Türk dizilerinin dünyaya açılması sevindirici mi?

Son yıllarda Türk dizileri ile ilgili pek alışık olmadığımız bir PR kampanyası yürütüldüğünün farkında mısınız?

Türk dizilerinin dünyaya açılması sevindirici mi?

Bu durum benim dikkatimi çekti. Belki de mesleki farkındalık veya algıda seçicilik nedeniyledir.

Aslında birkaç manşeti buraya hatırladığım kadarıyla yazsam Türk dizileriyle ilgili yapılan PR’ı göstermiş olurum.

“Türk dizileri Orta Doğu ülkelerinde izleniyor.”

“Türkiye dünyaya dizi ihraç ediyor.”

“Türk dizileri dünyada izlenme rekorları kırıyor.”

Belki kelimesi kelimesine aktaramamış olabilirim ama anlam itibariyle son yıllarda bunlara benzer manşetler görüyoruz.

Yanlış anlaşılmasın, ne Türk dizilerinin yurtdışına açılmış olmasını ne de Türkiye’nin dizi ihraç ederek kazanç sağlamasını eleştiriyorum. Niye eleştireyim ki? Bence harika! Düşünsenize Türk kültürünü, Türk tarihini, Türkiye’yi, İstanbul’u, geleneklerimizi, mimarimizi, edebiyatımızı, sanatımızı, Anadolu’yu, köylerimizi, yöresel tatları, inancımızı kısacası bize dair ne varsa bu diziler sayesinde hiçbir ücret ödemeden tüm dünyaya tanıtıyoruz.

Konuşması güzel ama gerçekten de durum böyle mi acaba?

Yani sahiden kültürümüzü bu dizilere iyi bir şekilde yerleştirebiliyor muyuz?

Herhangi bir Türk dizisini baz alarak düşünürsek hangisi %70-80 (bakın %100’den vazgeçtim) kültürümüzü yansıtıyor? Siz hali hazırda yayında olan veya Türkiye’de final yapmış ama dünyanın farklı ülkelerinde gösterilen Türk dizilerine baktığınızda kültürümüze dair mesajlar alıyor musunuz?

Bir önceki paragrafı soruyla bitirdim. Şimdi yine bir sorum var. Sizce Türk dizileri sıradan veya taklitçi olmanın ötesine geçebilmiş mi ki biz “Türkiye dizi ihraç ediyor” diye seviniyoruz?

Türk dizilerinin dünyaya açılması sevindirici mi?

Genç nüfus oranı fazla olan bir ülkede gençlerin kendi ülkesinin dizilerini takip etmemesi bence o ülkenin dizi sektörü için oturup düşünülmesi gereken bir meseledir. O ülke dediğim yer tam da burası! Türkiye’den bahsediyorum. Zira Türkiye’de bizler, gençler Türkiye’deki dizileri pek takip etmiyor veya izleyecek bir şey bulamadığı için öylesine takip ediyor. Yani herhangi bir tutkusu yok.

Türkiye’de özellikle akademik kültürü içselleştirmiş genç nüfus sanatta nitelik arıyor. Şimdinin gençleri bir önceki jenerasyona göre biraz daha seçici davranıyor. Dışarıdan öyle gözükmeyebilir ama işin derinine indiğinizde sosyal medya ve diğer parametreler baz alındığında Türk dizilerinin gençleri yakaladığı söylenemez. Birkaç dizi elbet öne çıkıyor olabilir ama genele vurduğumuzda durum vahim…

Gençler yerli dizilerden hoşlanmıyor

Gençler yerli dizilerden hoşlanmıyor çünkü yerli diziler birbirinin kopyası içerikler sunuyor. Ayrıca sırf yayın saatini doldurmak için çekilmiş saçma sahnelere maruz kalmak izleyiciyi boğuyor.

Durum böyleyken gençleri yakalamak isteyen bir dizi yapımcısı veya yönetmen dizideki bir karaktere 3 4 dakika boyunca aynı salonda volta attırmamalı. Evet yönetmenin doldurması gereken bir süre var ama her hafta sinema filmi uzunluğunda dizi çekmek en başta sektöre emek veren insanları yıpratıyor.

Bunlar tüm diziler için geçerli değil elbette. Farklılaşabilmiş olanlar var. Mükemmel kurguya sahip, teknik açıdan son teknolojiyi kullanan, hikâyesi ve diyaloglarıyla “diğerleri” arasından sıyrılabilmiş dizilerle, sırf yayın saatini doldurmak için çekilen diziler kesinlikle aynı şekilde değerlendirilemez.

Örneğin TRT’deki birçok dizi Türk aile yaşamını, Türk kültürünü ve Türk tarihini -bir nebze- yansıtıyor fakat bu da bence tam anlamıyla dizi ihraç ediyoruz diye sevinmemize yetecek düzeyde değil. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hiç vakit kaybetmeden bir dizi yönetmeliği hazırlaması gerekiyor. Bu yönetmelikte maddi ve manevi destekler ve bu desteklerin hangi şartlar altında geçerli olduğu belirtilmelidir. Mesela Türk ailesini, Türk kültürünü ve Türk tarihini gerçek anlamda yansıtan bir nevi kültürümüzün ve sosyal hayatımızın PR’ını yapan dizilere ekstra destek verilmelidir. Böylece daha nitelikli, sanatsal değeri olan ve turizme katkısı olacak dizi projeleri ortaya çıkacaktır.

Dünya değişiyor

Artık bilgi ve kültür aracılığıyla ülkeleri ve toplumları etkileme devrindeyiz. O halde Türk dizilerinin yurt dışına açılması bizleri gururlandırmalıdır. Ben şahsen çok mutluyum ve gururluyum. Tek endişem birçok dizinin Türk kültürünü yanlış tanıtıyor olmasıdır.

İnsanlar ilk duydukları, ilk gördükleri veya ilk tattıkları şeyleri unutmazlar. Türk dizileri son yıllarda ilk kez dünyanın farklı ülkelerinde yayına giriyor ve bunlar ilk olma özelliği taşıdıkları için sorumlulukları büyük…


Açıkçası bu yazıyı yazma nedenim yapımcılara bu sorumluluklarını anımsatmaktı. Zengin bir tarihe sahip bir millet olarak filmi yapılacak, dizisi çekilecek veya romanı yazılacak çok karakterimiz ve çok olayımız var. Gelin bunları tarihe ve kültüre bağlı kalarak hayata geçirin. Böylece hem yerli izleyiciyi yakalamış  olursunuz hem de dizinin satıldığı ülkede Türkiye’nin daha iyi tanıtılmasına katkı sağlarsınız.

Son olarak belirtmek istediğim bir şey var. Dizilerin İstanbul dışında, Türkiye’nin farklı şehirlerinde çekilmesinin vakti geldi de geçiyor. İzmir, Ankara veya birkaç Akdeniz şehri dışında Türkiye’nin dizi çekilecek daha birçok güzel şehri var ve bu şehirler marka olmaya müsait altyapıdalar. Dolayısıyla yapımcılar farklı şehirlerde proje üretmeye odaklanmalı ve devlet bu tarz yapımları ekstra desteklemelidir. Böylece herhangi bir ülkeye ihraç edilen bir dizinin geçtiği şehir ihya olur bu da hem millete hem de ülkeye maddi ve manevi yarar sağlar.

Güzel projeleri birkaç şehre sıkıştırmak yerine ülkenin her yerine yaymak, işte asıl maharet bu!


Göbeklitepe’nin sırrı ne?

PAYLAŞ
Önceki yazıGoogle Kültür Sanat özelliği ekranınızı müzeye çeviriyor!
Sonraki yazıHayata bakışınızı değiştirecek 20 Kızılderili ilkesi
16 Nisan 1989’da İstanbul’da doğdu. Aslen İskilipli’dir. Namık Kemal Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü, Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü ve Beykent Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. Beykent Üniversitesi’nde Tarih alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Akademik kariyerini Halkla İlişkiler ve Reklamcılık alanında sürdürmektedir. Mürsel Ferhat Sağlam, 2012’de Ajans Paradise, 2014’te Şilep Dergi’yi kurmuştur. Edebi (roman, hikâye, şiir, eleştiri, deneme), akademik (tarih, edebiyat), sektörel (reklam, pazarlama, iletişim, marka yönetimi, yeni medya, online itibar yönetimi, dijital pazarlama, girişimcilik, sosyal medya vs.) türlerinde yayınlanmış ve yayına hazırlanmakta olan kitapları bulunmaktadır. Mürsel Ferhat Sağlam; dijital pazarlama, sosyal medya, içerik pazarlama, online itibar yönetimi ve dijital marka yönetimi alanlarında kişi ve markalara danışmanlık yapmaktadır. Ayrıca dijital pazarlama, marka yönetimi, sosyal medya, içerik pazarlaması, girişimcilik konularında üniversitelerde ve kamu ve özel kurumlarda eğitimler ve konferanslar vermektedir. Yayınlanmış Kitapları; Günübirlik Sonsuzluk (2011) Raygan (2014) Aşkzade (2016) Stratejik Marka Yönetimi (2017)