Türkiye’de bunca sorun varken neden tek konumuz başkanlık?

Türkiye’de neden tek konumuz başkanlık? Neden halkın bunca sorunu varken bu sorunlara çözüm için öneriler sunulmaz da önce başkanlık denir?

Türkiye'de bunca sorun varken neden tek konumuz başkanlık? erdoğan başkan

Hepimizin ülkesi, atalarımızın mirası Türkiyem. Güzel ülkem neler yapıyorlar sana? Hükumetler halkın sorunlarını çözmek için mi vardır yoksa halk hükumetlerin sorunlarını çözmek için mi?

Cumhurbaşkanı, başbakanı 3 çocuk isteyip de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının 1500 TL’yi geçtiği, yoksulluk sınırının ortalama 4500 TL’ye dayandığı, asgari ücreti ise 1404 TL ile bırakın yoksulluğu, açlık sınırının bile altında kaldığı; halkının gündemi kredi kartı borçları, elektrik – su – doğalgaz – telefon faturaları, ay sonunu nasıl çıkaracağı, benzinine, gıdasına, arabasına, elektronik eşyasına, kırtasiyesine her gün yeni birisine gelen zamlar olmasına rağmen siyasetinin, medyasının tek derdi başkanlık olan “güzel ülkemiz”, Türkiyem…

Siyasetinin, medyasının tek derdi başkanlık olan “güzel ülkemiz”, Türkiyem…

Sorular, sorular… Halk olarak kafamızda o kadar çok soru birikti ki bunlardan birisi için ilginç bir olaylar zincirini göstermek istiyorum, tiyatro gibi…

Şimdi bir tiyatro izleyelim hep beraber…

Yıl 2013’te Kanal D’de böyle bir söyleşi gerçekleştirilmişti… Dönemin başbakanı eyalet sistemini yani başkanlığı, MHP’yi de eleştirerek, savunuyordu. Savunurken dikkatinizi çekmek isterim; bugünün Türkiye’sinin etnik kökenini hedef alarak Lazistan, Kürdistan gibi eyaletlerden bahsediyordu. Koca Osmanlı İmparatorluğu’nda örnek olarak sadece bugünün Türkiye’sindeki etnik kökenleri vermek ne kadar tesadüf olabilir, düşünmekte fayda var. Ayrıca, Osmanlı Devleti’nin dağılışında da farklı etnik kökenlerin isyanları başrol oynamıyor muydu?

Peki biz tiyatroyu izlemeye “çözüm” denilen süreçle başlayalım…

Türkiye için sözde çözüm sürecinde neler yaşandı?

  • 2009 yılında PKK ve MİT, meşhur Oslo görüşmelerini gerçekleştirerek, PKK’ya devlet katında resmiyet kazandırıldı.
  • 34 PKK’lı Habur’dan Türkiye sınırlarına girdi ve 50 bin kişilik törenle karşılandı.
  • Dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül; basına verdiği demeçlerde Kürdistan, Norşin gibi kelimeler kullandı.
  • “13 Eylül” 2011’de MİT’in Oslo görüşmelerine dair Dicle Haber Ajansı tarafından, Hakan Fidan’a ait olduğu iddia edilen ses kayıtları sızdırıldı.
  • 2012 yılında MİT’e yönelik soruşturma başlatıldı. Hakan Fidan şüpheli sıfatıyla mahkemeye çağırılmasına rağmen gitmedi, dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ “herhangi bir suç yok, görevini yaptı” diyerek Hakan Fidan’ı savundu. Daha sonra soruşturmayı yürüten savcı görevden alındı, bir kanun değişikliği ile MİT’in soruşturulması  başbakanlık iznine bağlandı.
  • 28 Aralık 2012’de dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, MİT’in Öcalan ile görüştüğünü doğruladı.
  • 28 Şubat 2013’te Milliyet gazetesinde Namık Durukan imzalı “İmralı Zabıtları” haberi yayınlandı. Çok çarpıcı ifadelerle büyük yankı uyandırdı.
  • 21 Mart 2013’te bebek katili Öcalan’ın mektubu Nevruz kutlamalarında, hem Türkçe hem Kürtçe olarak okundu.
  • 1 Ekim 2013’te dönemin başbakanı tarafından “demokratikleşme paketi” açıklandı. Burada “kamuda başörtüsü yasağını” kaldırma vaadiyle, andımız kaldırıldı, farklı dilde eğitim gündeme getirildi, x – w – q gibi harfler kullanıma açıldı.
  • Diyarbakır Belediyesi’ne Kürtçe tabela eklendi.
  • 3 Ocak 2014’te Kürdistan adıyla ilk siyasi parti kuruldu.
  • 10 Temmuz 2014’te cumhurbaşkanı onayına gönderilen çözüm sürecine dair yasa, 15 Temmuz 2014’te onaylandı.
  • 11 Temmuz 2014’te KCK davalarının son sanıkları da tahliye edilerek, tutuklu kalmadı.
  • 20 Ağustos 2014, MİT müsteşarı Hakan Fidan İmralı’ya giderek Öcalan’la görüştü.
  • 20 Ağustos 2014, başbakan yardımcısı Beşir Atalay görüşmelerin artık genişlemesi ve Avrupa ile Kandil’e uzanmasını arzu ettiklerini söyledi.
  • 8 – 9 – 10 Ekim 2014 tarihlerinde HDP örgütlenmeleriyle gerçekleşen Kobani protestolarında, yurt genelinde 34 kişi öldü, 112 kişi tutuklandı.

10 maddelik talep ve anayasa…

  • HDP heyeti PKK’nın silah bırakmasının ön koşulu olarak 10 madde açıkladı. Buraya dikkat, bu 10 madde demokratikleşmiş siyaset başlığıyla başlayıp, yeni bir anayasa isteğiyle bitmekteydi. Bu tekliften sonra iki taraf arasındaki görüşmeler bir anda sonlanarak tuhaf bir şekilde Demirtaş, özerklik için şart olmasına rağmen, seni başkan yaptırmayacağız söylemlerine başladı ve HDP’yi parti olarak seçime sokma kararı aldı.
  • Bu süreçlerin ardından HDP barajı geçti, AKP büyük oranda oy kaybetti. Buna rağmen PKK eylemleri arttı. Sonuçta AKP seçmeninin bir kısmı bu süreçlerden ve bir kısmı HDP ile yakınlaşmadan rahatsız olarak, 7 Haziran’da seçimlerinde süreci bu şekilde devam ettiremezsin mesajını verdi. O zaman başka bir yol gerekliydi…

Başka bir yol, nasıl olabilir?

Bugüne geldiğimizde ve anayasa teklifine bakacak olursak; teklifi veren parti olarak AKP’yi, mecliste destekleyen parti olarak MHP’yi ve muhalif partiler olarak CHP’yi ve “sözde” HDP’yi görmekteyiz. Daha önceki demeçlere bakıldığı zaman; MHP’nin başkanlığa, tek adam rejimine kesinlikle karşı çıktığını, HDP’nin ise çözüm sürecinde özerklik talebi ve dolayısıyla eyalet sistemini içeren bir başkanlığı istediğini biliyoruz. Evet, sanki burada bir hata var gibi, bu iki parti ters tarafta değiller mi? Ama bu anayasanın geçmesi için AKP – HDP birliği mi AKP – MHP birliği mi daha fazla destek alır derseniz, tartışmasız AKP – MHP deriz çoğumuz. Ehh bunu onlar da biliyordu tabii…

Bugün yaşadıklarımız, sizce tesadüf mü?

“Bugün maddeleri okuduğumuzda anladığımız şey; başkanlık adını kullanmadan, başkanlık sistemindeki başkandan daha yetkili bir cumhurbaşkanlığı makamı kurulduğudur. Zaten teklifin halk adına yapılmış, özgürlükleri genişletecek veya ekonomiyi düzeltecek ya da terörü bitirecek ilgili hiçbir maddesi bulunmayıp ve neredeyse tamamı cumhurbaşkanı yetkilerini arttırmak üzere düzenlenmiştir.”

Şu anda gerçekleşenler, sanki bu metni geçirmek için başka bir yol gerektiğini 7 Haziran’da anlayanların, o yol için belirledikleri strateji gibi değil mi?

Bu strateji temelinde; geçmişte eyalet sistemini savunanlar, bugün eyalet sistemine karşı bir duruş sergileyerek, hem MHP’li seçmeni yanına çekmeyi hedefliyor hem de teklifin verdiği yetkilerle eyalet sisteminin getirilebileceği gerçeğini gözardı ettiriyor. Neticede, geçmişte HDP ile geçirilemeyeceği anlaşılan başkanlık sisteminin bugün MHP ile geçirilmesi konusunda gerçekten şahane hamleler yapılıyor.

Sıra oyunun hamlelerine geldiğinde, güç dengesi kuruluyor…

Aslında tam da HDP’nin istediği bir anayasa teklifi verilmişken HDP teklifin bu haline açıkça “hayır” diyerek (ne kadar inandırıcı olduğu tartışmaya açık) ilk hamleyi yapıyor. Bu hamlenin sonucunda:

  • HDP ile hiçbir şekilde aynı safta durmak istemeyen MHP kesimi diğer safa yönlendiriliyor.
  • MHP’yle ters düşüp, HDP ile aynı safta yer alır gibi görünen ve bunun bir vatan, millet davası olduğunu açıklayamayan CHP, terör propagandalarının ortasında bırakılıp, pasifleştiriliyor.
  • MHP tabanı (büyük çoğunluğu hayır diyenler ve azınlıktaki evetçiler) iki kesime ayrılarak muhalefeti engelleniyor ve zaten oyları düşen MHP’nin bu bölünmeyle barajın altında kalması gündeme geliyor.
  • 7 Haziran’da öncesi herkesi kucaklama politikası güden ve bu hedefi ile umut vaadeden CHP’nin, terör propagandaları ile kendi tabanı haricindeki kitlelere ulaşması engelleniyor.

İkinci hamle ile destek artırılıyor…


HDP’nin bu hamlesini destekler başka bir hamle daha gerçekleşiyor, HDP yöneticileri tutuklanıyor. Bu tutuklamalar sonucunda:

  • Milliyetçi kitlenin desteği alınıyor.
  • HDP’nin sessiz kalması meşrulaştırılıyor. Bu cümleyi biraz açacak olursak; HDP eyalet sistemi ve başkanlığı zaten daha önceden istiyordu ki özerklik talebi yerine gelsin. Ancak seçimlere “seni başkan yaptırmayacağız” diyerek giren bir partinin, bu anayasaya “evet” demesi seçmen kitlesine ihanet etmesi anlamına gelir ve süreç güvensizliğe itilir. Bu sebeple resmi olarak “hayır” görüntüsü verilip yöneticiler de tutuklanırsa HDP hayır propagandası konusunda yöneticilerin içeride oluşunu bahane ederek sessiz kalır, bu görüşe zıt kitle de susturduk bunları diyerek zafer sarhoşluğunda hiçbir şeyi sorgulamaz. Her şey ne kadar güzel, değil mi?

Üçüncü hamle “canımızı yakıyor”…

Diğer bir hamle ise PKK’dan geliyor. Hain saldırılarını arttırarak, kaos ortamına zemin hazırlıyor. Böylece:

  • Türkiye Cumhuriyeti halkını iyice canından bezdirip, halkı kin ve düşmanlığa sevkediyor.
  • Bu sayede terörizme hizmet ettiği düşünülen HDP’nin örgütlerinin de, saldırılara maruz kalmasıyla, “hayır” propagandası yapmaması için bir neden yaratılıyor. Yani HDP yöneticilerinden sonra örgütlerinin de sessiz kalmasına sebep gösterilecek (hani olur ya birimiz “hayır diyorsunuz ama niye sessizsiniz” diye sorgularsak) bir bahane ortaya çıkarılıyor.

Birkaç soru sormakta fayda görüyorum…

  • Sözde çözüm sürecinde ve sonrasında; HDP ve PKK’nın dile getirdiği şey özerklik değil midir?
  • Özerk bir bölgenin kurulmasının yolu, yazının başında da geçen, dönemin başbakanının savunduğu eyalet sistemi ve bugün AKP’nin hedefi olan başkanlık değil midir?
  • 7 Haziran’dadan önce gerek anketlerle gerekse 7 Haziran’da seçimiyle AKP’nin HDP’ye yaklaşması seçmeni tarafından tepki görüp, istenilen destek bulunamayınca, bir anda HDP’nin karşı tavır alması suretiyle MHP’nin AKP ile yanyana gelmesi planlı mıdır?
  • MHP’nin daha önce karşı olduğu eyaletler sistemi; ola ki anayasa kabul edilir de sonrasında onca yetki verdiği ve yazının başında da kendi ağzıyla getirmeyi istediğini söyleyen bugünün cumhurbaşkanı tarafından getirilirse; HDP’nin isteyip de yapamadığını, MHP olarak kendi oylarıyla gerçekleştirdiğinde nasıl hissedecektir? Böyle bir ihtimalin varlığı bile MHP yönetimini ve seçmenini rahatsız etmiyor mudur?
  • Diğer bir yandan, eğer AKP – MHP birliğinden yeterli evet oyu çıkmasaydı, HDP hayır der miydi?
  • Bugün MHP’nin “evet – hayır” diyenler olarak ayrılmasıyla, zaten baraja yakın olan oylarının bölünmesi sonucunda baraj altında kaldığında; yeni seçim sonrası olası bir eyalet sistemi teklif edilirse, HDP ve AKP’nin karşısında CHP’nin tek başına ne kadar muhalefet olabilecektir?
  • MHP evet diyerek; hem sonrası için eyalet sisteminin önünü açacak yetkiyi verip hem de muhtemel yeni seçimde bölünen oylarıyla baraj altında kalma ihtimalini güçlendirmek suretiyle MHP muhalefetini susturarak eyaletçilere kimsenin yapamayacağı bir iyiliği yapmakta değil midir?
  • Tüm bu yetkileri verirken bağlantılı bir konu olarak; Büyük Ortadoğu Projesi nedir ve eşbaşkanı olduğunu söyleyen şahıs kimdir? Biz kime veriyoruz bu kadar yetkiyi?

  • Son olarak HDP’ye hırçın çocuk muamelesi yapıp, şu “başkan yaptırmayacağız” laflarına inanıp sempati besleyenler; daha önce bu partinin PKK ilişkilerini, Öcalan sevdasını, Kandil bağlantısını, Özerklik taleplerini, Oslo’yu, İmralı’yı görmediler mi? Sözde çözüm sürecinde AKP ile yanyana olan bu partinin karşısında muhalefet etmediler mi?
  • HDP’nin sunduğu 10 maddenin sonunda diğer 9 maddeyi de kapsayan “yeni anayasa” talebi olması ve ardından bir süre sonra AKP tarafından “yeni anayasa” teklif edilmesi tesadüf müdür?

Unutmayın ki, bizi kurtaracak ve geliştirecek olan tek şey soracağımız sorulardır. Soralım sorgulayalım, her zaman…


İlginç olan şu: HDP başkanlığa neden evet demiyor?

Osmanlı’nın çöküşünü hızlandıran varlık fonu nedir?