Orada kimse var mı?

Orada kimse var mı? Bu söz 1999 Gölcük Depremi ile zihinlerimize kazındı, kolay kolay da çıkacağa benzemiyor. Aslında her enkaz vicdanlarımızın teker teker çöküşüydü o inşaatlara onay veren. Usulsüzlüğün, yolsuzluğun, İlmik ilmik dökülüşümüzün, toplumumuzu bir arada tutmaya çalışan olabildiğince erozyona uğramış değerlerimizin yerle bir olmuş simgeleriydi o çökmüş o evler…

Orada kimse var mı?

Ama yine de o demir ve çimento yığını haline gelmiş evlerin üstlerinde turuncu elbiseli başlarında baret ayağında postallı birileri vardı yıkılan hayallere yaşam aşılayan… Birer kurtarıcıydılar onlar hepimiz için özellikle de enkaz altında hala yaşam savaşı verenler için birer umut ışığı. Yıkıntıların altında şans eseri sağ kalabilmişler için nasıl bir umuttur nasıl bir hasret onların sesini duyabilmek…

Orada kimse var mı?

Evet kurtarıcılardı onlar, enkaz altındakiler seslerini duyurabildiler mi ne yapıp edip onları yukarı çeker alırlar hayata döndürürlerdi, öyle de yaptılar…Toplumlar da hep böyle kurtarıcılar beklemediler mi en zor zamanlarında? Gelsin birisi bütün haksızlıkları önlesin, fakirliği yok etsin bolluk ucuzluk zenginlik getirsin, kurtarsın onları diye ne düşler kuruldu kim bilir?


AB’ye gireceğiz dertlerimiz, sorunlarımız bitecek

Şimdi de aynı toplumsal özlemimizi bu nedenlerden olsa gerek AB’ye yöneltmedik mi? AB’ye gireceğiz dertlerimiz, sorunlarımız bitecek her şey güllük gülistanlık olacak oh ne ala dünya vur patlasın çal oynasın diyeceğiz.

Öte yanda tam tersi durumlarda bu bekleyişin toplumsal hezeyana dönüştüğü olağan dışı zamanlarda halk yığınları, kendisine çok daha zarar verecek birilerinin kurtarıcı kimliğindeki maskesine aldanarak peşlerine düşmedi mi Hitlerler’in, Mussoliniler’in, Stalinler’in?

Toplumların her devirde beklediği gibi aslında topyekun Dünya gezegenindeki bireylerden oluşan “Dünya insanlığı” da zaman zaman yüksek sesle dile getirse de hep beklemiştir birisi ya da birileri tarafından kurtarılmayı…

Filmlerdeki süper kahramanlar bu özlemin, bekleyişin ürünü değil midir? İyinin dostu kötünün düşmanı, kurulu düzene başkaldıran kendi yasalarını koyan adaleti bildiğince dağıtan, haksızlığa yoksulluğa zulme karşı savaşan…

Orada kimse var mı?

Dünya insanlığı bu düşünden hiç bir zaman vazgeçmedi, vazgeçeceğini de hiç sanmıyorum… Öyle ya Dünya’da 1 milyarı aşkın kişi günde 1 doların altında gelirle yaşarken, 6 milyarlık Dünya’nın 4.3 milyarı yoksul ülkelerdeyse başka bir deyişle her yüz kişiden sadece 29 kişi iyi şartlarda yaşayabiliyorsa kurtarıcı beklemesin de ne yapsın?

Sanırım zaman zaman alevlenen kurtarıcı anlamındaki, kıyametten önce gelip insanlığı düzelteceğine inanılan “Mehdi” beklentisinin de hatta inançların kaynağında da bu kurtarıcı beklentisi etkisinin büyük olduğunu,kimi liderlerin kendilerini kurtarıcı görmekte olduklarının altında da bu mistik düşüncenin var olduğunu düşünürüm…

Ya işte, hep bir kurtarıcı bekleyişimiz var, dünyadan çıkamayacağını iyice anladık, kurtarıcı düşlerimiz hiç gerçek olmadı, şimdi başka dünyalara gözümüzü diktik…

Vakoch, “Bu mesajlarla dünya dışı varlıklara yerimizi belli ediyoruz.”

Yahoo, 6 Eylül 2005’e kadar [email protected] adresine gelen e-postaları biriktirip bu mesajları 12 Eylül 2005’te Almanya’nın Weilheim şehrinde bulunan DLR merkezindeki bir antenden 150 milyon watt gücünde bir sinyalle uzaya yolladı.


Sinyal, 11.4 ışık yılı uzaklığındaki 61 Cygni B yıldızına doğru yol alacak… Orada birilerinin bu mesajlarını alıp, anlayıp okuduğunu ve cevapladığını varsayarsak, uzaklıktan dolayı ancak 23 sene sonra haberimiz olabilecek.

Bu uzaya giden ilk mesaj değil. 1974 Kasım’da Puerto Rico’da bulunan ve dünyanın en büyük radyo teleskop çanağı olan Arecibo’dan da mesaj yollanmıştı. Ancak bugüne dek bir yanıt gelmedi.

Geçtiğimiz aylarda NASA bu kez uzaya bir Beatles parçası gönderdi. Dünyaca ünlü müzik grubu, Beatles’ın Across the Universe (Evrenin Dört Bir Yanı) adlı parçası doğrudan uzaya yayımlanan ilk şarkı oldu. Paul McCartney, NASA’dan uzaylılara selamlarını iletmelerini istedi.

John Lennon ve Paul McCartney’in 1968 yılında yazdıkları şarkının kırkıncı yıldönümü kutlamaları dolayısıyla şarkı NASA tarafından uzaya yayımlandı. Ancak, şarkıyı kutup yıldızından dinlemek isteyenlerin ses dalgalarının oraya ulaşabilmesi için 400 yılı aşkın bir süre beklemesi gerekecek.

NASA’nın uzaya Beatles şarkısı göndermesi, uzayda canlı arayan SETI Enstitüsü’nün tepkisini çekti. SETI Enstitüsü’nden Prof. Douglas Vakoch, NASA’nın hareketinin insanlığın sonunu getirebileceğini söyledi. Vakoch, “Bu tür mesajlar göndermeden önce uluslararası bir konsey karar vermeli, uzay konseri insanlığın sonunu getirebilir” dedi.

Vakoch, “Bu mesajlarla dünya dışı varlıklara yerimizi belli ediyoruz. Eğer bizden kat kat üstün uygarlıklar bu şekilde uzaydaki yerimizi tespit eder ve dünyayı işgal etme kararını verirse onlara direnmemiz imkânsız olur” diye konuştu. Vakoch, “Biz SETI’de yabancı yaşam formları arıyoruz. Ancak yaptığımız şey sadece uzayı dinlemek. Yerimizi belli edecek bir şey yapmıyoruz” dedi.

Umarım bu mesajlar bir an önce iyi niyetli uzaylılara ulaşır da Dünyanın en vahşi hayvanı olan bizlerin “Kurtuluş Günü” fazla uzakta olmaz, çünkü ne insanlığın ne de Dünyanın “Yuva Gezegen” olarak bekleyecek zamanı kalmıyor…  

Orada kimse var mı?


Deprembilimci Prof. Le Pichon açıkladı: Deprem 7,6 büyüklüğünde olacak!