Yaşamak sanatını icra edebilmek

Yaşamak zorunda bırakılan hayatlarımız hiçbir zaman “yaşamak sanatını” icra edemediler. Oysa yaşamanız için size bahşedilmiş olan süre, tüm bu olumsuzluklarla doldurulmayacak kadar kısa ve değerlidir.

Yaşamak sanatını icra edebilmek

Yaşamak Sanatı

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

Aslında çok güzel özetlemiş Shakespeare yukarıdaki dizelerde, insan denilen varlığın doğumu ve ölümü arasındaki süreç içerisinde elde ettiği “yaşamak”eyleminin içini neden tam olarak dolduramadığını.

Korkular ve öğretilmiş çaresizlikler

Çevre faktörünün çok büyük bir etmen olmasıyla birlikte, çocukluktan itibaren her birimizin kafasına vurula vurula öğretilmiş olan korkular, dolayısıyla da yaşanan çaresizlikler yaşamayı engelleyen basamaklardan sadece bir tanesini oluşturmaktadır.

Hepimiz bebek olarak geldiğimiz bu dünyada, sahip olmadığımız (öğrenilmiş) korkularımız nedeniyle çok güçlü başlamıştık oysaki hayata. Hayatı keşfetmeye çalışırken emeklemeye başladık, sonra (düşme riskini de göze alarak) ilk adımı attık ve adımların hızlanmasıyla koştuk devam eden cesaretimizle.

Kimi zaman düştük, yaralandık, acıyı hissettik tüm bedenimizle, ama bütün bunlar engel olamadı tekrar ayağa kalkıp devam etmemize, çünkü çocukça mutluyduk ve yaşıyorduk ta ki “hızlı koşma düşersin”, “oraya gitme yaralanırsın”  gibi cümlelerle hayatımıza sınırlar koyulana dek. İşte o zaman yaşamayı bırakmaya başladık kaybettirilen cesaretimizle birlikte.

Korkular ve çaresizlikler, ön yargılar gibidir; yaşamanıza izin vermezler. Öğrendiğiniz dolayısıyla da hayatınıza geçirdiğiniz her bir korku, hayata dair girmek istediğiniz yeni bir yolda küçük bir adımın atılma çabasına yönelik büyük bir engeldir.

Hayatın salt beyaz ya da siyahtan oluşmadığını, bazen her ikisini barındırmakla birlikte bazen her ikisinden bağımsız farklı renkleri de taşıyan bir paradoks olduğunu düşünürsek; kalan zamanımızı korkularımızdan arta kalan keşkeler ve pişmanlıklarla tüketip, hiç başlayamamak, yani farklı renkleri tadamamak, büyük bir kayıp olsa gerek.

Yaşamak sanatını icra edebilmek

Yaşama sanatı, kendine bağımlı olma sanatıdır

Yaşamayı engelleyen diğer bir basamak hiç şüphesiz ki, toplum empozelerinden sıyrılamayarak geliştirmeye fırsat bulamadığımız, belki de aslında hiçbir zaman tam olarak bulamadığımız benliğimizdir. M. Foucault’un da söylediği gibi “yaşama sanatı, kendine bağımlı olma sanatıdır.”

Yani sürekli olarak yapabileceğimiz ya da yapamayacağımız eylemlerin başkaları tarafından karar verilerek yeteneğimiz olmasına rağmen “sen yapamazsın” larla asla keşfetmeye bile yeltenmediğimiz durumlar, almış olduğumuz kararlarımızdaki özgürlüklerimize vurulmaya çalışılan ketlerle, toplumda “boyun eğilerek” yaratılmış bir sürünün parçası olmanın her zaman daha az risk taşıması ve kolay kabullenilir bir durum olması nedeniyle keşfedemediğimiz benliğimiz dolayısıyla da başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda bırakılan hayatlarımız hiçbir zaman “yaşamak sanatını” icra edemediler.


“Sanat” sözcüğünün antik Yunan, Çin ve Hint kültürlerindeki karşılığının, “yaptığına kendini vererek ve maharetle yapmak” nosyonuna denk düştüğünü hatırlarsak, yaşamak sanatını icra edebilmemiz için gerekli olan tek şeyin, kendimizi gerçekleştirme sürecinin en zirvesine tırmanarak kendi hayatımızı inşa etmek olduğunu anlarız.

Oysaki süregelen zaman diliminde aynı olan yaşamlarla devam ediyoruz, işte bu nedenledir ki, birçoğumuz hep mutsuz, hep bir arayış içerisinde, hep pişman ve “keşke…” diye başlayan cümleler kuruyor geçen zamana ilişkin.

Yaşamanız için size bahşedilmiş olan süre, tüm bu olumsuzluklarla doldurulmayacak kadar kısa ve değerlidir.

Dolayısıyla yaşanmayı bekleyen yıllar için benliğimizi keşfederek ve geliştirerek, cesaretle ve özgürce aldığımız kararlarımızı uygulayarak, tüm bu dogmalara ve sıradanlığa inat küçük bir adım atarsak; “yaşamak” kavramı dolu dolu can bulacak hayatımızın her bir karesinde. Geriye dönüp baktığımızda ise yaşanmışlıklara, sevmek ve sevilmekle geçmiş, mutluluğun ve huzurun bolca yer aldığı ve artık ölümün bile sizi korkutamadığı bir ömrün mutluluğuyla devam edeceksiniz yaşamaya kaldığınız yerden. Tercih sizin; ya yaşamayı seçeceksiniz ya da zamanınızı dolduracaksınız!


Dans sanatı: Aşk ve yüksek iradeye teslimiyet