Tanrı’ya ihtiyaç var mıdır?

İnsan, Allah’a ulaşmak istiyorsa öncelikle O’ndan korkarak değil; O’nun varlığına gönülden bağlı kalarak, O’nun yolunda olup, O’na ulaşılacağına inanmalıdır!.. İnsan; ahlakın, erdemin, hoşgörünün peşinde olup “iyi” olanı aramalıdır. Kendi nefsine hakim olup, O’nun tecellisinin arzusu içinde “ben” olmalıdır!..

Tanrı'ya ihtiyaç var mıdır?

Hayat içerisinde bir Tanrı’ya ihtiyaç var mıdır?!..

Kimi için cevap “olmazsa olmaz”dır; kimi için ise görünmeyene inanmak, ahmaklıktan öte değildir!..

Kimi için esas olan, görünmeyene mutlak itaatle bağlılıkken; kimi için ise somutlaşmayan nesne, varlığa yakınlık kabul edilmez, kayda değer değildir…

Tanrı, kimi için yaşamda ulaşılması gereken son nokta, nirvanaya ulaşmakken; kimi için “olmayan”a farazi ulaşma arzusudur…

Yunus der ki:

“Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni”

Bu söz kime, ne ifade eder bilinmez; ancak bu sözlerin derin anlamlar ifade ettiğini söylemek yanlış olmasa gerek! Herkes için farklı anlamlar besleyebilir; insanın duygularına bambaşka şeylerin tercümesini sağlayabilir…

“Tanrı var mıdır, yok mudur?” diye bir soru sormuyorum! “Tanrı’ya ihtiyaç var mıdır?” diyorum…

Yani ne demek istiyorum?

“Tanrı” veya “Allah” kavramını içinde yaşayanların, bu kavramları inançları doğrultusunda kendisinde içselleştirmiş olanların gözünden hayata bir göz atalım diyorum…

Yunus yaşarken bu sözleri kurmuş; inancını, inananlarla paylaşmıştır. Yunus Emre, çağını önde yaşarken toplumu da ilerici bir ruhla harekete geçirmeye çalışmıştır.

Yunus için cennet önemli değil midir?! Allah veya Tanrı onun arzuladığı “ulaşılmaz olan” değil midir?!..

Tabi ki Yunus’un da isteği budur; yoksa 40 yıl boyunca aynı uzunlukta, aynı kalınlıkta odunu nasıl kesebilirdi ki Taptuk’a, değil mi?

O halde dünyanın azabı için ter dökmek de gerekmez mi?

Allah’a ulaşmak için cennet kapısından geçmek zorunlu değil midir?!

Yunus, cenneti unutmuş ve onun da ötesine geçmiş tasavvufu bambaşka bir yöne taşımıştır…

Peki amaç Allah’ın varlığından korkup cennete mi ulaşmaktır yoksa Allah’ın varlığını unutup “iyi insan” olmak, insanların hayrına olan çabalar içerisine girip gönlü Allah ile mi buluşturmaktır?..

Gelin bunun cevabını arayalım!..

Cennete ulaşmak için sadece İslam’ın, Müslümanlığın istediği 5 şartı yerine getirmek insanoğlunu sonuca götürebilir mi, ona ahret hayatında istediğini verir mi?

Beşer olan bizler, İslam içinde yaptıklarımız ya da yapmadıklarımız ile Allah’a karşı sorumluyuz; ancak bu 5 şart bizi cennete taşımak için yeterli midir?

Zannetmem!..

Bunun için bir de sanki “Elif (ا) “ olmak vardır; yani “doğru”, yani bir “çubuk” olmak gerekmez mi?.. Müslümanlığın fazileti buradan gelmez mi?!..

Bu faziletin esası nedir?

Bunun esası öncelikle “ahlak”tır!

İslam, dinin direği “namaz” der ya; ahlak da belki de insan olmanın bir direğidir!

Şimdi, ruhani dünyadan biraz çıkıp şu söylediklerimizi biraz daha somutlaştırmaya çalışalım…

Düşünüldüğünde, anne – babalar, çocuklarına hayatın içinde yer alan “ısırgan otlu” insanlara karşı koruması için “Allah senin karşına iyi insanları çıkarsın!” diye dua eder! Burada bizim anladığımız “iyi”nin karşılığı namazında, niyazında, orucunu tutan, hacca gitmiş insanlar mıdır yoksa çocuğuna zarar vermeyecek insan tipi midir?

Her sakallıyı babamız zannedemeyeceğimiz gibi her namaz kılanı, oruç tutanı da “cennetlik” olarak göremeyiz değil mi?!..

Yoksa, Allah yolunda (!) olan bir vakfın görevlisi 45 çocuğa cinsel tacizde bulunmazdı diye düşünüyorum!..

Yine başka bir yerde Kızılay gibi bir yardım kuruluşunda üst düzey bir görevlinin iki erkek çocuğuna cinsel istismarda bulunması; hem de bu görevlinin daha önceki yıllarda din kültürü öğretmeni olması gibi…

Açlığın, yoksulluğun olduğu ülkede dini kullanarak insanları düşündürmekten uzaklaştırıp; “fakiri, yoksulu doyurun, israftan uzak kalın, aza kanaat edin!” vaazlarının ardından fahiş ücretler alarak insanların karşına çıkan din adamlarının olduğu bir ülkede, sömürülen insanların ortaya çıkması gibi…

Diğer bir yanda ise adam çıkar televizyon ekranına din der, Allah der, namaz der, iki gözyaşı döker, sonra parayı “cukka” eder!

Hayatın içinde size namus bekçiliği yapar; ahlak zabıtası olur sonra adam gider kızı yaşında çocuğa tecavüzde bulunur!

Ahlakın, faizi olmadığı için ahlakla uğraşmaz; paranın sesine kulak verir; yalan söyler, haram yer, kul hakkına girer; sonra ben “Elhamdülillah Müslümanım!” der…

Hep inkar eder, “yok” der, “olmadı” der…

Yani neymiş?!

Bir adamın etiketi (mesleği), yaptıkları onun Allah yolunda olduğunu göstermeyebilir…

Hacı Bektaş Veli şöyle der:

Hararet nardadır sacda değildir.
Keramet baştadır tacda değildir.
Her ne arar isen kendinde ara.
Kudüs’te Mekke’de hacda değildir.

Hacı Bektaş Veli’nin sözlerinde olduğu gibi insan, Allah’a ulaşmak istiyorsa önce O’ndan korkarak değil; O’nun varlığına gönülden bağlı kalarak, O’nun yolunda olup, O’na ulaşılacağına inanmalıdır!..

Tanrı’nın varlığına ihtiyaç duymadan, kendini O’ndan soyutlayarak, inanan ya da inanmayan insan yapısı içerisinde farklılıklara saygı gösterip, bu farklılıkları bir renk cümbüşü gibi görüp vicdanlı, erdemli insan olmak veya yetiştirmenin gerekli olduğunu unutmamalıdır!


İnsan; ahlakın, erdemin, hoşgörünün peşinde olup “iyi” olanı aramalıdır. Kendi nefsine hakim olup, O’nun tecellisinin arzusu içinde “ben” olmalıdır!..

Yani insan; “Elif” olmak için, hak için önce Hakkın sırrına ermeli, onun sırrı ile yoğrulmalıdır…

Şimdi, sizce “iyi” olmak için Tanrı’ya ihtiyaç var mıdır? Zaten “iyi”, insan olman, vicdanın gereği değil midir?!..


Atatürk’ün Medeni Bilgiler kitabında İslam