Nerede bizim Pazar günü pazarlarımız?

Pazar günleri yakın yörelerden gelen küçük üreticiler kendi ürettikleri malları satıyorlar. Satıyorlar satmasına ama artık onlar da isyan bayrağını çekmişler. Halkın alım gücüne inmek için üretimde harcadıkları parayı bile çıkaramadan elinden uçup gidiyor mallar…

Nerede bizim Pazar günü pazarlarımız?

Son dönemde yaşanan ekonomik sıkıntılar, siyasi belirsizlikler pazar ekonomisini kalbinden vurdu. Her semt pazarı, hem fiyatı ile hem kalitesi ile tezgahlarında ürünleri sergileyerek kurulur. Almak ya da alamamak ise bize kalır.

Domates, domatese benzer şekli ile bizi kandırıp kendini patlıcan ile eş görmeye başlarsa… Patlıcan ise sigarasız hava sahası için fiyatlarını aşağı çekmiş, kendini kızarmak için yağ bulamayıp yeni moda böylesi diye bizi kandırırsa… Halk ise cebindeki akrebi terbiye etmiş mal varlığını lüks harcama yerine geçen bibere yatırırsa…

“Biber acıdır;
Gerçekler de acıdır.
O zaman biber gerçektir.” derken;

Biberin kilosunun fiyatı, kivinin bir kilo fiyatına karışırsa… Renkleri aynı ise fiyatları denk olsun diye rekabet içinde vitrinlerde bizimle dalga geçerlerse… Gerçek ne hale gelir?

Bildiğimiz Pazar günü pazarlarına, yakın yörelerden gelen küçük üreticiler kendi ürettikleri malları ya da pazarcılığı meslek edinen kişiler de toptancı hallerinden aldıkları malları bizlere satarlar. Satarlar satmasına ama artık onlar bile isyan bayrağını çekmişler. Halkın alım gücüne inmek için üretim sırasında harcadıkları parayı bile çıkaramadan elinden uçup gidiyor mallar…

Çözüm ise serbest piyasa mı ya da tekel piyasa mı bilinmez?

Çin’den gelen üreticiler tohumları alıp geliştirmiş. Bizim ünlü çay ikinci kalite hizmetçi olmuş.
Ekonomiyi dışa dönük hale ilmek ilmek yıllar boyunca getiren siyasetçiler şimdi Avrupa istemezse yeni anlaşmalar yaparız diye rest çeker olmuş.

Hayali kendinden güzel laflarda faaliyete geçmeden faturalandırılmış.

Nasıl mı dersiniz?

Dünyanın en büyük ve en kaliteli tarım ülkesi olma hakkını en büyük dedelerimizden miras almıştık. Üstelik dedelerimizi mirası reddetmeden ihanete uğratmışız.

Vatana ihanet eden kim diye sorsalar? Önce aynaya bakın derim.

Vatana ihanet, kendi ben duygularını ön planda tutarak öz benliğini hiçe saymaktır. En iyi yapacağımızı yapmayıp, milletini köleleştiren bir ülke olarak tekrar soruyorum: Dönemlik değil, asırlık bir kavganın sonunda çimler ezilmedi mi?

Herkesin CEO olmak istediği ülkemde EFENDİ kalmadı, EFENDİ…

Yakın olan ülkeler, açlık sınırında kıt mal ile ülkesine yetemezken biz vardık biz… Tüm Avrupa ülkelerinin yaşaması için biz olmak zorundaydık. Çaresiz muhtaçlıklarını avantaja dönüştürmek ellerimizin içinden sabun misali böyle kaydı işte…

Çin gelip senden tohumlarını alıp en büyük pazarını elinden neden almak istemiş diye sormadın mı?

Ülkeler AR-GE bütçelerini, tohumlarımızın yapısını inceleme ve geliştirme yolunda harcarken biz eldeki bulgurdan böyle olduk işte… Köylü milletin efendisi iken şehirlerde onlar olmadan aç kalırdık, AÇ…

İşte şimdi bildiğimiz Pazar günü pazarımız oldu mu sana tezgah üstü pazar… En iyi yol, bildiğin yoldur… Al sana klişe, al sana özün, al sana geri dönüşüm…

Cem Seymen ve toprak devrimi