Redd-i anayasa seçmeni oluşturmak için hayır stratejisi nasıl olmalı?

“Evet cephesinin” karşılığı “Hayır cephesi” oluşturmak mı? Yoksa cepheleştirme stratejisi baştan hatalı mı? “Redd-i anayasa” seçmeni için hayır stratejisi nasıl olmalı?

Redd-i anayasa seçmeni için hayır stratejisi nasıl olmalı?

“Hayır” ve “evet” ifadeleri ve tercihiyle gündeme taşınan ve gündemde tutulan sözde “yeni anayasa”, bilindiği üzere 1980 darbesinin sivil hayatı ve sözde demokrasiyi neo-liberal temelde tekrar düzenlemesine ilişkin 1982 anayasasının olumsuz anlamda devamı niteliğinde bir anayasadır.

Bunun tartışılacak yönü veya yanı yoktur. Onun içindir ki; Söz konusu anayasaya ilişkin evet savunusunun öznesi referanduma taşınan anayasanın bizzat kendisi değil, sadece “Güçlü Türkiye” temasıdır. Güçlü Türkiye’nin bu anayasa ile nasıl sağlanacağının açıklaması ise mümkün olamadığı gibi seçmenleri etkileyecek ve kontrol edecek tek şeyin din ve milliyetçilik eksenli bir güçlülük olduğu ve bunun da ancak “tek adam” ile mümkün olacağının kabul ettirilmesi olarak belirlenmiş durumdadır.

Tek adamlık gerçeğinin söz konusu anayasa düzenlemesinde mutlakiyetçi bir yapıyla ikame edildiği ve düzenlendiği ortadadır. Bunun tam olarak meşruti monarşiye denk gelen bir yönetim şekli biçiminde düzenlenmiş olduğunu görmek için fazla bilgi ve zeka sahibi olmaya da gerek yoktur.

Ama işte tüm bunlar evet diyecek işsizin veya evet eğilimli memurun ya da evetçi şartlanmışlığındaki AKP seçmeni taşeron işçinin umurunda değildir. Umurunda olmaması bir anlamda AKP seçmeni olmasının da nedenselliği ile ilgili bir durumdur.

AKP seçmeninin kafası karışık

Ne var ki; bu düşünce tam olarak doğru ve kesin değildir. Çünkü daha önce belirli nedenlere ve gerekçelere dayalı olarak AKP’ye oy vermiş belli sayıdaki seçmenin kafası karışık, duyguları çetrefillidir artık.

Bir başka küçük kitleye göre ise anayasaya evet veya hayır denmesinin hiçbir öneminin olmadığı düşüncesi, görüş ve siyaseti bambaşka bir şeydir. Bu yazının içeriği ve amacı “hayır” denmesinin gereği ve önemi üzerinedir. Çünkü görece de olsa “hayır” sonucunun bu ülkenin ezilen ve sömürülen insanlarının geleceklerine ilişkin bazı önemli kazanımları için bir fırsat yaratabilecek toplumsal özgüvenin göstergesi olabileceğini ifade etmekte yarar vardır.

Bunun yanı sıra “hayır” sonucunun sosyal yaşam biçimlerine müdahalenin, gericiliğin ve piyasacılığın ve hatta savaş ülkesi olmaya karşı giderek azgınlaşan ve acımasızlaşan uygulamalara yönelik bir uyarının ötesinde kendi varlığının nitel ve nicel gelişimine yönelik bir “uyaran” etkisi yaratabileceğini düşünmek gerekir.

Neden hayır? Nasıl hayır?

Bu bağlamdan hareketle eğer bu referandumu(!) önemsiyor ve sonuçları itibari ile yararlı sonuçları olabileceği şeklinde bazı değerlendirmeler ve çıkarımlar yapıyorsak, “hayır” sonucunu üretmeye yönelik  “neden hayır?” meselesi kadar ve hatta ondan daha önemli “nasıl hayır?” meselesinin teorisi ve pratiğini oluşturmak hayati bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Evet’in gerçek sahibi ve sahipleri bellidir. Bunların iktidar ve iktidarı elinde bulunduranlar olduklarını söylemek büyük ölçüde doğrudur. Ama daha doğru olanı, bu anayasanın gerçek sahibinin devleti oluşturan değil, devleti yöneten hükumetin olduğu şeklindedir.

Büyük sermaye için bu konu, kendi varlığını daha karlı ve daha da büyüyerek sürdürebilme olanakları ve fırsatları ile ilgili olup, bu konuda bazı sıkıntıların olduğu da açıktır.

Bu durumda evet’in gerçek sahibinin hükumet olduğu belliyse, hükumetin ise bunca yıldır nasıl hükumet olmayı “başarmış” olduklarının stratejisi ve yöntemleri belliyken, bu stratejiye ve yöntemlere ilişkin karşıt davranışlar oluşturmanın anlamlı ve yararlı olmadığı ve olmayacağı da açıktır.

Cepheleştirme stratejisi

On beş yıllık iktidar olma “başarısı”nın en önemli stratejisi “cepheleştirmektir. Cepheleştirmeye ilişkin kadın-erkek, laik-anti laik, dindar-dinsiz, açık-kapalı, Kürt-Türk, Alevi-Sünni gibi ayrıştırma yöntemleri de cepheleştirme stratejisinin “başarılı” olma performanslarından olsa gerektir.

Özetle cepheleştirmek, cepheleştirenlerin yararına sonuçlar üretmektedir. Çünkü cepheleştirmede niceleştirerek büyütme daha mümkün ve daha kolay yürümekte ve sağlanmaktadır. Bu bağlamda “Evet cephesinin” karşılığı “Hayır cephesi” oluşturmak değildir. Hayır cephesi, evet cephesinin istediği bir şeydir zaten…


Cephe oluşturmak gücü elinde bulunduranlara yarar. Bilinir ki; cephe savaşlarında mühimmat ve mühimmatı kullanma tasarrufu kimdeyse o kazanmaya yakındır. Her kazandığın mücadelenin “zafer” olmaması başka bir şeydir. Ama her yitirilen mücadele bir yenilgidir.

Çözüm ise “Hayır cephesi inşa etmek değil, “Hayır toplumu”, “hayır halkı” inşa etmektir.

Yani çözüm “toplumsal bir hayır” amacına yönelik, gerekçelendirilmiş bir haklılık temelinde oluşturulmalıdır. Bunun zemini kendiliğinden oluşmuştur zaten. Bunu büyütmektir önemli olan.

Özetle çözüm; Kürdü, Türkü, AKP’lisi, MHP’lisi, dindarı, dinsizi, Alevisi, Sünnisi demeden, farklılıkları hiç hesaba katmadan, sadece benzeşme üzerinden ve haklılık, yanlışlığa ve haksızlığa karşı temellendirilmiş bir “redd-i anayasa seçmeni” oluşturmaktır.


#Hayır demezseniz ne olacak? Meltem Cumbul 11 madde paylaştı