Kırmızı Saçlı Kadın: İlk aşk deneyimi bütün hayatı belirler mi?

Bir röportajında, “Ressam olmak istemiştim, yazar oldum. Ama ikisi arasında köprü olmayı, renklerin verdiği duyguları kelimelerle anlatmayı seviyorum. Renkleri işitmeyi, kelimeleri görmeyi deniyorum…” diyen Orhan Pamuk, yeni kitabıyla karşımıza, yine renk öğesi barındıran bir detayla çıkıyor: Kırmızı Saçlı Kadın.

Kırmızı Saçlı Kadın: İlk aşk deneyimi bütün hayatı belirler mi?

Güçlü anlatımı ile bizi konuların detayına hızla çeken Pamuk’un yeni romanı Kırmızı Saçlı Kadın, yaklaşık 200 sayfadan oluşmaktadır. Okuyucu, kitabın ilk sayfalarından itibaren, hikayenin kahramanı Cem ile tanışır. Üniversite sınavlarına hazırlanmaya başlayan Cem ve ailesi 1980’lerin başlarında Beşiktaş’ta yaşamaktadır. Babası eski solcu bir eczacıdır ve Teşvikiye’de Hayat adında bir eczanesi vardır. Cem, boş zamanlarında eczaneye babasına yardım etmeye, yaz aylarında da Beşiktaş’ta bir sahafta çalışmaya gider. Bu sahafta, Freud`un rüya yorumları üzerine yazmış olduğu bir derlemeyi okuyan Cem bu vesileyle, bir Antik Yunan tragedyası olan Sofokles’in “Kral Oedipus” unun hikayesi ile tanışır. Bu hikaye, onun bütün hayatını etkiler.

Sık sık siyasi olaylara karışmış olan babasının, ailesini ve bu vesileyle Cem’i terk etmesinin, bu hikayenin hayatında bir mihenk taşı olmasında önemli bir rolü vardır. Babası tarafından terkedilen Cem, annesi ile birlikte içine girmiş oldukları maddi zorluğu bir nebze olsun aşabilmek ve üniversiteye hazırlık için para biriktirebilmek adına, kuyu kazım işiyle uğraşan Mahmut Usta’nın yanında bir yaz boyunca çıraklık yapar ve bu dönem boyunca annesinden ayrı yaşar. Kitabı okurken okuyucu, Cem’in, kendisini terk ettiği babasını, kuyucu Mahmut Usta  da aradığı hissine kapılır. Bu hisse okuyucuyu sürükleyen en önemli özelliklerden birisi, kahramanımız Cem’in Mahmut Usta’yı sık sık babası ile kıyaslamasından ileri gelmektedir. Mahmut Usta’nın otoriter tavırlarına Cem bir yandan kızarken, diğer yandan da buna ihtiyacı olduğunu hissetmektedir. İnsanların bir babaya ve bir otoriteye duydukları ihtiyacı, kitapta geçen şu cümle tam olarak özetlemektedir: “Devlet Baba, Allah Baba, Paşa Baba, Mafya Babası; bu ülkede kimse babasız yaşayamaz…” Cem ile Mahmut Usta’nın hikayesini okurken, aslında tam olarak da bu cümlenin ne demek istediğini okuyucu hisseder.

Kırmızı Saçlı Kadın: İlk aşk deneyimi bütün hayatı belirler mi?

Kuyu çıraklığı yaptığı dönemde kahramanımız Cem, kalbini o bölgedeki seyyar bir çadır tiyatrosunda çalışmakta olan ve kendisinden yaşta büyük olan kırmızı saçlı bir kadına kaptırır. Kırmızı saçlı kadın romanda önemli bir yere sahiptir. Yine bir röportajında, kırmızı rengin kendisinde çiğ et, kan ve iktidar çağrıştırdığını söyleyen Orhan Pamuk, romanında saçlarını boya ile değil, kına ile renklendiren bir bayanı, hikayenin kilit noktasına yerleştirir. Kırmızı saçlı kadın ile yaşadığı aşkın sonucunda sahip olduğu çocuğunu yıllar sonra, kırmızı saçlı kadının kendisini bulması üzerine öğrenen ve tanıyan Cem, kitabın ilerleyen bölümünde, öz oğlu tarafından bir kaza sonucu öldürülür. Kazanın gerçekleştiği kuyu ise, yıllar önce Mahmut Usta’nın yanında çıraklık yaptığı o kuyudur.

Romanın kahramanı olan Cem hayatı boyunca Sofokles`in “Krala Oidepus”u ve İran efsanesi “Rüstem ve Sührab” üzerine araştırmalar yapar ve bunlarla ilgili kitaplar okur. Gittiği ülkelerde müzelere ve sanat galerilerine gidip bu eserler üzerine yapılmış resimleri izler. İlk hikayede oğul babayı öldürürken, ikincisinde ise baba oğlunu öldürür. Her iki eserin de ortak noktası, sonunda pişmanlık olmasıdır. Babasını öldürüp annesi ile yattığını öğrenen Oedipus, kendisini cezalandırmak için gözlerini kör ederken; bilmeden oğlunu öldüren Rüstem ise, oğlunu kollarına alarak ağlar ve pişmanlığını gösterir. Kitapta, Osmanlı padişahlarının da tahta çıktıktan sonra şehzade kardeşlerini öldürmesinin akabinde yaşadığı pişmanlığa değinen Pamuk, doğu ile batı arasındaki düşünce farklılıklarına da bu vesileyle değinmiş olmaktadır.


Son derece akıcı bir dille anlatılan hikayede, bir yandan bundan otuz yıl öncesinin İstanbul’una giderken, öte yandan da bir kasabada liseli bir gencin yaşadığı sarsıcı bir aşk hikayesiyle karşılaşıyoruz. Kitabın sonuna geldiğinde ise okuyucu şu soruyu sormaktan kendini alıkoyamıyor:

İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi?

Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür?