Öğrenme açlığı olan çocuklardan işe küfreden yetişkinlere

Hepimiz bir birey olarak öğrenme içgüdüsü ile doğarız. Özellikle de çocukların ve bebeklerin yaşamına ve öğrenme merakına baktığımız zaman öğrenme açlığı ile yeni şeyler öğrenmeyi ne kadar çok sevdiğimizi anlarız. İnsan olarak yeniliklerin, heyecanın, bilginin peşinden gitmeyi her zaman severiz. Peki, büyüdükçe neden işimizi, yenilikleri, hayatı, öğrenmeyi sevmekten vazgeçeriz?

Öğrenme açlığı olan çocuklardan işe küfreden yetişkinlere

Çocuklar merak duygusu ile doğar ve büyür

Her bebek gözlerini dünyaya açtığı ilk andan itibaren çevreyi gözlemleyerek merak etme duygusu ile yaşamaya başlar. Etrafındaki sesler, objeler, renkler her zaman farklı ve yeni bir bilgi olarak gelir bebeklere. Bir bebeğin neden çekmecelere ya da çaya karşı farklı bir ilgisinin olduğunu hiç düşündünüz mü? Çekmeceleri çok severler, çünkü duvar gibi hareketsiz olarak görmeye alışık oldukları bir nesnenin içinden sihirli bir kapının aralandığını düşünürler ve bu sebepten dolayı her bebek çekmece karıştırmayı sever.

Ya da çay örneğini verebiliriz. Neden çay çocuklar için farklı bir içecektir? Çünkü şeker atarak karıştırdığınız çayın içinde birden eriyen şekerin kaybolduğunu ve çayın da esrarengiz bir içecek olduğunu düşünürler. Etrafımızda buna benzer birçok merak unsurunu örneklerle gösterebiliriz.

Her çocuk okula büyük bir aşk ile başlar

İlkokul sıralarına erişmeden önce birçok çocuğun okuma yazmaya, boyama yapmaya ve resim çizmeye ilgisi olduğunu biliriz. Okul sıralarına gelindiğinde ise ilk haftalarda ve ilk aylarda okulun atmosferinde kaybolmak isterler. Yeni arkadaşlar, öğretmen kavramı, okuma yazma becerisi kazanma şevki gibi duygular ile çocuklar okula büyük bir aşk ile gider.

Peki, zaman geçtikçe çocukların büyük çoğunluğunda gözlemlenen okula ilgisizlik, dersi sevmeme, okula gitmek istememe, teneffüs saatlerini kovalama gibi davranışlar neden ve nasıl ortaya çıkar? Genel olarak öğretmen ve veliler çocukların notlarındaki düşüşten neden rahatsız olur ve aslında çocukların başarısızlıklarının altındaki sebepler nelerdir? Bu sorulara net ve kısa başlıklar altında cevaplar verebiliriz:

  • Öğretmen Faktörü

Her çocuk okulu ve dersleri öğretmenleri aracılığı ile tanır ve bu sebepten dolayı okul ve sevgi ilişkisi de doğrudan öğretmen ile bağlantılıdır. Sevdiği bir öğretmenin dersini başarı ile götürebilen öğrenci sayısı oldukça yüksektir. Buna keza bir öğretmen ile pozitif bağlantı kuramayan öğrencilerin de o derste başarısız olabileceğini söyleyebiliriz. Bunun için öğretmenlerin de okul sevgisi ve başarısında en büyük paya sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

  • Ağır Ders Ve Ödev Yükü

    Öğrenme açlığı olan çocuklardan işe küfreden yetişkinlere

Daha ilkokul yıllarında başlamış olan ödev sorumluluğu küçük bedenlere ve parlak, alıcı zihinlere çok fazla gelmektedir. İlkokul dönemine rast gelen çocukların beyinlerini emici bir sünger gibi düşünebiliriz. Koşmak, eğlenmek, çizmek, renklendirmek, yorum yapmak, üretmek isteyen büyük zekalarımız vardır ilkokul yıllarında. Ödev ile tüm bu isteklerin sindirilip yok edildiğini görmekteyiz.

Koşmak ya da oyun oynamak isteyen bir çocuğun ağır ödev yükü altında saatlerce bir masaya oturtulduğunu düşünsenize. Pedagogların uyarılarına göre çocukların ilkokul zamanlarında almış olduğu ödev yükü, öğrenme şevkini söndüren en büyük etken. Buna göre 1. sınıfta en fazla 15 dakika süre ile ödev yükünün kaldırılabileceği söylenmektedir. Günümüzdeki pratiğe baktığımız zaman bir ilkokul öğrencisinin en az 2 saatini ödev başında geçirdiğine şahit olmaktayız. Buradan yola çıkarak neden çocukların okuldan uzaklaşmaya başladığının örnekleri arasına aşırı ödev yükünü koyabiliriz.

  • Uzun Ve Paylaşımsız Dersler

Ders saatleri ülkemizde 40 ya da 45 dakikalık süre içine sığdırılmaktadır. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki 20 ve 25 dakikalık süre sonunda motivasyon dağılmakta ve beyin öğrenme kanallarını yavaş yavaş kapatmaktadır. Bu süreden sonra okullarda yapılması gereken en olumlu yaklaşım ise paylaşımlı ders metodudur.

Bu metot içinde öğrenciler de derste aktif olarak kendini göstermekte ve sıklıkla öğrencinin konuşmasına izin verilmelidir. Bu sayede öğrenci dersten kopmayacak ve içinde olduğu bir iş için heyecanlı olarak öğrenmeye devam edecektir. Ülkemizde öğrencileri soğutan bir durum da buradan anlayabileceğimiz gibi paylaşımsız ders yöntemleridir.

  • Çocukların Temel İhtiyaçlarını Unutmak

Okul denildiğinde ailelerin düştüğü en büyük yanılgılardan biri de notların hayatlarındaki en önemli parça olduğudur. Düşük notlar alındığında hemen çocuğun elinden haklarının ve özgürlüklerinin alınabileceği düşünülmektedir.

Çocuklar doğaları gereği koşmak, oyun oynamak, eğlenmek, gezmek ister. Okul zamanında yaşanan olumsuzluklar sonucunda çocukların bu haklarına aileler ya da öğretmenler tarafından engellemeler getirilir ve bunun ardından da artık çocuklar okulu sevmek istemez. Düşünsenize, en çok sevdiğiniz hobinizin işinizde yaşadığınız bir olumsuzluk ya da başarısızlık yüzünden elinizden alındığını. Ne hissedersiniz ve nasıl davranırsınız?

  • Her Çocuğun Farklı Olduğunu Önemsememek

Doğuştan insanlar birbirinden farklı olarak dünyaya gelmektedir. Hiç kimse birbirine benzemez ve farklı huylara, karakterlere sahiptir. Bu gerçeği hepimiz kabul ederiz. O zaman 30 – 40 kişilik sınıflarda tek bir öğretmenin tek bir yöntem ile anlattığı konuyu her öğrencinin aynı zamanda, aynı kolaylıkta ve aynı yöntemler ile öğrenebilmesini nasıl bekleyebiliriz? Her çocuk elbette öğrenir; ama farklı zamanda ve farklı yöntemler ile…

  • Ödül Ve Ceza Yöntemini Kullanmak

Okula karşı dış etkenlerden dolayı soğuyan bir çocuğa ödül ya da ceza yöntemini uygulamak ile aslında karşılıklı olarak öğrenme algısını kavratmış oluruz. Derslerini yapması için ödül vaat edilen bir çocuk ödül olmadığı zaman ne ödev yapmak isteyecektir ne de yeni bir şey öğrenmek. Ceza yöntemleri ile sınavlardan yüksek not alması için tehdit edilen çocuklar da bir müddet sonra öğrenmenin kötü bir şey olduğu zannına kapılacak ve tamamen öğrenmeye kapılarını kapatacaktır.

    • Başkaları İle Karşılaştırmak

Öğrenme açlığı olan çocuklardan işe küfreden yetişkinlere

Günümüzde çok sık yapılan hatalardan biri de çocukların öğrenci konumunda başka arkadaşları ya da komşu çocukları ile karşılaştırılmalarıdır. Bu tip bir karşılaştırma ile çocuk, kendinin değersiz olduğunu ve öğrense de bir işe yaramayacağını düşünecektir. Üstelik sadece çocuğunuzun okula olan ilgisini değil kendinize olan yakınlığını da bu şekilde kaybetme tehlikesi içinde olabilirsiniz. Düşünsenize eşinizin ya da patronunuzun sizi sürekli başkaları ile karşılaştırdığını, ne hissedersiniz?

Ne Yapmalı?

Yukarıda öğrenmeye olan soğukluğun sebeplerini sıralamaya çalıştık. Peki, öğrenmeye kendini kapattığı için okulda derslere ilgisiz olan çocukları kurtarmak için neler yapılabilir?

1. Her çocuğun farklı olduğunu kabul etmek ve buna uygun yöntemler ile çocuğa yaklaşmak.

2. Çocuğun kendi varlığının önemli olduğunu hissettirmek, dersleri kötü olsa bile sevileceğini bilmesini sağlamak
3. Başkaları ile karşılaştırmamak
4. Okulu hayatımızın en önemli ve merkezi parçası yapmamak, günlük hayatta çocuklar ile geleceğe güzel anılar biriktirmek
5. Sohbetlerde okuldan başka mevzular konuşmak
6. Çocukların gelecek hayallerini dinlemek ve yapabileceklerine dair onları yüreklendirmek

7. Nefes almalarına yardım etmek ve her zaman ders ya da sınav baskısı uygulamamak
8. Öğrencilerin okulundaki öğretmenleri ve arkadaşları ile arasının iyi olduğuna emin olmak
9. Ders çalışırken ya da ödev yaparken ona yardım etmek, en azından yanında olarak destek sağlamak
10. Ödül ve ceza uygulamasını hayatınızdan çıkarmak
11. Derslerde düz anlatım yerine renkli ve interaktif destek almak
12. Doğa, uzay, canlıların hayatından da yaşayarak öğrenmelerini desteklemek ve bu şekilde kaybolmadan öğrenme açlığını tekrardan çocuklara kazandırmak

Özetle

Öğrenme faaliyetlerinde emici zihinleri yok etmemek için merak duygusunu öldürmeden okul bağlantısı kuralım. Her bireyin kendine has bir öğrenme stili olduğunu kabul edelim ve başarısızlıklarda tüm yükü küçük bedenlere yüklemeyelim. Unutulmamalıdır ki, okul başarısında öğretmen, veli, okul, toplum bir bütündür. Her faktör çocuğu ya başarıya ya da başarısızlığa götürür. Tek sorumlu olarak öğrenciyi görmek en büyük haksızlıklardan biridir.


Bir diğer detay ise okulun ve ders notlarının hayattaki en önemli şey olmadığını hatırlamamız gerekmektedir. Sağlık, huzur, aile kavramlarının daha önemli olduğunu hatırlamalıyız. Hiç dikkat ettiniz mi? Eğitimli ve diplomalı ailelerdeki çocukların başarısı, diplomasız olan ailelerdeki çocukların başarısından genellikle daha düşüktür.

Bu araştırmadan tek bir sebep çıkmıştır: Baskı!

Öğrenme açlığı olan çocuklardan işe küfreden yetişkinlere

Gelecekte çocuğunuzun işe giderken lanet okumasını istemiyorsanız ve hayallerinin peşinden koşmasını görmek istiyorsanız yukarıdaki yazıyı anlayarak okuyun ve sonrasında çocuğunuza tekrar bakın. Ne kadar hayat dolu olduğunu fark edecek ve okul ile bu yaşam enerjisinin söndürülmesinin haksız olduğunu göreceksiniz.

Unutmayalım; her çocuk başarılı olacaktır. Sadece doğru bir desteği yanında görmeyi bekliyordur. Öğrenme açlığı olan çocukları işine mutlu giden yetişkinlere taşıyabiliriz.


PAYLAŞ
Önceki yazıİnsan olma yolculuğu
Sonraki yazıFarkına varmak sorgulamakla başlar

Çocuk Gelişim Uzmanı Betül Rumeysa Demirörs, 26 Aralık 1994 tarihinde İstanbul Fatih’te dünyaya geldi. İlkokul sıralarından başarılı bir öğrencilik dönemi geçiren Rumeysa, lise zamanında İngilizce dersine olan ilgisi ve sevgisinden dolayı yabancı dil bölümünde okumaya karar verdi ve 3 yıl yoğun bir dil eğitimi aldı. Bu eğitim yıllarında kompozisyon ve münazara yarışmalarına katılarak önemli başarılara imza attı ve o yıllarda içindeki yazarlık sevgisini yakaladı.
Üniversite sıralarında ilk olarak İngilizce Öğretmenliği bölümüne başlangıç yaparak pedagoji, eğitim ve kişisel gelişim merakını keşfetti. Bunun yanında pedagoji üzerine merakını bu alanda bir uzman olarak insanlığa fayda sağlamak amacıyla kullanmaya karar verdi. Çift Anadal Programı ile bir taraftan da ek olarak Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümünü başarı ile tamamladı. Bu zaman zarfı içinde sürekli olarak kitap okuma hevesine devam etti ve kitaplığını her geçen gün zenginleştirmeyi aklına koydu. En çok okumaktan zevk aldığı kitap ve yazı türlerini ise eğitim, pedagoji, kişisel gelişim, psikoloji olarak belirtiyor. Bunun yanında eğitim hayatına devam ederken çalışma hayatına da başlangıç yaparak öğretmenliğe başladı. İçindeki yazarlık aşkını daha fazla bastıramadan en son atılımını ise makale yazarlığı serüveni ile devam ettirdi. Bir firmaya bağlı olarak makale yazarlığı yapmaya başladı. Sürekli olarak yazmak, insanlara faydalı olabilmek, denemeleri ile gündemi herkese tekrar hatırlatmak en büyük hobisi. Gelecek yıllardaki hedefleri arasında bir de yazar olmak var. Halen hem çalışma hem de okuma hayatını devam ettiriyor. Şu an eğitim olarak yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Eğitim ve kişisel gelişim konusunda sınırların olmadığını belirten Rumeysa Demirörs, imkansız diye bir şey olmadığını savunuyor.