2017 yılına girerken elimizdeki umutlar

Çok istedim 2017 yılının getireceği yeni umutlara inanmak. O kadar istedim ki, otuz biri sabahından akşamına kadar kesintisiz hissettim o ümidi iliklerimde…

2017 yılına girerken elimizdeki umutlar

2017 yılına girerken elimizdeki umutlar

Yazı yazamayacak kadar mı tecavüze uğradı beyinlerimiz. Öyle olmalı ki yine o beynim uyuşmuş ve kokuşmuş geliyor bana. Sanki bir iş göremeyecek bu saatten sonra. Ne düşünmek istese, ne düşünse zavallım hep susmak zorunda kalıyor; acı çekiyor. Sonunda da düşünemiyor.

Çok istedim yeni yılın getirdiği yeni umutlara inanmak. O kadar istedim ki, otuz biri sabahından akşamına kadar kesintisiz hissettim o ümidi iliklerimde, sesimde duydum mesela, ellerimin titrememesinde gördüm. Korkudan ve endişeden gelen titremenin olmamasından hissettim, ama nereye kaçtı? Daha otuz bir aralığı arkamızda bıraktık, “yetti bu yıldan” dedik ve dedik ki “sonunda bittin. Biterken de yüzümü solduramadın. Görüyor musun karşındayım dimdik!” Üstünden daha bir kadeh geçti ve 2016 bize veda hediyesini verdi. Kurşunlarının hızında, sesinde, dumanında ve kokusunda saklayarak getirmişti bize onu Noel Baba.


Görmek, insanları gözünü kırpmadan birkaç dakika içinde linç edip yok edebilen caninin yüzünü… İnternette dolaşan videosunu izleyip içime gömdüğüm neşemi vücudumdaki kasılmalarla ve titremelerle hissetmek, en derinden yaralar alarak korkmak… Ne olarak ifade edeceğini bilemediğin ama renklerden yalnız siyahla anlattığın o bomboşluk var ya; işte onunla uyumak, onunla uyanmak, onunla yemek içmek, kahkahalarına attığı tozları genzinde hissedip tutularak gülmek… Bunlar bana acı veriyor. Hem de ne acı.

Orada oturmuş söylediğim acıları görüyorsun dimi?

Sen 39 insanı tek bir silahla öldüren zihniyet. Bunu uyandırmak mıydı amacın? Bunu uyandırmak, peki ya sonra? Ben bunları yukarıdaki 190 kelimeyle anlatıp kusabiliyorum, tek kişiyi öldürmeden, ellerimde ne barut kokusu ne de kan birikintisiyle ellerimi yalnızca klavyemde dolaştırarak hafif bir kurulukla anlatıp senden nefret edebiliyorum. Ve öyle günler var ki önümde sen benim kelimelerimden benim beynime sıktığın kurşunun bana verdiğinden daha fazla zarar göreceksin.

Sana son bir silahımızı söyleyeyim mi komşu teyze? Dinlemek ister misin pazarcı abi? Bir beş dakikan var mı çıkmaz sokaktaki okulun matematik öğretmeni? Umut etmek. Bana “bir dediklerine bak bir de dediğine, sen ediyor musun da bana ümit et diyorsun” demeyin. Ben her bombayla patlatılan umutlarımı, ciğerime bir dumanı derince çekip yeniden döllüyorum ve susarak bir nefesle o umudumu doğuruyorum. Siz de bunu yapın. Elimde olsaydı umudu aramak değil, umudu doğurmak vaktinde genç olmayı seçmezdim ama madem elimde değil ben de oturup kendime acımaktan daha iyi bir şeyler yapabilirim diyorum. Ya siz?


Terörün psikolojik reçetesi: Birlik olmak

PAYLAŞ
Önceki yazıİstanbul’da yoğun kar yağışı başladı!
Sonraki yazıGrip salgınından korunmak için 8 öneri

1997 yılında temmuz ayının yirmi ikisinde İstanbul’da doğdum. Hatta babam tarafından İstanbulluyum bile ama neyse ki Şile’den. Annem tarafından Rizeliyim. İki çocuklu ailemin ikinci çocuğuyum.
Eğitim hayatım Türkiye’de okuyan bir genç olmama rağmen şansım sayesinde olacak hep iyi yerlerde geçti. Mahallemdeki ilkokulum Cenap Şahabettin’den sonra yine mahallemdeki Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’ni bitirdim. Şimdi Boğaziçi Üniversitesi’nde psikoloji bölümündeyim. Hayatımda bir şekilde sanatı bulundurmayı sevdiğim için olacak flüt çalıp tiyatro yapmayı ve birkaç kelimeyi bir araya getirerek bir şeyler yazmayı denemeyi seviyorum. Bunların hepsini yeteneklerimden değil de sevgimden yaptığım için olacak uzun yıllardır devam ettiriyorum. Bu nedenle de olmayan yeteneklerime ve olan kocaman sevgime teşekkür ediyorum.