Labirent: İnsanın benlik keşfi sürecinin sembolü

Kişinin kendini tanıma yolunda attığı ve atacağı her adım, kim olduğu sorusu karşısında alacağı her cevap, özgürlüğünün sınırını öğrenmek için yapacağı her keşif bedensel ve ruhsal değişimleri getirecektir. Kaşif yönünü durdurmayan insanın bu yolda yürürken kurduğu benliğine bakışı insanın kendini tanıması için en önemli özelliklerdir. Mutluluğu sağlamak adına girilen bu karmaşık yol, ‘labirent’tir.

Labirent: İnsanın benlik keşfi sürecinin sembolü

İnsan doğadaki canlılarda olduğu gibi var olduğu yaşam sürecinde bir çok evrimsel süreçten geçmiştir. Ayakları üzerinde durabilmiş, maddeye şekil verip tasarımlar yapabilmiş ve kullanmayı öğrenmiş, elleri ile üretebilmiş ve tüm bunların sonrasında da iletişim ihtiyacını karşılamak için dilini geliştirmiştir.

Bütün bunlarla beraber dünyayı anlamlandırmaya çalışmış, kavramlandırmış ve kavramsal düşünmeyi geliştirmiştir. Ama asıl önemlisi, kendini bir varlık olarak algılama becerisini gösterebilen bilinen tek varlık olmuştur.

Labirent: İnsanın benlik keşfi sürecinin sembolü

‘Ben kimim?’ sorusu neleri getirir ?

İnsan, bedeninin kendisini yönlendirdiği üzere yeme, içme, üreme ve  barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamanın yollarını bulduktan sonra, kendi üzerindeki bilincinin gelişip artmasıyla artık kendisinin “kim olduğu”, bu evren içerisinde yerinin ne olduğu sorularını da sormaya başlamıştır.

Bu sorgulama hali sırasında kendini içinde bulduğu labirentten çıkardığı cevapların, labirentin çıkış yolunu gösterecek iz olup olmadığı meçhuldür. Giriş ve çıkış aynı yerde olmakla beraber merkeze (öze – öz benliğe) gelindikten sonra labirentin yapısı gereği çıkışı bulmak kolay olmayacaktır.

Kişinin “ben kimim” sorusunu sormasıyla beraber yaşamında belirmeye başlayan yol bulmaya (kendini bulmaya) çalışma hali labirentten çıkmaya çalışma haliyle aynıdır.

İnsan mutlu olmak üzere yaşamaktadır. Ortaya koyduğu her eylem bedeninin mutlu olmayı istemesiyle beraber hormonlarında ortaya çıkardığı değişimleri dengelemeye çalışmasıyla ilgilidir.

Doğuşunda beraberinde getirdiği halihazırda bazı mutlu olma parametreleri varsa da, yaşamı sırasında elde ettiği birikimlerin sonrasında da beden “ihtiyaç” duyduğunu düşündüğü bazı yönlendirmeler yapmaktadır. Bu yönlendirmeler doğrultusunda girdiğimiz arayışlar vardır. Mutluluğu sağlamak adına girilen bu karmaşık yol, labirenttir.

Labirentin merkezinde benlik vardır

Doğru kapıyı açıp, bedenin mutlu olacağı şeyleri doğru belirleyecek deneyim ve yola gereksinim vardır. Labirentin merkezinde öz kaynak (benlik) vardır. Ve öz kaynağın (benliğin) kabulleniliş hali labirent dönemeçlerinin, yani tercih boyutunun sonucudur. Labirent bu tercih boyutunu ve kabulleniş sürecini simgelemektedir.

Labirent: İnsanın benlik keşfi sürecinin sembolü

Labirentin sembolizmdeki anlamları

Labirent sembolünün anlamları ele alınmadan önce labirentin içerdiği özellikleri anımsamak sembolün anlamlarının anlaşılmasında yararlı olacaktır:

• Biçimi ne olursa olsun bir merkez içermektedir.
• Biçimi ne olursa olsun, eş merkezli halkaların ya da dolanımların söz konusu olduğu bir spirallik özelliği gösterir.
• Giriş ve çıkışı hep tektir.
• Doğru yol bir tanedir.
• Doğru yoldan başka, herhangi bir kestirme yol yoktur; kestirme sanılan yollara girilirse ya çıkmazla karşılaşılır ya da aynı yerde dolanıp durulur.
• Labirent’te hedef dıştan içe ve içten dışa olmak üzere ikili görünümdedir: Dışındaki kimse için hedef merkezdir; içindeki kimse için hedef özgürlüğünü sağlayacak çıkışı bulmaktır.
• Labirentin planını bilmeyen biri hatalar yapmadan hedefine varamaz.
• Labirent, planını bilmeyenler için bir hapishane gibidir.
• Kolay labirent yoktur; labirentlerin zor olmaları ortak özelliklerinden biridir.
• Labirent onun sırrını bilmeyen ve sırrına erecek kapasitede olmayan kimseden merkezdeki kutsal bir şeyi, bir sırrı saklamak, korumak üzere zorluk içerir. (1)

Labirent sembolünün anlamdırılması

Farklı tradisyonlarda labirent sembolünün anlamlandırılması da fiziksel yapılanmasındaki karmaşıklık, arayış, merkezde ulaşılacak kıymetli olgu, merkezden sonra dışarıya çıkmak, yani özgürlüğe ulaşmakla ilgili kat edilen yol gibi özellikleri ile doğru orantılı olarak gelişmiştir.

• Labirent “düalite”lerin bulunduğu tezahür alemini, labirentin merkezi ise, çark sembolizmindeki ‘kutup’ u “yataylıktan dikeyliğe” geçişi, ruhsal tekamülün hedefini simgeler.

• Labirent, inisiyasyon serüvenini, inisiyatik hedefe ulaşmadan önceki eprövleri , “kendini arama”daki zorlukları simgeler; labirentin merkezi, ‘uyanış’ı, bir hapishane olan yeryüzünden ‘kurtuluş’u sembolize eder.

• Ruhsal tekamülün tedricen (yavaş yavaş) gerçekleştiği ilkesini simgeler; insan sıçramalar tarzında değil, hatalar yapa yapa kurtuluş ve özgürlüğü bulacaktır. Tekamülün dolambaçlı yollarını gösteren labirentin her parçası bir deneyimi, spiralin her halkası tekamülün yeni bir aşamasını simgeler.(Spiral)

• Ölüm’den sonraki serüveni ve cehenneme iniş deneyimini simgeler. Labirentin girişi ‘cehennemin kapısı’nı, labirent ‘cehennem’i, merkez ise saf şuur halini ve ‘ikinci doğuş’u simgeler. Cehenneme İniş, Cehennem Ateşinde Yanma.

Ruhsal araştırmayı simgeler. “Hakikat”in aranması yolculuğunu üçlü biçimde simgeler:

1- Çıkmaz yollar, aynı realiteye saplanıp kalmayı, dogmatizmi (bağnazlık) simgeler.
2- Aynı yerlerdeki tekrarlarla boşuna dönüp dolaşmalar, öz-bilgisi edinilmiş realitelerde boşuna zaman kaybetmeyi simgeler.
3- Merkez, hakikati simgeler. (2)

Labirent: İnsanın benlik keşfi sürecinin sembolü

Kişinin kendini tanıma yolu

Kişinin kendini tanıma yolunda attığı ve atacağı her adım, kim olduğu sorusu karşısında alacağı her cevap, özgürlüğünün sınırını öğrenmek için yapacağı her keşif bedensel ve ruhsal değişimleri getirecektir.  

Kaşif yönünü durdurmayan insanın bu yolda yürürken kurduğu benliğine bakışı insanın kendini tanıması için en önemli özelliklerdir.

İnsanın varoluşunu anlamlandırabilmesi için geçmesi gereken ilk sınav benlik inşa edebilmektir. Tüm içsel çalkantılarının nedeni  “ben” olmak olan insanın, varoluşsal sürecini tamamlamak için verdiği savaş kendini bilmek, benliğini kurmak ve keşfetmek çabasıdır. (3)

Labirentin yollarının, dönemeçlerinin, merkezinde var olanın, çıkış yolunun ve merkeze gelip çıkışı bulmuş olan kişinin edinimlerini, yolun getirdiklerini ve götürdüklerini anlayabilmek için öncelikle benliğin ne olduğunu kavramak gerekecektir.

Benlik kavramının üzerinde var olan en önemli çalışmalar Freud ve Nietzsche tarafından yapılanlar olarak kabul görmektedir. Her iki filozofunda kavram üzerindeki çalışmaları yeni ve geniş kapılar açmış ve modern düşünce tarihindeki yerlerini almışlardır. Benlik kavramını özümseyebilmek için bu iki önemli filozofa göre benliğin ne olduğunun anlaşılması gerekmektedir.

Nietzsche’ye göre benlik

Nietzsche kendisini öncü bir psikolog olarak görüyor, insan zihni denen büyük ve bakir ormanın ilk kaşifi olduğunu düşünüyordu. Nietzsche’nin ilk ve en büyük hedefi ego kavramı olup, temel iddiası da, benlik diye bir kendiliğin var olduğunu kabul etmenin ontolojik bakımdan gereksiz, metafiziksel bakımdan da tehlikeli olduğudur.

Akıl genel olarak iradelerin nedenler olduklarına inanır. O egonun bir varlık, bir töz olduğuna inanır ve ego-tözüne beslenen inancı şeylere yansıtır. Neden olarak kurulan varlık şeylerin arasına dahil edilir, onların altına sokulur: “Varlık” kavramı “ego” kavramından çıkar, benlik kavramından türetilir.

Başlangıçta bir hatanın, iradenin etki eden bir şey olduğu, iradenin bir güç olduğu yanlışının büyük uğursuzluğu bulunmaktadır. Biz bu gün onun bir hatadan başka bir şey olmadığını biliyoruz.

Onun teşhisi kabaca şöyledir: Bir şey olup bittiği zaman, onun bir fail tarafından yapıldığını, bir failin etkisiyle vuku bulduğunu zımnen kabul ederek , düşünmenin vuku bulması, onun bir eylem olması olgusundan, şu halde onu gerçekleştirecek bir failin bulunması gerektiği sonucunu çıkartırız.

İşte bu, benliktir. Ego, demek ki ilkel bir veri olmayıp, çıkarsanan bir kendiliktir ve onun iradenin etkisiyle eylemde bulunduğunu kabul etmek bütün bir nedensellik anlayışımızı değiştirerek, olduğundan başka gösterir. (4)

Labirent: İnsanın benlik keşfi sürecinin sembolü

Nietzsche ve oluş kavramı

Nietzsche kendisinden önceki filozofları ‘oluş’ kavramına mesafeli olup benlik kavramını adeta mumyalamakla eleştirir. Donuk bir varlık tasarımı içerisinde ‘ben’ de atomik bir yapı sergileyecektir.

Halbuki Nietzsche için insan monadik bir tekillik ya da bir nokta değil “kendi kendini buluncaya değin uzayan bütün bir çizgi”dir. Gerek Nietzsche’nin ‘ben’ hakkındaki düşünceleri gerekse onun otobiyografisinde çizdiği kendine ait resmi insanı verili bir töz değil de belirlenmemiş bir oluş olarak gördüğüne kanıt teşkil eder.

Bu belirlenmemişliği içerisinde Nietzsche’nin otobiyografik öznesi kendini hem yaratmak hem de kendini sürekli yenileyip aşmak durumunda gözlemlenir. Onun yazma pratiğine damgasını vuran ilke oluşa dair bir farkındalığa dayanmaktadır ki bu süreç yaşamı onaylamak ile aynı paralelde ilerler.

Jaspers’in Nietzsche’nin bu varoluşsal ‘ben’ algısı üzerine tespitte bulunduğu gibi “kendini onayladığında, olmayı onaylamış olurdu ve olmayı onayladığında, kendini onaylamış olurdu, çünkü Nietzsche’ye göre her ikisi de aynı şeydir.” Bu anlamda kendini yazmak hem oluşun farkındalığını imler hem de kendini aşıp yeniden yaratmanın aracı olur. Ucu açık bir kendini belirleme sürecidir kendi ‘ben’ini yazıya taşımak olmuştu. (5)

Anlaşıldığı üzere Nietzsche yürüdüğü labirent yollarının haritası olarak yazma edimini kullanmış ve benlik arayışının karmaşık yollarını bu eylemini ortaya koyarak kat etmiştir.

Freud’a göre benlik

Aristoteles insanı doğaya uygun yaşayan akıllı ve politik bir hayvan olarak nitelemiş, Descartes ise kendi yeteneklerine hakim düşünen özne olarak insanı yüceltmiştir. Oysa Freud, insan bilincinin karmaşık yapılarını inceleyerek, öznenin kendisi hakkında bildiğinden farklı, tam olarak hakim olamadığımız bir yüzü olduğunu ortaya koymuştur.

Freud, Ego ve İd ve Psikanaliz Üzerine Tam Tanıtıcı Dersler bildirisinde insan ruhunun/bilincinin üç kademeli bir sistemden oluştuğunu belirtir.(6) Nietzsche bu üç kavramdan benzer bir yöntemle çoktan yararlanmış olsa da, bu üç bölümün mutlak başarısı Freud’a kalmıştır.

Üç bölümden birincisi, Freud tarafından “İd” olarak adlandırılmış ‘İlkel Benlik’tir. İnsan ruhunun bilinç dışına, hayvansı öğesine karşılık gelir. En yabani yönümüz olan id, enerjimizi sistemimizin içinden dışarıya doğru iten ve anında doyum talep eden kişiliğimizin enerji deposudur.

Süperego ya da üstbenlik

Açlık, cinsel dürtü, kıskançlık, nefret, güven, aşk vb. olgular idin alanı içerisinde yer almaktadır. Onun rakibi “Süperego”‘dur. Süperego ya da’ üst benlik’ ise idi kontrol etmekte yardımcı eleman olması haliyle içselleştirdiğimiz bir tür vicdani kurallardır.

Kendimizi yargılamamızla ilgili bilinçli deneyimlerimiz, kendimize idealler tanımamız ve yanlış bir şey yaptığımız zaman kendimizi suçlamamız kesinlikle süperego ile ilgilidir. Örnekler, idealler, roller, yol gösterici ilkeler ve insanın yetişmesi yoluyla edindiği dünya görüşleridir.

Labirent: İnsanın benlik keşfi sürecinin sembolü

Ancak insan içsel taleplerle karşılaştığı kadar dışsal taleplerle de karşılaşır ve ikisi arasındaki denge ancak “Ego” yani  ‘benlik’ tarafından sağlanabilir. Ego insanın rasyonel yönünü temsil eder. Üç efendinin, ilkel benlik, süperego ve sosyal çevrenin arasında çıkan çatışmayı dengeye koymaya, uyumlu hale getirmeye çalışan yönüdür. (7)

Freud insan hayatının zevk ilkesine göre şekillendiğini öne sürer. Zihnimiz bu ilkeye göre şekillenir. Ancak mutluluk arzumuz üç güç tarafından engellenmektedir: insan bedeni, dış dünya ve diğer bireylerle olan ilişkiler. Egonun ve süperegonun idi bastırması sosyal işbirliğinin önemli bir şartıdır. (8) 

Bu bağlamda labirentin içinde geçirilen sürenin ve dönülen ya da dönülmek durumunda bırakılan dönemeçlerin neler olduğuna da değinmek gerekecektir.

Dış dünyayı kabulleniş ve labirentin çıkmaz yolları

Benlik kişiliğe biçim veren, kalıtsal ve çevresel etmenleri barındığı ve kişinin pskolojik ve sosyolojik gelişimi sırasında oluşan bir üründür. Gerçeği tanımak, uyum sağlamak, çevreden gelen uyarıcıları algılamak, seçmek, saklamak, anımsamak, düşünmek; kavramları değerlendirmek; karşılaşılan engellere çözüm yolları bulmak; geleceğe ilişkin tasarılar yapmak, savunma düzenekleri geliştirmek benliğin edindiği görevler arasındadır. (9) 

Tüm bunları gelişebilmesi ya da sağlanabilmesi sırasında dış dünya, yaşanılan toplum ve toplumun mensuplarının sahip olduğu değerler başka başka benlikler edinmemize, yerine göre, durumun gerektirdiği benliğimizi ortaya koymamıza sebep olur. İşte bunlar labirentin çıkmaz yolları, yanlış dönülmüş dönemeçler, merkezdeki öz kaynağımıza giden yolun ters istikametleridir.

Peki saptığımız bu çıkmaz yolların, dış dünyanın yönlendirmesine göre kabullenişimiz nedendir? Öz kaynağımıza ulaşıp onu kabullenişimizle gelecek olan huzurun yerini kendimizi içine ittirdiğimiz çoklu benlik durumunun sebepleri nelerdir?

Yalnızlık araştırması ve ‘sevilme’ isteği

18. yüzyılın filozoflarından Jean-Jacques Rousseau döneminde büyük sansasyon yaratan, uygarlığın insan üzerindeki kötü etkisi hakkındaki yazısında, insanların doğalarında aslında dürüst, barışçı ve iyi olduklarını, insan doğasının içe dönük olduğunu; ancak, doğada insanların tek başlarına yaşamamalarından dolayı, bir rekabet içine girdiklerini ve bu sebeple kendini sevmesinin abartılı bir çıkarcılık haline geldiğini, insanın mutlu olmak için kimseye ihtiyaç duymadığını savunuyordu.

İnsanın toplumda daha mutlu mu, yoksa daha yalnız mı olup olmadığı sorusu böyle sürüp giderken, 20. yüzyılın 70’li yıllarının başında adına “yalnızlık araştırması” denilen ve felsefeye ait bir cevaplama yöntemiyle değil psikolojik bir araştırma ile, Boston Massachusetts Üniversite’si profesörü Robert Weiss’in ortaya koyduğu çalışma Rousseau’nun yanıldığını gösterir nitelikteydi.

Weiss, yalnız insanların, hiç kimsenin ya da sadece çok az insanın onlarla ilgilenmesinden kaynaklı acı çektiklerini ve en çok kimsenin onlarla dertlerini paylaşmamasından yakınmalarını çalışmalarında ortaya koysa da bu öncesinde bilinen bir durumdu. Ancak Weiss çıkardığı çalışmada çok daha ilginç başka bir şey iddia etmişti ki işte bu takındığımız benliklerin sebebini açıklar nitelikteydi.

Şefkat eksikliği

İnsanlar başkalarının vereceği şefkatin eksikliğinden daha kötü olarak kendi verecekleri şefkat eksikliğinden rahatsızlık duymaktaydı. Yani sevilmemek kötü bir şeydi; ama sevebilecek kimsenin olmamasını daha kötü buluyorlardı. İnsanlar da diğer tüm primatlar gibi dost canlısı doğup, yalnızlıktan hoşlanmamaktadırlar.(10)

Bu da oldukları değil, oldukları zaman kabul görecekleri benlikleri geliştirmelerine sebep olmakta ve aslında gerçekte var olan labirentin merkezindeki öz benlikleriyle çelişmesi durumunda da psikolojik sorunları beraberinde getirerek sosyal yaşantılarındaki mutsuzluğu kesin kılmaktadır. Girdiğimiz labirentlerde kayboluyor, durumun getirdiği telaşla vazgeçiyor ya da kabullenişimizi öz benliğimizde değil ihtiyaç duyduğumuz benliklerde gerçekleştirerek çıkmaz sokaklara dalıp öz benliğimizin yanında bile geçemeden yaşamlarımızı sürdürüyoruz.

Peki “ben kimim?” sorusunun akabinde hem içe dönük arayışımızı hem de dış dünyanın getirdiklerine kapatmadığımız zihnimizi aynı algı çerçevesinde toplayıp, farkındalığımızın gelişmesini, ve kim olduğumuz sorularının karşılığını nasıl bulacağız? Bireyselliğimizin merkezimize alınıp, öz benliğimizin kabulünü nasıl sağlayacağız?

Labirent: İnsanın benlik keşfi sürecinin sembolü

‘New Age’ akımları

Bireyselleşme, bireyin kişisel deneyimlerini merkeze alır. Günlük hayatın bireysel duyumlara ve hislere bağlı olarak tanımlanan kişisel bir iç dünyadan hareketle yaşanması söz konusudur. Diğer bir ifadeyle bireyin kendi hayatında başarılı, barışık, mutlu ve dengeli bir insan olması her şeyden önce kendisi ve diğerleriyle sağlıklı ilişkiler geliştirmesine bağlıdır ve bunu sağlayacak iç dünyanın güçlü ve donanımlı olması gerekir.

Bu çerçevede bireyin yeteneklerini keşfetme ve iç dünyayı olgunlaştırma uğraşısında aileler, psikologlar, pedagoglar, öğretmenler adeta seferber olmuşlardır ancak bu ben merkezci yaklaşımların, narsist insanlar ve akabinde narsist  toplumlar oluşturacağından endişe duyan psikolog ve sosyologlar ile insanin iç dünyasını dış dünyasına oranla daha yoğun yaşaması, kişinin, sahip olduğu töz bir yaratım olan ‘yüksek benlik’ ile karşılaşmasını, ego’dan kaynaklanan sınırlandırmaları ve sorunları aşmasını önemseyen; kişinin yaratıcı bir potansiyeli olduğunu, hayatının kendi yaratımı olduğunu  savunan New Age akımları arasındaki olması gereken dengeli  tutumları M.R. Leary ‘The Curse of the Self: SelfAwareness, Egotism, and the Quality of Human Life’ kitabında tasarlamıştır.

Benliği lanet olmaktan kurtaran irade ve kendilik farkındalığı

Leary kitabında, benliği lanet olmaktan kurtaran irade ve kendilik farkındalığı sayesinde hayata geçirilebilecek bazı önlemler önermektedir:

Kendi kendinle konuşmayı azaltmak; düşündüğü her şeye inanmamak; egoyu savunma baskısına karşı direnmek;  kendine karşı bağışlayıcı, kabullenici bir şefkat ile sevgi göstermek (öz-duyarlılık; self-compassion); kendi bireyselliği ile sınırlı olmayan bir kimlik geliştirmeye, dünya ile mücadele eden izole bir birey olmaktan ziyade daha geniş ölçekte diğer insanlarla ilişkide ve dünya ile bağlantılı bir kişi olarak kurmaya gayret etmek; öz kontrolü uygun bir şekle getirme yollarını öğrenmek;  benliği,  illetini güçlendirecek şekilde beslemekten kaçınmak gibi yollar çizilmesi gerektiğini dile getirmiştir. (11)

Var olduğun dış dünyadan kopmadan, içsel yolculuğuna çıkabilen; labirent merkezine ulaşıp öz benliğiyle tanışan ve kabulleniş evresindeki sancıları atlatabilen insanların kazandıkları benlik saygısı ile doyum sağladıkları bir hayat yaşamaları, mutlu ve doyumlu hayatlar süren bireylerin topluma doğru yayılan olumlu yansımaları olduğu kabul edilmektedir. (12)

Benlik saygısını yakalamanın nasıl mümkün olduğuna değinmeden önce ‘benlik saygısı’nın tanımlanması gerekmektedir

Labirent: İnsanın benlik keşfi sürecinin sembolü

Benlik saygısı ve kendini kabul

En geniş anlamıyla benlik saygısı, kişinin kendini gururlu, değerli, gayretli, etkin ve başarılı hissetmesidir. Karmaşık olarak kendini yargılama ve değerlendirme sonucu ortaya çıkan bir histir.

Kişinin kendini değerlendirmesiyle vardığı kendiliğini kabullenmesi sonucunda ortaya çıkan memnuniyet halidir. (13)

Psikolojik işlevlerimizin merkezinde olan benlik saygısı, kişiliğin bütünleşmesinde, davranışın motive edilmesinde ve ruh sağlığının oluşumunda önemli bir faktördür.Benlik saygısı ile çevreye uyum arasında doğru orantılı bir ilişki vardır. Benlik saygısı bireyin yaşadığı kişisel doyum ya da engellenme derecesine göre değişir.

Benlik saygısının düşük olması benliğin değerini düşürücü yaşantılara sahip olmanın sonucudur. Düşük benlik saygısı olan bir bireyde yüksek düzeyde kaygı, psikosomatik ve depresyon belirtileri bulunur.

Ayrıca, benlik saygısının düşük olması, kişinin kendi durumunu gerçekçi algılamasını ve değiştirilmesi gereken şeyleri değiştirmek için harekete geçme yeteneğini olumsuz etkiler. Düşük benlik saygısına sahip bir kişinin kendine güveni zayıftır.

Bu kişiler diğerlerine bağımlıdır, utangaçtır, araştırmacı değildirler ve daha az yaratıcı ve daha otoriter kişilerdir. Benlik saygısı yüksek olanlar, düşük olanlara göre kendilerinden daha hoşnutturlar ve güçlü yanlarına, yeteneklerine ve olumlu özelliklerine odaklaşırlar.

Benlik saygısı yüksek olan bireylerde kendine güven, iyimserlik, başarma isteği, zorluklardan yılmama gibi olumlu nitelikler vardır. Olumlu benlik saygısı kişinin tümüyle birey olarak kendini kabul etmesi, değer vermesi ve güvenmesi olarak tanımlanır. Yüksek benlik saygısına sahip olan bir kişi, kendini olumlu olarak değerlendirir ve güçlü yönleri hakkında kendini iyi hisseder. Kendine güvenen kişi zayıf olduğu yönlerde kendini geliştirmeye çalışır.(14)

Sonuç olarak

Kişinin yaşamsal mutluluğunu sağlamak adına girdiği bu karmaşık yolda, kim olduğu arayışına girdiği an itibari ile kendini içinde bulduğu labirentin çıkmaz sokaklarına girip çıkacağı ve eğer doğru kapıları açacak gelişimi sağlayıp, mutlu olacağı olguları belirleyebilecek deneyim ve yolu bulabilirse öz benliğine ulaşıp doyum dolu hayatını sürdürebileceği  ve girdiği o labirentin çıkış yolunu bulmakta zorluk çekmeyeceği, yön ne taraf olursa olsun, varılacak ya da ayrılınan yer neresi olursa olsun mutlak olanın yol olduğu ve bunun ‘yaşam’ olarak nitelendirildiği düşünülmektedir.

Kaynaklar:

1 – Salt, Alparslan, Semboller Ansiklopedisi, 2006, İstanbul, Ruh ve Madde yayıncılık, s. 231
2 – Salt, Alparslan, Semboller Ansiklopedisi, 2006, İstanbul, Ruh ve Madde yayıncılık, s. 233
3 – Şahin, Veysel, “Aynadaki Ben/lik “Handan”ın İmgesel Halleri ve Varoluş Süreci”, Roman Kahramanları, 2010, S.3, s. 28-34
4 – Eyüboğlu, İsmet Zeki, Nietzsche: Eylem Ödevi, 2002, İstanbul, Broy Yayınevi
5 – Büyüktuncay, Mehmet, “Felsefi Otobiyografiler:  F. Nietzsche’nin Ecce Homo’su ve J.P. Sartre’in Sözcükler’inde ‘Ben’in İnşasının Tarzları”, FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), 2014, S.18, s.110
6 – www.acikders.org.tr, ,”Postmodern Düşüncenin Öncüleri:  Friedrich Nietzsche ve Sigmund Freud”, Siyasal Düşünceler Tarihi II, 13. Hafta, s.8-9
7 – Precht, Richard David, Ben Kimim Öyleyse Kaç Kişiyim?, 2010. İstanbul, Pegasus Yayınları, s.92-93
8 – www.acikders.org.tr, ,”Postmodern Düşüncenin Öncüleri:  Friedrich Nietzsche ve Sigmund Freud”, Siyasal Düşünceler Tarihi II, 13. Hafta, s.11
9 – Aslan, Esra, “Benlik Kavramı Ve Bireyin Yaşamındaki Etkileri”, M.Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 1992, S.4, s.7
10 – Precht, Richard David, Ben Kimim Öyleyse Kaç Kişiyim?, 2010. İstanbul, Pegasus Yayınları, s.131-134
11 – Paker, K.Oya, Postmodern Bilgelik: Yeni Çağ Söyleminde Kişisel Gelişim ve ‘Ruhsal Alıştırmalar’, Psikoloji Çalışmaları Dergisi, 2011, S.31, s.66
12 – Aslan, Esra, “Benlik Kavramı Ve Bireyin Yaşamındaki Etkileri”, M.Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 1992, S.4, s.7
13 – Özkan, İshak, “Benlik Saygısını Etkileyen Etmenler”, Düşünen Adam Dergisi , 1994, C.7, S.3, s.4
14 – Tözün, Mustafa, “Benlik Saygısı”, Actuel Medicine Dergisi, C.18, S.7, s. 53

Kendine Güven ve Benlik Algısı