Kore’de neler oluyor? Artan gerilim ve nükleer savaş tehdidi

Kore Yarımadası’nda gerginlik her geçen gün artmakta. Karşılıklı tehdit söylemleri, askeri tatbikatlar ve diplomatik krizlerin gölgesinde yaşanan gelişmeleri nasıl yorumlayabiliriz?

Öncelikle tarihi bir inceleme yapacağız. Sorunun kökenlerini anladıktan sonra günümüze uzanan gelişmeleri ele alarak yarımadayı nasıl bir geleceğin beklediğini inceleyeceğiz.

Tarihsel inceleme

Kore Yarımadası’nda artan gerginlik yüksek ihtimalle hepimizin dikkatini çekmiştir. Karşılıklı atışmalar medyanın yoğun ilgisini çekmekte ve Türkiye’nin Kore Savaşı’ndaki rolü halkımızı yarımadada yaşananlara daha ilgili yapmakta. Kore Yarımadası’nı anlamak için öncelikle tarihi gelişmelere bakmamız gerekiyor. Günümüzde varolan Kuzey ve Güney Kore ayrımı nasıl gerçekleşti? Bu sorunun cevabı için 1950 senesi ve öncesine dönmemiz gerekmekte. Kore, 2. Dünya Savaşı öncesine kadar Japon İmparatorluğu himayesi altındaydı. 2. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru yarımada Sovyetler Birliği tarafından işgalden kurtarıldı.

Sovyetler’in Kore’yi işgalden kurtarırken aynı zamanda ayrı bir işgale başlaması da bir hayli ironiktir. ABD ile Sovyetler’in anlaşması üzerine 1948 yılında Kore, 38. paralelin baz alınarak bölünmesiyle günümüzdeki sorunlara ulaşan yolculuğuna başladı diyebiliriz. Basitçe, Kuzey kısmı Sovyetler tarafından, Güney ise ABD tarafından desteklenmeye başladı. Bu ayrımın Kore halkı üzerinde yarattığı sosyolojik, ekonomik ve askeri sorunlar göz ardı edilemeyecek kadar büyük sonuçlara yol açmıştır. 1948 yılından 1950’ye uzanan süreçte ayrımın ideolojik olarak daha da derinleşmesi gerginliklerin artmasına sebebiyet verdi. 25 Haziran 1950 tarihinde Sovyetler Birliği ve Çin’in desteğini de arkasına alan Kuzey Kore ordusu, Güney Kore’ye taarruzu başlattı. Bunun sonucu olarak neredeyse bütün yarımadanın kontrolünü eline geçeren Kuzey Kore, uluslararası toplumun acilen bu krize karşı harekete geçmesini zorunlu hale getirdi.

Kore Savaşı’ndan bir kare

Birleşmiş Milletler müdahalesi

Zamanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), acil olarak krizi ele almak için toplandı. BMGK’nın 83 numaralı kararı ile Birleşmiş Milletler Görev Gücü’nün, Kore’de istikrarı sağlamak için askeri operasyon yapmasına izin verildi. Burada bahsedilmesi gereken bir nokta ise, Sovyetler Birliği ve Çin’in BMGK’nın kalıcı üyeleri olarak neden bu tasarıya karşı çıkmamaları sorusu olarak öne çıkıyor. Bunun açıklamalarından birisi, politik sebeplerden ötürü Çin Halk Cumhuriyeti yerine BMGK koltuğunun o devirde Tavyan tarafından doldurulmasıdır. Bu konunun detaylarına inmek isteyenler Çin İç Savaşı tarihine bakmalılar. Sovyetler Birliği’nin ise Tayvan’ın kalıcı statüsünü protesto ettiği için oylama sırasında BMGK’da bulunmaması, kararın çıkmasında kolaylaştırıcı bir rol oynayarak ikinci sebep olmuştur.

Bu gelişmelerin sonucu olarak ABD öncülüğündeki BM kuvvetleri, 1950 yılının Eylül ayında Kore’ye çıkarma operasyonu yaparak Güney Kore’yi yok olmanın eşiğinden kurtarmışlardır. Türkiye’nin de önemli bir fedakarlık yaparak destek verdiği BM kuvvetleri; Kuzey Kore ve Çin Halk Cumhuriyeti orduları ile uzun süre savaşmışlardır. Halkımız tarafından bilinen Türk askerlerinin savaş sürecince gösterdikleri kahramanlıkları ve fedakarlıkları ise takdire değerdir. Türk birlikleri Wawon ve Kumyangjang – Ni Savaşlarında büyük mücadeleler sergilemişlerdir. 3 sene süren kanlı çatışmalar, 27 Temmuz 1953’te imzalanan ateşkes antlaşması ile son bulmuştur. Bu antlaşma ile günümüz sınırları belirlenmiş, silahlardan arındırılmış bölge kurulmuş ve ateşkes büyük oranda korunmayı başarabilmiştir. Altı çizilmesi gereken bir başka husus ise aradan 64 yıl geçmesine rağmen hala bir barış antlaşmasının imzalanmamış olmasıdır. Teknik olarak, iki ülke hala savaştadır.

Kore Savaşı sonrası ilişkiler

Günümüze kadar gelen bu süreçte iki ülke arasındaki ekonomik ve ideolojik farklar derinleşerek uçurum seviyelerine varmıştır. Güney Kore, ekonomik olarak büyük bir atılım göstererek bugün yüksek teknolojili ürünlerin üretim ve Ar – Ge süreçlerinde küresel bir rol oynamaktadır. Sonuç olarak, zenginleşen bir Güney Kore’nin karşısında fakirleşen ve diktatörlük ile sindirilen bir Kuzey Kore oluşmuştur. ABD ve Japonya gibi güçler ile sıkı bağlarını koruyan Güney Kore; askeri, ekonomik ve politik bağlamlarda kayda değer bir güç olarak küresel bir cazibe noktası haline gelmeyi başarırken, en yakın müttefiği Çin ile bile sorunlar yaşayan bir Kuzey Kore artan provakasyonlarla yarımadadaki tansiyonu kurcalamaktadır. 1960’ların ortasında başlayan nükleer programı ve yoğun silahlanma politikaları ile Kuzey Kore, uzun yıllardır uluslararası gündemin konusu olmayı başarabilmiştir.

BMGK ve ABD tarafından uygulanan yaptırımlara rağmen Kuzey Kore hala daha nükleer programını devam ettirmektedir. 2006 yılında gerçekleştirdikleri ilk başarılı nükleer silah denemelerini takiben, Kuzey Kore’ye yönelik baskı ve yaptırımlar giderek artmaktadır. Nükleer silahların varlığı sebebi ile Çin dahil olmak üzere ABD, Japonya ve Rusya tarafından engellenmeye çalışan Kuzey Kore’nin an itibariyle 10’dan fazla nükleer silaha sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Sürekli olarak ABD, Japonya ve Güney Kore’yi nükleer silah kullanmakla tehdit eden Kuzey Kore’ye cevap olarak bu 3 ülke düzenli olarak askeri tatbikatlar düzenleyip, savunma işbirliğini arttırmaktadır. Kuzey Kore bu tatbikatları provakasyon olarak görerek tehditlerini her geçen gün arttırmakla kalmayıp, nükleer programını da hızlandırmıştır. Kim Jong Un’un liderliği ile birlikte artan agresif dış politika ve silahlanma ile Kuzey Kore kayda değer bir askeri güç olarak görülmektedir. Şimdi tarihsel açıklamaları geçerek yakın zamanda yaşanan gelişmelere bakabiliriz:

kuzey kore
Askeri geçit töreni sırasında sergilenen balistik füze. Pyongyang, Kuzey Kore

Kritik güncel gelişmeler

  • 6 Ocak 2016: Kuzey Kore 4. başarılı yeraltı nükleer denemesini gerçekleştirdi. Silahın hidrojen bombası olduğunu iddia etti.
  • 7 Şubat 2016: Kuzey Kore Uzay Program’ı ikinci başarılı uydu fırlatmasını gerçekleştirdi.
  • 9 Mart 2016: Kim Jong Un, termonükleer savaş başlığının başarı ile küçültüldüğünü belirtti. Bu adımın termonükleer başlığın balistik füzelere sığdırılması için önemli bir adım olduğu belirtilmekte.
  • 23 Nisan 2016: Kuzey Kore ilk başarılı denizaltından ateşlenen balistik füze denemesini gerçekleştirdiğini iddia etti. Bu iddia uzun süre boyunca uluslararası medya tarafından sahte olmakla eleştirildi.
  • 8 Temmuz 2016: ABD ve Güney Kore, yarımadaya THAAD (Terminal High Altitude Area Defense) sisteminin yerleştirilmesinin planlandığını açıkladı. Bu açıklamaya Çin tarafından sert dille eleştiri yapılarak üstü kapalı bir tehdit gönderildi.
  • 3 Ağustos 2016: Kuzey Kore, Japon karasularına düşen ilk balistik füze denemesini gerçekleştirdi. Japon yetkililer gelişmeyi şiddetle kınayarak önlemleri arttırmaya başladı.
  • 9 Eylül 2016: Kuzey Kore’nin 5. başarılı nükleer denemesi tespit edildi.
  • 3 Şubat 2017: ABD Savunma Bakanı Mattis, Kuzey Kore tarafından yapılacak en ufak nükleer saldırı girişiminin efektif ve karşı konulamaz bir biçimde cevaplanacağını belirtti.
  • 13 Şubat 2017: Kim Jong Un’un üvey kardeşi Malezya’da süikaste uğrayarak hayatını kaybetti. Süikastin kimin tarafından desteklendiği bilinmemekle birlikte, işin içinde Kim Jong Un’un parmağının olabileceği belirtiliyor.
  • Nisan 2017: Karşılıklı tehditler devam ederken ABD açık olarak Kuzey Kore’yi nükleer ve balistik füze programları sebebiyle uyardı. ABD Başkanı Donald Trump askeri seçenek dahil olmak üzere bir çok seçeneğin masada olduğunu belirtti.
  • 1 Mayıs 2017: ABD’nin Güney Kore’ye konuşlandırdığı THAAD sistemi operasyonal kabiliyete ulaştı. Çin bir kez daha sistemin varlığından kaynaklanan endişesini belirtti.
THAAD Sistemi’nin çalışma prensibi. Kaynak: Lockheed Martin
  • 2 Mayıs 2017: Kuzey Kore, ABD’yi olası bir nükleer savaşta enkaza dönüştüreceğini öne sürdü.
  • 4 Mayıs 2017: Kuzey Kore tarihinde ilk kez müttefiği Çin’i tehdit etti. Kuzey Kore’nin nükleer programının eleştirilmesinin kritik sebep olduğu belirtiliyor.
  • 7 Mayıs 2017: Kuzey Kore, Kim Hak Song isimli ABD vatandaşını casusluk gerekçesi ile tutukladı.

Yarımadadaki son durum

Bütün bu kritik gelişmelerin üzerine absürd seviyedeki Kuzey Kore propagandalarını da eklersek durumun ne kadar kritik hale geldiğini anlayabiliriz. Geçtiğimiz Nisan ayında Kuzey Kore tarihinin en büyük topçu tatbikatını yaparak ABD’ye gözdağı vermişti. Aynı günlerde ABD’ye ait bir nükleer denizaltı Güney Kore’nin Busan limanını ziyaret ederek Kuzey’e gözdağı vermişti. Bütün bu gelişmelere ek olarak ABD’nin bölgeye gönderdiği USS Carl Vinson savaş grubunun da tansiyonları arttırmaya devam ettiğini belirtmeliyiz. Çin Halk Cumhuriyeti, gerginliğin azaltılması için ABD – Güney Kore – Japonya ittifağına askeri tatbikatları kesmesini önerdiyse de tatbikatlar hız kesmeden devam etmekte.

Karşılık olarak Kuzey Kore neredeyse her hafta yeni bir balistik füze denemesi ya da askeri tatbikat gerçekleştirmeye çalışıyor. Son denemelerin çoğunun başarısız olması Kim Jong Un’u yıldıracak gibi durmuyor. Zira kendisi başarısız testleri takiben ülkesinin Uzay Programı, Nükleer Programı ve Balistik Füze Programı’nı hız kesmeden devam ettirileceğini açıklayarak artan ABD provakasyonlarının Kuzey Kore’nin programlarını meşrulaştırdığını belirtti. ABD Başkanı Donald Trump ise geçtiğimiz günlerde ilginç ifadeler kullanarak Kim Jong Un’a “akıllı kurabiye” sıfatı takarak kendisi ile yüz yüze görüşmeyi ve sorunları çözmeyi istediğini belirtti.

Krizin geleceği

Sonuç olarak, tarihsel ve güncel sorunların giderek tansiyonu arttırdığı yarımadada, barış ve huzurun her geçen gün daha da kırılgan bir hale bürünmesini tüm dünya endişe içinde izlemekte. Bütün bu gelişmelerin karşılıklı atışmalar, küçük çaplı çatışmalar ya da nükleer bir savaşla son bulup bulmayacağını tahmin etmek güç. Emin olduğumuz tek bir şey ise mevcut retoriğin devam etmesi durumunda bölgede bulunan bütün ülkelerin olumsuz bir biçimde etkileneceği krizlerin oluşmasının kaçınılmazlığı. Askeri güç olarak zamanın oldukça gerisinde olan fakat sayısal anlamda kayda değer bir güç olmayı sürdüren Kuzey Kore’nin ABD gibi bir süper güç karşısında şansı az. Fakat nükleer silahların da dahil olduğu bir senaryonun nasıl sonuç vereceğini tahmin etmek bile en kötü rüyalarımızın temelini oluşturabilir. Bölge ülkeleri yaşanabilecek bir çatışmaya ve potansiyel insani krizlere hazırlanırken, gelişmelerin nasıl sonuçlar vereceğini izleyip göreceğiz.

ABD Suriye’ye askeri müdahalede mi bulunacak?

Alican YILDIZALP, 6 Haziran 1994 tarihinde İzmir’de dünyaya gelmiştir. Çocukluk yaşlarından itibaren bilim, teknoloji, uzay ve diplomasiyle ilgilenen Alican; ilkokul ve ortaokulu İzmir’in Selçuk ilçesinde okumuştur. Lise eğitimini Tire Anadolu Öğretmen Lisesi’nde devam ettiren Alican, Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazanarak üniversite hayatına başlamıştır. Üniversite hayatı boyunca çeşitli ulusal ve uluslararası konferanslara katılmış ve diplomasi bilgilerini genişleterek uluslararası ilişkiler üzerine olan ilgisini devam ettirmiştir. Model Birleşmiş Milletler faaliyetleri ile ilgilenen Alican, Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Topluluğu’nun da kurucusu ve ilk başkanıdır. Stajını Brüksel TÜSİAD AB Daimi Temsilciği’nde yapan Alican; lisans öğrenimi boyunca Türk dış politikası, enerji politikaları, uzay politikaları, uyuşmazlıkların çözümü, savunma politikaları, bölgesel çalışmalar, uluslararası organizasyonlar ve küreselleşme üzerine çalışmalar gerçekleştirmiştir. Onur öğrencisi olarak Yaşar Üniversitesi’nden mezun olan Alican, Yüksek Lisans için Maastricht Üniversitesi Sürdürülebilirlik Bilimi ve Politikaları bölümüne tam burs ile davet edilmiştir. Yüksek lisansını bitirmiş bulunan Alican; çevre politikaları, sürdürülebilirlik, innovasyon politikaları ve bilim ve teknoloji politikaları üzerine çalışmaktadır. Tezini ise 3 boyutlu yazıcıların geleceği üzerine yazan Alican; boş zamanlarında yemek yapmak, fotoğrafçılık, seyahat, dış politika analizi ve savunma sanayii incelemeleri gibi faaliyetlerde bulunmaktadır. En büyük hayali ise dünyayı değiştirebilecek bilimsel ve teknolojik çalışmalara katkıda bulunabilmektir.