İyimser: İnsani bir ihtiyacın farkındalığı (Laurence Shorter)

Günlük yaşamın telaşı bizleri o kadar esir almış ki bazı değerli kavramlar zihnimizde ve kalbimizde sadece bir kavram olarak duruyor. Kısacası insani olan nice kavramı içselleştiremeden hayatımızı sürdürüyoruz. Bu kavramlardan biri de iyimserlik. Üzerine hiç düşündünüz mü bilmiyorum ama bizim yerimize iyimserliği düşünen hatta bunu kafaya takan biri var. İsmi Laurence Shorter.

İyimser Laurence Shorter

Şu an bu yazıyı okumaya başladığınıza göre siz de benim, daha doğrusu Laurence Shorter’ın dünyasına dâhil oldunuz. Öncelikle bundan ötürü çok mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Madem hepimiz bir şekilde bu hikâyenin bir parçası olduk o halde şimdi Laurence Shorter’a kulak verelim. Ama önce Laurence kimdir bir tanıyalım. Laurence Shorter “iyimserlik” konusunda dertli bir İngiliz. Tanıdığı ve tanımadığı herkese “iyimser misiniz?” diye soruyor. Hatta bu konuda bir kitap yazıyor. Kitabın ismi “İyimser”

Bu yazıyla iyimserliğe temas etmiş olduğumuza göre sorma sırası bende…

İyimser misiniz?

Laurence Shorter için iyimserlik herhangi birine “iyimser misiniz?” diye sormaktan ibaret değil. Laurence, dert edindiği konu için birçok şehre, ülkeye gidiyor birçok kanaat önderiyle temas kuruyor. Tabi Türkiye şartlarını göz önüne aldığımızda Laurence’ın iyimserlik arayışı biraz saçma gelebilir.

Şöyle düşünün belli bir yaşa gelmiş ama işi, arabası, parası, evi, ailesi olmayan bir adam var ve bu adam her şeyi bir kenara bırakıp iyimserlik konusunda emek, para ve zaman harcıyor.

Sizce de saçma değil mi?

Aslında değil. Çünkü bir kitabı, bir roman karakterini, bir hikâyeyi, bir şiiri okurken onun hangi kültüre ait olduğunu unutmamak gerekiyor. Her ne kadar sanatın, edebiyatın evrensel olduğu düşünülse de her sanatçının, yazarın veya şairin kendi kültüründen beslendiği gerçeğini de göz ardı etmememiz gerekiyor. Evet, Laurence’ın evi, parası veya işi yok ama bir hedefi var. O İngiltere’de yaşıyor ve evi, arabası, işi vs olmasa da iyimserliğin peşine düşebilir.

Siyasi ve sosyokültürel tartışmalar yapılırken dikkat ettiyseniz genellikle Doğu – Batı karşılaştırılması yapılır ve genelde Batı devletlerinin veya Batı insanının uzun vadeli hedefler koyduğundan, bir sisteme sahip olduğundan bahsedilir. Batı’nın gelişmişliğinin bununla ilgili olduğu söylenir. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama Batı denilince akla ilk gelen “sistem”dir.

Laurence bence yazdığı kitapla Batı’nın bir “sistem”e sahip uygarlık olduğunu yeniden tüm dünyaya hatırlatıyor. Kısaca ben, “İyimser” kitabını okurken Laurence’ın kaygılarının bizim kaygılarımızdan çok farklı olduğunu gözlemledim.

Laurence insanların iyimser olması için kaygılanırken biz faturalarımızı ödeme kaygısı taşıyoruz. Laurence insanların iyimser olmasının gerekliliğini formüle ederken biz market masraflarımızı nereden kısmalıyız diye formüller üretiyoruz. Laurence hayali bir amaç için Amerika’ya, Hindistan’a gidip zaman, emek ve para harcarken biz hayalimizde olmayan bir bölümü kazanabilmek için zaman, emek ve para harcıyoruz.

Şöyle bir düşününce Türkiye’de yaşayan herkesin birbirine en az bir kere –her şeye rağmen- “iyimser misiniz?” diye sorması gerekiyor. Büyük ihtimalle çoğunluk şöyle yanıt verir “çok şükür.”

İşte Türkler olarak bizim iyimserlik formülümüz bu. Ve Laurence Shorter “çok şükür” demenin iyimserlikteki en zirve nokta olduğunu bilmiyor. Eğer bilseydi iyimserliği seviyelere ayırırken buna değinirdi. Şöyle ki Laurence Shorter’a göre iyimserlik birkaç dereceden ibaret. “En” iyimserler zirvede, iyimserlik konusunda “ama”sı olanlar ise daha gerilerde derecelendiriliyor.

Laurence Shorter için her şey yolunda gitmiyor. Sanırım her şey mükemmel olsaydı o “iyimser” diye bir kitap yazmazdı.

Babasıyla yaşayan Laurence’ın iyimserlik konusunda kaygı taşıması babasının kronik karamsarlığıyla başlıyor. Çünkü Laurence’ın babası her sabah, her gün TV ve gazetedeki kötü haberleri okuyup dünya adına karamsarca laflar eden biridir. Laurence ise aslında dünyada güzel şeylerin de olduğunu fakat bunları yeterince görmediğimizi vurgulayarak başlıyor macerasına…

“İyimser” kitabı, hayattan keyif almanın mutlak iyimserlik sayesinde mümkün olacağını ve iyimserliğin insanın kontrolünde bir olgu olduğunu anlatmak için yazılmış. Lakin hikâyenin sonunda, yani Laurence iyimserlik temalı kitabını yazmak için Afrika’ya, Hindistan’a ve Amerika’ya gittikten sonra yani Laurence birçok iş adamı, kanaat önderi, girişimci, siyasetçi ve yazarla görüştükten sonra yani Laurence iyimserlik arayışında karamsarlığa düştükten sonra bir kanıya varıyor.

Laurence Shorter kitabın 311. sayfasında babasının kendisini havaalanında karşıladığını ve babasıyla olan sohbetini anlatırken vardığı kanıyı da açıklıyor. Sohbet şu şekilde devam ediyor.

Babam beni havaalanında karşıladı. “Hoş geldin!” dedi. “Nasıl gidiyor başyapıt?”

“Bitti,” dedim. “Yazmıyorum artık.”

Şaşkınlık içinde bana baktı. “Pes etme bence.”

Pes etmek tam da istediğim şeydi aslında. Kanıtım başarısız olmuştu. Deney sona ermişti: iyimserlik, insanın kontrol edebileceği bir şey değildi. Hindistan’dan öğrendiğim ders açıktı: bir şey hakkında ya pozitif ve rahat hissedersin ya da etmezsin, o kadar. Her ikisi için de başka seçeneğin yok. Hayatın senden beklediği şey, öylece sırt üstü uzanman ve onun senin savını çürütmesini ve elindeki her şeyi almasını beklemen.

Laurence Shorter, iyimserlik için yola çıkmış, iyimserliği kitaplaştırmak isteyen bir maceracıydı. Fakat hikâyenin sonunda Laurence gerçeği görmüş. Hayat her şeyi barındırıyor. İnsan kendini bir şeye zorlarsa ki bu iyimserlik gibi bir duygu dahi olsa o bir süre sonra insanı bunaltabiliyor.

Ben bu kitaptan önce de pozitif bir insandım. Her şeye rağmen pozitifim veya iyimserim. Fakat bunu takıntı yapmış biri değilim. Herkese de bunu tavsiye ediyorum. Pes etmemek ama aynı zamanda bir şeyleri takıntı haline getirmemek insanı mutlu eder.

Bu arada kitabı tek cümleyle özetlemek için şunu söyleyebilirim; “İyimser” çabucak okunacak ve okurken kendi hayatınızdaki karamsarlıkları iyimserliğe çevirip çeviremeyeceğinizi düşündüren bir kitaptı.

Bitirmeden önce her şeyi başlatan şu meşhur soruyu sizlere tekrar sormak istiyorum.

“İyimser misiniz?”

Sorunun kendi içinde iki cevabı ve bu iki cevabın da alt iki cevabı var. İsterseniz açıklayayım.


İyimser misiniz sorusuna cevabınız eğer evet ise bu güzel. Ama cevabınız hayır ise iyimser olmak konusunda biraz çaba sarf etmelisiniz.

İkinci soru; “İyimserliği takıntı haline getirdiniz mi?”

Cevabınız evet ise işte bu kesinlikle güzel değil. Ama cevabınız hayır ise işte bu mükemmel!


İki kez okumak isteyeceğiniz 6 kitap önerisi

PAYLAŞ
Önceki yazıAKP olmasaydı 15 Temmuz olur muydu?
Sonraki yazı15 Temmuz: Cumhurbaşkanı Erdoğan köprüye yürüyor

16 Nisan 1989’da İstanbul’da doğdu. Aslen İskilipli’dir. Namık Kemal Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü, Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü ve Beykent Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. Beykent Üniversitesi’nde Tarih alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Akademik kariyerini Halkla İlişkiler ve Reklamcılık alanında sürdürmektedir. Mürsel Ferhat Sağlam, 2012’de Ajans Paradise, 2014’te Şilep Dergi’yi kurmuştur. Edebi (roman, hikâye, şiir, eleştiri, deneme), akademik (tarih, edebiyat), sektörel (reklam, pazarlama, iletişim, marka yönetimi, yeni medya, online itibar yönetimi, dijital pazarlama, girişimcilik, sosyal medya vs.) türlerinde yayınlanmış ve yayına hazırlanmakta olan kitapları bulunmaktadır. Mürsel Ferhat Sağlam; dijital pazarlama, sosyal medya, içerik pazarlama, online itibar yönetimi ve dijital marka yönetimi alanlarında kişi ve markalara danışmanlık yapmaktadır. Ayrıca dijital pazarlama, marka yönetimi, sosyal medya, içerik pazarlaması, girişimcilik konularında üniversitelerde ve kamu ve özel kurumlarda eğitimler ve konferanslar vermektedir.

Yayınlanmış Kitapları;
Günübirlik Sonsuzluk (2011)
Raygan (2014)
Aşkzade (2016)
Stratejik Marka Yönetimi (2017)