Kadın ne zaman kendini yenecek?

Yine o paradoksun içindeydi kadın. Güçlü durması için ezmesi, güzel görünmek için aşağılaması gerekiyordu, zorlu yaşamında öğrendiği buydu. Tüm toplumun anlayışını değiştirebilecekken, kendi ipiyle boğdu tüm kadınların varoluşunu…

kadın ne zaman kendini yenecek

Kendini yenen kadın

İnsan hep kendini aşar. Kendini geliştirmek, değiştirmekle mükellef olduğu gibi varoluşsal olarak da hep yenilenme güdüsünde olan bir varlıktır. Çocuk olur, ergen olur yetişir söz sahibi olur, heybesinde biriktirdiği ne varsa onlarla var olur. Kalbinden dökülenler, ruhundan sömürülenler, bedeninde yansıyanlar gölgesi gibi onun göstergesi olur. Birey olarak söyledikleri, toplumunun bir yansımasıdır aynı zamanda. Toplumdan ayrışmak, özgürleşmek, farklılaşmak cesaret ister, cesaret de çoğunlukla güçle gelir. Farkındalığın gücüyle…

Baskı altında hissettiği zamanlar döngüyü kırmak için zamanıyla örtüşmeyen adımlar atar insan. Paradoksal yaşamın getirisidir aynı zamanda. Doğru durmaya çabaladıkça yanlış, iyi olmaya uğraştıkça kötüleşir. Otantik benliğinden uzaklaşmıştır. Öyle ki artık kendine katmak istedikleri tüm iyi şeyler ucu sivrilmiş oklar gibi saplanır benliğine. Canı acıdıkça daha çok sivriltir oklarını, her geçen gün her zamankinden çok acıtır canını farkına varamadan. Tıpkı kendi cinsini zehirleyen kadınlar gibi…

Çocuktu bir zamanlar, ezilen, küçümsenen, bastırılan bir kız çocuğuydu. Babası üzerine giydiği elbisenin omzu düştü diye parçalamıştı tüm anılarını. Komşuları, o kendini aşmaya yeltenirken karartmıştı tüm yollarını. Sevgilileri, onu hep kendi isteklerine çekerek karalamışlardı tüm hayallerini. Sonra büyüdü. Acı içindeydi bedeni. Zihni onu oradan oraya savuracak kadar karmaşıktı. Öyle ite kaka büyümüştü ki sağlıkla ayakta durmanın, güçlü bir kadın olmanın, kendine güvenmenin ne demek olduğunu bilmiyordu artık.

Yine o paradoksun içindeydi kadın. Güçlü durması için ezmesi, güzel görünmek için aşağılaması gerekiyordu, zorlu yaşamında öğrendiği buydu.

Sonra yaşamına yeni insanlar aldı. Tacizci, alaycı, gerilerde kalmış kendi gibi insanlar… Onun için en güvenlisi, nasıl büyüdüyse oydu. Tacizciyi hemcinsine saldırırken korudu. O da askısı omuzundan düşen giysilerle dolaşmasaydı dedi. Tacizciyi övdü, kadını yerdi. Evli erkekleri, ikinci, üçüncü eşlerini alırken korudu. Kadınları küçümsedi, ikinci plana attı, erkekleri yüceltti.

Güvenli olan, kötü de olsa birlikte büyüdüğüydü. Kadını korumak için, ona cinsiyetinin dışında görevler verdi, anne dedi, aile dedi, mahrem, namus dedi. Kadın bile demedi ona, ayıptı, bayan dedi, mümkünse adını zikretmedi. Herkes ondan güç aldı, “istediği bu zaten” diyerek onlar da kadınlara oklarını batırdı. Kendiyle birlikte tüm kadınları acıttı. Atasözlerine deyimlere güvendi, “yuvayı dişi kuş yapar” dedi, dişiliğine güvendi. Yuvasını yapmalarına izin verdi. Darp edildi, edildikçe daha çok kadınlara sövdü. Hep başka kadınlar suçluydu, hep kendi suçluydu. Kadın kötüydü çünkü. Hiç yaşayamamıştı varlığının özgürlüğünü.

Kendi içinde yatan kültür hazinesini göremeyecek kadar millemişlerdi gözünü. Kadın izin verdi, toplum harekete geçti. Kendi hakkında ufak bir farkındalıkla tüm toplumun anlayışını değiştirebilecekken kendi ipiyle boğdu tüm kadınların varoluşunu… Sonra oturup ağladı neden diye, neden hep ben? Çocukluğunun insancıklarından kendine dönen düşmanlığını tüm kadınlara mal ederek yaşatmıştı o da başkalarına zorlukları. Kendini yenmişti böylelikle, toplumu suçlamıştı. Toplumun içindeki diğer kadınları suçlamıştı. Sözleriyle, tavırlarıyla korumadığı diğerlerini. Kendini kadın hissedebilmek için ezmişti hep kendine benzeyenleri. Bunu öğrenmişti, güvendeydi.

İlgili yazılar

Kadınları Anlamama Kılavuzu

Önceki yazıBozkırda açan çiçek Türk Kadını soldu mu?
Sonraki yazıKadınlar olarak şikayet etmekten başka ne yapıyoruz?
Özlem Akkel | Psikolog/Terapist. Kadıköy 1983 doğumlu olan yazar 8 yaşından itibaren yazdığı şiirler ile yaşamdaki konumunu tanımlamıştır. 2006 yılında psikoloji bölümünü başarı ile bitirdikten sonra meslek hayatında birçok eğitim ve sertifika programlarına katıldı. Psikolog olarak aldığı görevlerin yanısıra çeşitli dergi ve gazetelerde mesleki ve edebi yazıları yayınlandı. “3’e 1 Kala Babam ve Ben’’ adlı bir şiir kitabı ve “ADAM Yüzleşme” adlı bir psikolojik romanı 2014 yılında yayınlandı. Halen Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans programına devam etmekte ve aktif olarak psikoloji alanında çalışmaktadır. Bununla birlikte Adam Yüzleşme romanı serisinin ikinci kitabını yazmaktadır.