Asla vazgeçme!

İnsan, niyetler ile yola çıkıp da sebeplere riayet ettiği sürece, hiçbir ümitsizlik yanında saf tutmaya cesaret edemez. Asla vazgeçme!

İnsan, niyetler ile yola çıkıp da sebeplere riayet ettiği sürece, hiçbir ümitsizlik yanında saf tutmaya cesaret edemez. Asla Vazgeçme!

Asla vazgeçme!

Benim de herkes gibi ardımda bıraktığım ve anlatmaya kelimelerin yetersiz kaldığı yorgunluklarım, kırgınlıklarım var.

Biraz asi, biraz deli. Biraz yorgun. Birazcık da solgun. Başlamadan bitirdiğim… Bitirdiğim için ise hiçbir zaman başlayamadığım nice hayallerim. Yağan yağmur gibi duru, akan ırmak gibi dolu olan gözlerim.

O gözler ki, hayatın tüm zor yanına rağmen kararacak kadar silik olmayan. Her ne kadar naif ve kırılgan bir yanım olsa da, düştüğüm yerde kalacak kadar zayıf değildim.

Yüreğimin denizinde koca bir dünya… Tüm karamsarlık ve ümitsizliğim batıp yok olurken o dünyada, umutlarım, hayallerim her geçen gün daha da büyüyordu.

Keşkelerin yeri belkilere, belkilerin yeri ise iyikilere varmışken hayatımda, yitirdiğim her şeyde kazandığım birçok şeyi görebiliyordum.

Her ne kadar canım acıyıp, sızlansam da, sonrasında umutlara tutunup, onlara sarılabiliyordum. Ta ki tüm kırgınlıklarım geçene kadar.

Umutlar, ayakta duran bir insanın rüyası gibidir. Bu rüya ne güzel bir rüyadır ki, gidilecek yol ve görülecek yer her ne kadar belli olmasa da, muhakkak geceye serpiştirecek bir tutam aydınlığı vardır. Ve bu aydınlık sanki her an açacak bir tohuma benzer.

Tohum toprağın altında acı çeker misali, aydınlık da gecenin karanlığında öylece gökyüzüne sıkışmış, çile çeker. Tohum, onca acı, onca çilenin ardından topraktan çıkıp, filiz olmayı beklerken, umutlar da, gecenin karanlığından sıyrılıp, sabırsızlık içinde güne kavuşmayı bekler.


Aydınlık ve karanlığın savaştığı bir gecede biliyorum ki, onlar gökyüzünü kuşatan yıldızlardı. Ve vakti zamanı geldiğinde, gökyüzünden kayıp da güne kavuşacaklar. Asla Vazgeçme!

Devamı Gelecek…

Varlığın içinde kaybolmak: Boşluğu anlamak