Rüzgar Tarlaları: Barajların doğaya olumsuz etkileri

Baraj yapılmadan önce Nil nehri tarım bakımından çok verimli, zengin alüvyonlu topraklar taşıyor ve bunlarla Nil deltasını doğal gübrelerle gübreliyordu. Ayrıca bu deltayı suluyordu. Baraj yapılınca doğal gübreleme durdu, aynı zamanda kurak bir alan meydana geldi. Bunun sonucunda deniz suyu ve şiddetli buharlaşmayla delta toprakları tuzlandı ve çoraklaştı.

nil nehri ve baraj barjaların doğal yaşama etkisi

Dünya üzerindeki doğal dengede, en küçük ayrıntılarda bile mükemmel bir etkileşim ve düzen vardır. Kıtalardan okyanuslara, göllerden akarsulara, yeraltı sularından bulutlara, fillerden kelebeklere, mikroorganizmalardan insanlara, bütün canlı ve cansız varlıkların birbiriyle olan bu etkileşimini ve ilişkisini inceleyen bilim dalı da ekolojidir yani Çevrebilim.

Işık, sıcaklık, iklim, toprak, su gibi cansız etmenler ile üreticiler, tüketiciler, ayrıştırıcılar gibi canlı etmenler; su döngüsü, karbon, oksijen, azot, fosfor gibi döngülerin içinde sırasıyla yer ve işlev alarak ekosistemi oluştururlar. Bu ekolojik döngünün mevcut sistemde dışarıya bıraktığı atıklar; su, hava, toprak, ses ve radyasyon kirliliğine neden olmaktadır. Bizim sisteme müdahalemiz bu kadar aykırı olmasa doğa kendi ekosistemini, milyonlarca yıldır yaptığı gibi kendi olağanüstü düzeninde sürdürmekte zorlanmaz. Ne var ki son yüzyılda dünyanın madenlerini, fosillerini ve tüm enerjilerini bu ekolojik sisteme o kadar uyumsuz kullandık ki; bu mükemmel düzenin döngüsünde büyük çentikler açıp yaraladık ve kopardık. Kömürü, petrolü ve madenleri kullanırken çevreye bıraktığımız atıklar ya dönüşemez durumda ya da binlerce yıllık dönüşüm süresine ihtiyacı var.

Doğru ekolojik dönüşümün ne kadar önemli olduğunu anlamak ve anlatmak için epeyce geç kalmış olsak da yaşanmış ve tespitleri yapılmış iki örneğe değinmek; olayı somutlaştırmak için güzel bir yöntem olacaktır.

baraj Asvan barajı Assuan Staudamm doğaya olumsuz etkisi

1- Mısır’da Nil nehri üzerinde 1968 yılında zamanın ‘mühendislik harikası’ olarak adlandırılan Asvan (Assuan) Barajı yapılmıştı. Amaç, elektrik enerjisi üretme ve sulama suyu elde etmekti. Bu barajın işletmeye açılmasından kısa bir süre sonra; delta tarafında kalan topraklar çoraklaşmaya, nehir ağzındaki denizde yaşayan balık türlerinin çoğu yok olmaya, yabancı uyruklu insanlarda bir karaciğer hastalığı gittikçe artmaya başladı. Baraj bu bölgede şu olumsuz etkiyi yapmıştı:

Baraj yapılmadan önce Nil nehri tarım bakımından çok verimli, zengin alüvyonlu topraklar taşıyor ve bunlarla Nil deltasını doğal gübrelerle gübreliyordu. Ayrıca bu deltayı suluyordu. Baraj yapılınca doğal gübreleme durdu, aynı zamanda kurak bir alan meydana geldi. Bunun sonucunda deniz suyu ve şiddetli buharlaşmayla delta toprakları tuzlandı ve çoraklaştı.

Nil nehri, baraj yapılmadan önce, denize döküldüğü kısımda yaşayan balıklara bol miktarda oksijen getiriyordu. Bu sular barajla tutulunca, hem oksijen akımı, hem de balıklar için yem olabilecek bazı organik madde taşınması ortadan kalktı. Bütün bunlar da dengeyi bozarak bazı balık türlerinin yok olmasına neden oldu.

Sulama başlayınca sulanan tarlalarda salyangozlar arttı. Müslüman olmayanlar bunlardan bol bol yedikleri için karaciğer hastalığına yakalandılar. Bunun nedeni biraz güç anlaşıldı. Ancak bir zooloji uzmanı, salyangozlarda parazit olarak yaşayan bir canlının varlığını ortaya çıkardıktan sonra, hastalığın bu parazitten meydana geldiği belirlendi.

2- Endonezya’nın Borneo Adası’nda BM örgütü tarafından 1950’li yıllarda DDT ile sıtma mücadelesi başladı. Sonuçlar:


Köylülerin sazdan yapılmış damları çökmeye başladı. Veba hastalığı salgını ortaya çıktı.

Sıtma mücadelesi için, kırsal alanlardaki evlerin duvarlarına da DDT sıkılmıştı. Buralarda yaşayan ve tırtılların düşmanı olan bazı böcekler öldüler. Tırtıllar da düşmanları yok olduğu için çoğaldılar. Kitle üremesi yapan bu tırtıllar saz damları yemeye başladılar. Bunun sonucunda saz damlar çökmeye başladı. İlaçlama sonucunda, evlerdeki hamam böceklerinde DDT’ye karşı bağışıklık meydana geldi. Bu zehirli ilaç bunların vücudunda büyük miktarlarda birikti. Bu biriken DDT beslenme zinciri yoluyla, önce onları yiyen kertenkelelere, onlardan da kedilere geçti. Belli bir süre sonra kediler ölmeye başladı. Kediler azalınca meydan farelere kaldı ve kitle üremesi yaptılar. Böylece veba hastalığı kaynağı yaratılmış oldu.

Kaynak: GenBilim