de kaybolmuştur. Georges Perec’in kaybolmasına göz yumduğu eharfinin, Fransız işbirlikçiler tarafından Nazilere teslim edilen ve toplama kampında ölen annesini simgelediği rivayet ediliyor. Kitap bir anlamda gücünü de, belki içinde bu e nin bulunmamasından alıyor. Romanda ayrıca bir ailenin yok edilmesi de boşuna değil. Yazar ailesinin yitimini böylece ifade etmiş oluyor.

James A. Kincaid’in ifadesiyle söylersek eğer:

e  pek özlenmediği sürece, eğlencelidir. Bu kitabı fazla anlamak adamı öldürür: ‘Bütün, tamamlanmış bir aydınlanma tarzı parıldayıp donar, göz kırpar sana bana; görüşümüzün, kavrayışımızın sınırları dışında…”

Kayboluş, ilk yayımlandığı 1969 yılından bu yana hayal gücü, mizah duygusuyla bir solukta okunacak bir roman olarak kabul görmüştür. Ayrıca iddialara göre, Georges Perec tarafından açıklanana kadar hiç bir eleştirmen kitabın e harfi kullanılmadan yazıldığını fark etmemiş. Eserde söz oyunlarının dışında, bazı yerlerde kupkuru ifadelere de rastlamak mümkün. Ancak eserin tamamı böyle değil. Bazen çok akıcı bölümler de var. Kitap kendini kolay okutuyor diyebilirim. Eserdeki şiirler harika (bayıldım). Özellikle Mallarmus’a (Mallarme) ait olanı, çevirmen çok güzel ifade etmiş. Biraz da işin içinde dalga var tabii. Ama ben şahsen bayıldım.

Eserde en yakınlarını kaybeden bir çocuğun bir ömür süren derin hüznünün ve doldurulamayan boşluğunun, gülünç öğelerle sarıp sarmalanarak, saf bir edebiyat beklentisi içinde olanların tadına varacakları edebi oyunlarla aktarıldığını görüyoruz. Bir başka açıdan bakıldığında da komplolarla, şaşırtıcı hayatların şaşırtıcı sonlarla bitimlerine tanık olduğumuz fantastik bir öyküdür bu. (Mavrokhordatos ailesinin bütün fertlerinin yok edilmesi) Ama bildiğimiz romanlardan farklı, içinde edebi anlamda çok az şeyin olmadığı çarpıcı bir “başyapıt” la karşı karşıyayız.

Yazımı Enis Batur’un değerlendirmesi ile bitiriyorum:

Georges Perec’in bu kitabında can alıcı ortak noktaya sahip sayısız sözcük kullanılamamıştır: Kayboluş’ta, ‘altıncı harfin’ romana hiç sızmayacağı bir yapı kurmuştur yazar. Büyük paradoks: Çok sık karşılaşılan bir harfin asla okur karşısına çıkmayacağı bir roman yazmaya soyunan yazarın adında dört posta o harfin bulunması. Daha büyük paradoks: İnanılması güç bir ön kuraldan yola çıkmış olmasına karşın, romancının son yarım yüzyılın başyapıtlarından birini yaratması. Kayboluş, harfin sayıyla çarpıştığı, sıfırla sonsuzun birbirini hırpaladığı bir yazı okulunun, Oulipo’nun doruk noktalarından biri. Kayboluş; lirik, akıl dolu, hinoğluhin bir roman.”

İlgili yazılar

Her: Teknolojik ama romantik bir aşk hikayesi


Elif Şafak’ın romandan ayrı yolculuğu: Firarperest

Bir Türkiye Romanı