Türkiye’de siyasi kutuplaşmanın çarpıcı sonuçları

“Uzak hissedilen siyasi parti taraftarlarıyla komşu olmak ister misiniz?” sorusuna %76.0 oranında istemem yanıtını vermişiz. Evet, buna biz “istemem!” demişiz, uzaylılar ya da dış mihraklar değil. Tamamen biz.

Türkiye'de siyasi kutuplaşmanın çarpıcı sonuçları

Siyasi görüş farklılıklarının yaşama yansıması

Türkiye’de Kutuplaşma Araştırması’nın sonuçları açıklandı. ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından (Think tank) German Marshall Fund tarafından desteklenen ve Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği tarafından yürütülen Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması‘nın sonuçları 1 Şubat 2016 tarihinde İstanbul’da düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de farklı siyasi parti seçmenlerinin yaşamdan ekonominin gidişatına dair çok sayıda konuda tamamen farklı görüşlere sahip oldukları görülüyor. Seçmenlerin siyasi gündemdeki birçok konuyu sadece parti aidiyetiyle değerlendirdikleri net olarak ortaya çıkıyor. 3 – 10 Aralık 2015 tarihleri arasında, Türkiye seçmen nüfusunu temsil eden 1024 kişilik örneklemle gerçekleştirilen araştırma, 16 ilin kentsel ve kırsal bölgelerinde yapılan yüz yüze görüşmelerle gerçekleştirilmiş.

Öncelikle araştırmanın oldukça çarpıcı sonuçlara ulaştığını belirtmek gerekiyor, fakat gündem yoğunluğu ve insanların gerçeklerle yüzleşmesinden kaçınmasına bağlı olarak toplumumuzun pek de ilgisini çekmedi bu konu. Araştırma sonuçlarının vahametini anlamak içinse yapılan bu araştırmanın ulaştığı temel bulgulara bir göz gezdirmek bile yeterli oluyor. Temel bulgular şu şekilde sıralanıyor:

  1. Aynı dünyada yaşamıyoruz
  1. Partililerle kimlikler örtüşmüş
  1. Siyasi görüş farklılıkları sosyal mesafeye dönüşmüş
  1. Geçmişe göre ayrılıklar artmış, gelecekte de artması bekleniyor
  1. Siyasal konuları sağduyumuzla değil, parti aidiyetimizle değerlendiriyoruz
  1. Farklı mecralardan bilgileniyor, diğer mecraları taraflı buluyoruz
  1. Sosyal medya farklı bilgileri getirmiyor, kendi görüşümüzü yansıtıyor

Yapılan araştırmanın birçok çarpıcı sonucu var ve bunlara ulaşmak ve daha detaylı incelemek isteyenler kssd.org adresini ziyaret edebilirler. Ancak benim dikkatini çekmek istediğim önemli birkaç husus var. Bunları detaylandırmak gerekirse siyasi görüş farklılıklarının sosyal mesafeye dönüşmesi olgusunu karşımıza çıkaran anket cevapları bizi daha da aydınlatacaktır.

Uzak hissedilen siyasi parti taraftarlarıyla sosyal mesafe kategorisine göre

“Kızınızın o partinin taraftarlarından biriyle evlenmesini ister misiniz?” sorusuna “istemem” yanıtını verenlerin oranı %83.4

“O partinin taraftarlarından biriyle iş yapmak ister misiniz?” sorusuna “istemem” yanıtını verenlerin oranı %78.4

“Uzak hissedilen siyasi parti taraftarlarıyla komşu olmak ister misiniz?” sorusuna “istemem” yanıtını verenlerin oranı %76.0

“Uzak hissedilen siyasi parti taraftarlarıyla çocuklarınızın arkadaş olmasını ister misiniz?” sorusuna “istemem” yanıtını verenlerin oranının %73.9  olduğu ortaya çıkmış.

Rakamlar gerçekten çok çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor. O gerçek ise toplum olarak birbirimizden ne kadar fazla koptuğumuzdan başkası değil. Aramızda fay hatları oluşmuş, hem de çok büyük fay hatları. Ki malumunuzdur ki bu fay hatlarının bir depremi tetikleme olasılığı da yadsınamaz bir gerçek. Ve işin acı yanı da bu depreme yapılan hiç bir hazırlığımız yok. Öylesine yaşıyoruz velhasılı, yaşamış olmak için yaşamak da denilebilir buna. Alışkınız ne de olsa öylesine yaşamaya…

Toplum olarak övünecek hiçbir güzelliğimiz kalmamış

Niye diye soracak olursanız; “Uzak hissedilen siyasi parti taraftarlarıyla komşu olmak ister misiniz?” sorusuna %76.0 oranında istemem yanıtını vermişiz. Evet, buna biz “istemem!” demişiz, uzaylılar ya da dış mihraklar değil. Tamamen biz. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” diyen biz. “Ev alma komşu al” diyen biz. “Komşuda pişer, bize de düşer” diyen biz. “Avrupa’da böyle değil, komşular birbirini bile tanımıyor ama bizde öyle mi?” diyen biz. Ah şu kendini bilmezliğimiz, ah şu saklamaya çalıştığımız ama bir türlü beceremediğimiz ikiyüzlülüğümüz…

Ne yapacağız şimdi? Bu atasözlerimizi ve komşuya verilen değeri anlatan her güzel sözcüğü çöpe mi atacağız? Ya da atmayalım durun. Bizden sonra gelen nesil ibret alsın; “Eskiden her şey ne güzelmiş” desinler. Bu gidişle “Nerede o eski komşuluklar” demeyi de çok seveceğiz. “Hayır dile komşuna, hayır gele başına” diye de bir atasözümüz vardı. Başımıza gelen onca şeyin sorumlusunu uzakta aramamamız gerektiğini söylüyor sanki. Bizim gibi düşünmeyen komşularımıza ‘şer odaklarının çıkarına alet oluyor’ diye düşündüğümüz için olsa gerek, başımıza hiçbir hayırlı işin gelmemesinin açıklaması… Ayrışıyoruz ilmek ilmek, çözülüyoruz düğüm düğüm…

“Anketteki bir başka ilginç sonuç ise kızınızın o partinin taraftarlarından biriyle evlenmesini ister misiniz?” sorusuna “istemem” yanıtını verenlerin oranı; yüzde 83.4’ümüz kızımızı sevmiyoruz. Ya da şöyle diyebiliriz. %83.4’ümüz başka partiden birisini potansiyel bir “düşman” olarak görüyor. Bu ikisinden başka bir seçenek görünmüyor zira. Meydanlarda “Eyyy dış güçlerr! Biz birbirimizden kız almışız, birbirimize kız vermişiz siz bizi nasıl ayrıştıracaksınız?” diyen ağabeylerimizin yeni metin yazarlarına ihtiyacı olacak artık. Çünkü artık biz o eski biz değiliz ve bizim bu halde olmamıza sebep olanlar da sizlersiniz Eyyy Siyasileeerr! Biz sizden çok çok bir şey istemiyoruz, sadece ama sadece bizi ayrıştırmayın, yalvarırız bunu yapmayın. Yoksa “önce kadınlar ve çocuklar” kurtulsun noktasına geleceğiz. Her şeyin fiyatını artırın, her şeye zam yapın ama Allah rızası için ayrıştırıcı söylemlerinizde birazcık indirim yapın. %0.02 indirim bile bizi güllük gülistanlık yapmaya yetecektir zaten…

“Uzak hissedilen siyasi parti taraftarlarıyla çocuklarınızın arkadaş olmasını ister misiniz?” sorusuna “istemem” yanıtını verenlerin oranının ise  %73.9 olduğu karşımıza çıkıyor. Zaten bütün kötü çocuklar diğerleri dediğimiz insanların çocukları değil mi? Bizim çocuklarımız sütten çıkmış ak kaşık ve bizler de çocuklarımızın aklıklarına kara bulaştırmama adına “öteki” dediğimiz herkesle çocuklarımızın arkadaş olmasını istemeyiz. Bu soruya istemem diye cevap veren kimseler!.. Geleceğe dair umutlu bir çıkarımda bulunma hakkına sahip değilsiniz. Çünkü çocuklarınıza onların bilmedikleri “ötekiler” kavramını aşılıyorsunuz. Ama yanılıyorsunuz. Gün gelir, devran döner ve ötekiler sizi affettiklerinde ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Ayrışıyoruz, birbirimizden kopuyoruz ama işin kötü tarafı bizi birbirimize sıkı sıkı bağlayacak hiç kimse yok.

Yalnızız…

İlgili yazılar

Siyasilerin kutuplaşma ve kasıtlı gerilim yaratma çabaları

Türkiye’de Kutuplaşma Politikası

At izinin it izine karıştığı yegane ülkede insan olmak

PAYLAŞ
Önceki yazıEğitimli robotlar mutsuz çocuklar yetiştirdik
Sonraki yazıKapak: Mart 2016 – Sayı: 126
Fatih Necat Özocak, 1991 Mayıs’ının 9’unda Kayseri’de dünyaya geldi. İlk ve Ortaöğrenimini bitirdikten sonra liseyi de doğduğu şehir olan Kayseri’de bulunan Kayseri Lisesinde tamamladı. Liseden sonra girdiği Kırıkkale Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde 2 ay öğrenim gördükten sonra bıraktı ve ertesi yıl girdiği İstanbul Üniversitesi Adalet Meslek Yüksek Okulundaki öğrenimini de yarıda bıraktı. Yarım bırakmayı seven insanların, aslında bazı şeyleri tamamlamak için yarım bıraktığına inandı. Şu anda ise Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğrenimine devam ediyor. Kendisi şu sıralarda çeşitli denemeler ve hikayeler yazıyor...