Vatandaşlık bilgisi ve erdem

Erdemli bir vatandaş olmanın topluma ne gibi bir faydası dokunur? Vatandaşlara erdem kavramının küçük yaşlardan itibaren aşılanması gelecek nesillere yapılacak en doğru yatırım mıdır?

vatandaslik-bilgisi-erdem

İnsanlık, Antik Yunan, Helen ve Roma felsefesinin ilk başlarını oluşturan Antik Çağ Felsefesi (İlkçağ Felsefesi) döneminden bu yana ahlak kavramı üzerinde bir tekamül serüveni yolculuğuna başlamıştır. İşte bu yolculukta, insandan beklenen önündeki tuzaklara düşmeden ve tekamülünü sekteye uğratmadan erdemli insan vasfını kazanması olmuştur.

Homeros’un manzumelerini toplayan gramerciler yani Diaskevastesler vasıtasıyla edindiğimiz bilgilere göre erdem, Homeros’un manzumelerinde her tür üstünlük için kullanılmıştır. (Alasdair MacIntyre, Erdem Peşinde, Çev., Muttalip Özcan, İstanbul: Ayrıntı Yayınları,2001, s. 185.)

Yine ilkçağ Yunan felsefesinin önemli düşünürlerinden olan Aristoteles’e göre erdem sahibi olmak insanın kendisinden sadır olabilecek bir iradi olgu olarak kabul edilmiştir. Gerçekten de “Duyumlama ve harekete sahip olan bir şey imgeleme ve istemeye de sahiptir, çünkü orada duyum var, acı ve haz da var” sözleriyle insanın duygularının eylemleri üzerindeki izdüşümünü vurgulamaktadır. (Aristoteles, Ruh Üzerine, Çev: Z. Özcan, Alfa Yay., İstanbul, 2000, s. 413)

İnsanın kendini bilmesinin özüne dayalı bu yaklaşım Delphi’deki Apollon Tapınağı‘nın alınlık denilen giriş kısmının üzerinde altın harflerle yazılan şu sözlerle de benimsenmiştir: Gnothi Seauton yani “Kendini bil!”

Peki insanın kendini bilmesine antik çağlardan beridir niçin bu kadar önem verilmiştir?

Çünkü, insanlar tarih boyunca hep toplu halde yaşamışlardır. Toplu halde yaşayan ve topluluğu oluşturan bireylere insanlık tarihinde ilk defa Antik Yunan’da Cite denilen şehir devletlerine mensup olan yani topluluğun üyesi olan kişiler anlamına gelen vatandaş ünvanı verilmiştir. ( Boockhin, Michael (1987), The Rise of Urbanisation and the Decline of Citizenship (San Fransisco: Sierra Club Books, s.32; )

Antik Yunan’daki vatandaşlık anlayışında temel kriter, birey ile siyasi topluluk arasındaki hak ve yükümlülüklerin karşılıklılığı ilkesi olmuştur.

Yani, bireyin imtiyazları ile yükümlülükleri özdeş olmuştur. (Üstel, Füsun, Demokrasi ve Yurttaşlık, Ankara, 1999, Dost Kitabevi, s.54)

Modernleşmeyle birlikte, vatandaşlık anlayışı gelişmiş ve bireyler bazı hak ve özgürlüklerle donatılmıştır. (Göztepe, Ece (2003), “Yurttaşlığın Kamusal ve Ulusüstü Boyutu: Avrupa Yurttaşlığı ve “Göçmen Forumu” Örnekleri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Sayı: 4, Cilt: 52, s.232.) Modern dönemde vatandaşlık, ulus-devlet içinde yaşayan bireyleri Antik Yunan dönemine göre daha geniş haklarla donatarak eşit ve özgür kılarken, bir yandan da uyması gereken kurallardan oluşan bir çerçeve çizerek disiplin altına almıştır. (Dr.Fuat Güllüpınar,Eşitsizlik ve Toplumsal Tabakalaşma Açısından Vatandaşlık Üzerine Sosyolojik Bir Analiz, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt:67, No:1, 2012, s.88.)

Modern toplumlarda, vatandaşlık kavramının içi eğitimle doldurulmaya çalışılmaktadır. Bunun için de “ağaç yaşken eğilir” deyişini kılavuz edinen bir anlayışla bireylerin eğitim hayatlarının ilk başlarında iyi, sorumlu, temel bilgilere ve değerlere vakıf vatandaşlar olabilmeleri için müfredata sosyal bilgiler dersi eklenmektedir. Bu ders ile insanların bir arada yaşamasını kolaylaştıran, hoşgörüyü anlatan, toplumsal yararı önemseyen değerlerin genç dimağlara aşılanması sağlanır.

Ülkemizde, sosyal bilgiler programında “temel demokratik değerlerle donatılmış, insan haklarına saygılı, haklarını ve sorumluluklarını bilen yurttaşlar yetiştirmektir” ifadesinin yer almış olması vatandaşlık eğitiminin ön plana çıktığını göstermektedir.

Programda yer alan öğrenme alanlarının 4. sınıf düzeyinden başlayarak 7. sınıf düzeyine kadar genişleyerek devam ettiği görülmektedir. (Kaynak MEB)

Ne var ki son yıllarda ülkemizde yaşanan taciz, şiddet ve cinayet olayları nedeniyle okul öncesi erken çocukluk döneminden yani anaokulundan başlayarak lise son sınıfa kadar sosyal bilgiler derslerinin zorunlu ders olarak okutulması toplumsal sorunlara duyarlı bireylerin çoğalmasını sağlayacaktır.

Şiddeti Önleme Rehabilitasyon Derneği ve ASUMA Acıbadem Üniversitesi Suç ve Şiddetle Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan 2016 yılına ilişkin çocuk istismarına yönelik raporda tüyleri ürperten sonuçlara yer verilmiştir:

“Dünyada son 4 yılda çocuklara yönelik taciz veya şiddet uygulamaları yüzde 90 arttı. Tecavüzcülerin tahminen % 5’i ortaya çıkarken % 95’i gizli kalıyor.

Ensest ilişkilerin ise binde 4 biri ortaya çıkıyor. Adliyelerdeki 4 tecavüz davasından biri çocuklarla ilgili.

Çocuk istismarı nedeniyle Adli Tıp Kurumu’na başvuranların sayısının artıyor.

Bu oran 2012’de 2.395, 2013’te 3.002 olan başvuru sayısı 2014’ün Ekim ayı itibariyle 2.449 olarak gerçekleşti.

Adalet Bakanlığı’nın 2014 verilerine göre, her ay adli tıp kurumuna 650 çocuk cinsel istismarı vakası gönderiliyor.

Açılan toplam dava sayısı: 40.266; Karar çıkan dava sayısı: 24.825; Mahkumiyet Kararı: 13.968.

Bkz. Çocuk istismarına yönelik rapor

Global Politika ve Stratejisi tarafından hazırlanan ‘Türkiye Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Nerede” başlıklı Temmuz 2015 tarihli raporda yer alan resmi olmayan sonuçlara göre:

2015 yılının sadece Ocak ve Şubat aylarında öldürülen kadın sayısı 52. Ocak ayında öldürülen kadın sayısı 28, yaralanan kadın sayısı 38, tecavüze uğrayan kadın sayısı 9, fuhuşa sürüklenen kadın sayısı 31 ve tacize uğrayan kadın sayısı da 16 olarak tespit edilmiştir.

Şubat ayında ise 24 kadın öldürülmüş, 17 kadın yaralanmış ve 8 kadın da intihar etmiştir.

Bkz.Türkiye kadına şiddetle mücadelede nerede?


Toplumun en korumasız ve zayıf kesimini teşkil eden çocuklara ve çocukları yetiştiren, yuvayı yapan, erkeğinin arkasında duran kadınlara yönelik davranışlar bir toplumun aynasını oluşturur.

İşte, bir toplumu oluşturan bireyler ne kadar erdemli, ahlaklı ve vatandaşlık bilgisi ile donatılmış iseler toplumun çıtası o denli yüksek olacaktır. Bu nedenle gerek okul öncesi dönemde anaokullarında gerek aile ocağında erdem kavramı ve toplumsal değerler üzerinde önemle durulmalı ve bu ulvi değerler çocuklara aşılanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki; “Bugünün küçüğü, yarının büyüğüdür.”