Dört duvarın çaresizliği: Aldırma gönül

Dört duvar insana neler yazdırabilir? İnsan çaresizliğini dizelere nasıl aktarabilir? Birçok sanatçı tarafından seslendirilen “Aldırma gönül” isimli bu şarkının söz yazarı Sabahattin Ali, şiirinin ilk dizelerini Sinop cezaevinde yazmıştır.

Dört duvarın çaresizliği: Aldırma gönül

Hapishane Şiirleri isimli şiirin son dizesini bu dize ile başlayan ve daha sonraları beste ile beraber seslendirilen bu şarkı oluşturur.

“Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma!
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma!

Tarihi Sinop Cezaevi, Sabahattin Ali dışında dönemin birçok muhalif yazar ve şairini bünyesinde barındırmıştır. Hatta Nazım Hikmet Ran’ın da bir süre bu dört duvar arasında kaldığı söylenmektedir; fakat bu konuyla ilgili herhangi bir kanıt yoktur. Bu muhalif yazar ve şairler arasında Refik Halit Karay, Mustafa Hilmi, Burhan Felek, Kerim Korcan, Osman Deniz bulunmaktadır.

“Burada çiçekler açmıyor
Kuşlar süzülüp uçmuyor
Yıldızlar ışık saçmıyor
Geçmiyor günler, geçmiyor”

Dört duvarın çaresizliği: Aldırma gönül

Evliya Çelebi’nin gözünden

1999’dan bu yana bir müze olarak işlev görmekte olan tarihi Sinop cezaevi, bir seyyah olan Evliya Çelebi’nin gözünden şu şekilde kaleme alınmıştır:

“Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.”

Sabahattin Ali, burada kaldığı süre içerisinde tarihi Sinop cezaevi ile ilgili birçok şiir ve öykü kaleme almıştır. Hikayelerinde ve şiirlerinde cezaevinin izleri görülmektedir. Karadeniz’in hırçın dalgalarını kalenin surlarına çarptıkça işitmekte ve özgürlüğe olan tutkusunu ve özlemini kalemine yansıtmıştır.

Dört duvarın çaresizliği: Aldırma gönül

Örnek olarak “Duvar” öyküsünde, Sinop cezaevi için; “Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş oralarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasında yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak bakarlar ve hemen uzaklaşırlardı” biçiminde izlere rastlanır.

“Göklerde kartal gibiydim.
Kanatlarımdan vuruldum
Mor çiçekli dal gibiydim,
Bahar vaktinde kırıldım.”


Bu kasvetli ve “Giren, çıkamaz” diye adlandırılan cezaevi birçok olaylara tanık olmuş, birçok yaşanmışlığa ev sahipliği yapmıştır. Günümüzde ise o anları yaşamak ve bir nebze olsun o kötü günlere dönmek, anımsamak için cezaevinin kapıları tüm ziyaretçilere açık.

Kaynak: bilgiustam, gazeteekonomi , insanokur , wikipedia

Sabahattin Ali: Kült bir ruhun hikayesi

Kimseye etmem şikayet – Asırlık haykırışın buruk hikayesi