Ankara’nın taşına bak gözlerimin yaşına bak!

Ankara dendiğinde, seni anlatırdım uzun uzun; şimdilerde ise yine aynı dudaklar, bir ses vermeye küskün. Ey Angora, sen ki onca tarihlere kucak atmış bir şehirsin, bu olmamalıydı hak ettiğin. Kirlenen insanlığımız, sonunda senin de vurdu kıyılarına.

Ankara'nın taşına bak gözlerimin yaşına bak!
Ankara bugünlerde

Türkiye’nin İstanbul’dan sonra en sık yaşadığım ve ziyaret ettiğim şehridir Ankara. Hemen hemen her pazartesi iş gereği büzük bir keyif ve heyecanla İstanbul’dan uçtuğum ve cuma günleri yeniden İstanbul’a döndüğüm esnada vedalaşırken arkama bakmaya doyamadığım Ankara’m…

Bahsettiğim yıllar ikibinyedi ile ikibindokuz yılları arası, Ankara’mı yaşadığım. Yaşanan sürenin iki yıl, yaşanmışlıkların ise on yıla bedel olduğu, anılarını aklımda halen bugünmüş gibi sakladığım güzel Ankara’m. Hititlerden, Frigyalılara; Lidyalılardan, Perslere; Romalılardan, Bizanslılara; Selçuklulardan, Osmanlılara kadar hem uygarlıklardan kalan nice izler, hem de buram buram modernlik kokan güzel Ankara’m. Nereden bilecektik güzel çehrenin bu denli kirletilecegini, eski yaşanmışlıkları tozlu raflarından çıkarmaya tekrardan ihtiyaç duyacağımızı; seni olduğun güzelliğinle yaşayabilmek yerine…

Sevgili Ankara canım Ankara’m

Biliyorum, sen de yoruldun bu bitmek tükenmek bilmeyen davalardan. Birbiri ardına aldığın yaralar, merhemi olmaksızın iyileşmeden yerlerini aldı bile tarihin sayfalarında. Sanma ki yaraların yalnız ve öksüz. Temsil ettiğin kurtuluşumuz ve bağımsızlığımızdır sana bu sancılı yolda eşlik edenler.  Başkentimiz ve kalbimizin en gözdesisin, en derin yaralarımızı sarmaya çalışan. Ailelerin feryatlarıdır  şimdi, güzel sokaklarının ve nezih caddelerinin temsili. Uğrunda habersizce canını veren onca masumdur, çehreni haklı matemlere bulayan. Ve elbet bizim dualarımızdır, senin nazar boncukların. Ateş düşen onca ocaktır, sarı oyalara ilmeklerini eklediklerimiz.

Eskiden Ankara dendiğinde, seni anlatırdım uzun uzun; şimdilerde ise yine aynı dudaklar, bir ses vermeye küskün. Ey Angora, sen ki onca tarihlere kucak atmış bir şehirsin, bu olmamalıydı hak ettiğin. Kirlenen insanlığımız, sonunda senin de vurdu kıyılarına. Deli dalgalarla gelen hüzün, senden de ayırdı seni sevenleri. Bir başka matemdir yüreklerimizde çırpınan şimdi.


Herşey bu kadar basit olmamalı. Her yana saçılırken madensel kürelerin kayıtsız şartsız üstünlüğü, sadece canı yanan aileler olmamalı seslerini yükselten. Olanların sadece şu an uzağında olmak, sis perdesini indirmemeli gözlerimize, yaşananları göremeyecek kadar. Artık kaldırmıyor yürekler, almıyor akıllar tüm yaşanan kabusları. Alnına veda busesini koyduğum günlerini özlemle andığım Ankara, neler oluyor sana?

Kan ağlıyor Ankara! Ankaranın taşına bak, gözlerimin yaşına bak!