21 Ekim Gazeteciler Bayramı mı? O da ne!

21 Ekim 1860 tarihinde çıkartılan Tercüman-ı Ahval ilk özel gazetedir. 21 Ekim Gazeteciler Bayramı olarak kutlanmaktadır.

21 Ekim Gazeteciler Bayramı mı? O da ne!

Ülkemizdeki gazeteciliğin yüzüncü yıl anısına PTT’nin 1960 yılında “anı pulu” basması Türkiye’deki gazeteciliğin 1860 yılında başladığı anlamına mı geliyor? Daha önce yayınlanan gazetelere ne oldu? 1831 ve 1840 yıllarında basılan Takvimi Vekayi ve Ceride-i Havadis gazeteleri unutuldu mu?

Gazete nedir?

Öncelikle gazete terimini genel olarak toplumu ilgilendiren her konuyla ilgili haber, bilgi, yorum içeren yayın olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamda biçimi ve yayınlanma periyoduna bakılmaksızın haber vermeyi amaçlayan yalnız kitap olmayan tüm yayınların gazete sayılmasını kabul etmemiz gerektiğini unutmamalıyız.

Öyleyse ülkemizdeki gazeteciliğin tarihini 18.yy’a kadar götürmek mümkün gözükmektedir. Bu bağlamda 1793 yılından itibaren İstanbul ve İzmir’de yayınlanmaya başlayan gazeteler Fransa Büyükelçiliği tarafından çıkarılmış ve Fransız Devrimi’ni anlatmak üzere basılmıştır.

Takvimi Vekayi, Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Ahval gazeteleri

1831 yılında çıkartılan ve hükümetin yayın organı olan Takvimi Vekayi Osmanlı Devleti’nin ilk resmi gazetesidir. Kararnameleri, resmi ilan ve duyuruları yayınlamak üzere çıkartılan gazetenin müşterileriyse zorunlu abone yapılan devlet çalışanlarıdır.

1840 yılında İngilizler tarafından basılan Ceride-i Havadis ise Osmanlı Devleti’nden teşvik yardımı aldığı için yarı resmi gazete niteliğindedir. Türkçedir.

Yukarıda açıklandığı üzere kitaplar dışında haber vermeyi amaçlayan tüm yayınlar gazete sayılmaktayken Takvimi Vekayi ve Ceride-i Havadis gazeteleri bu bağlamda unutulmuş mudur?

21 Ekim Gazeteciler Bayramı

21 Ekim 1860 günü çıkartılan Tercüman-ı Ahval ise ilk özel gazetedir. İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin PTT idaresine 1960 yılında bastırdığı pul bu nedenle 100.yıl anısı taşımaktadır, ayrıca 21 Ekim “Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaktadır.

Gazeteciler Bayramı mı? O da ne!

Medya alanındaki tekelleşmelerin getirdiği olumsuzluklar gazetecilerin çalışma koşullarını etkilemiş; mesleki ve sosyal güvencesizlik ile beraber ekonomik krizler sonucu işsizlik oranı artmıştır.

Havuz sistemi; aynı patrona bağlı olarak çalışan gazetecilerin, o yayın grubuna ait tüm yayınlarda (televizyon, radyo, gazete vs.) çalışması olarak açıklanabilir. Bu sistemde gazetecinin kişisel çabalarıyla ortaya çıkardığı haber aynı yayın grubuna ait tüm yayınlarda kullanılabilir. Böylece medya patronları farklı yayınlardan gelir elde edebilirken çalışanına (gazeteciye) herhangi bir ek ücret ödemeyerek adeta emek sömürüsü içerisinde olurlar.

Sendikasızlaştırma; gazetecilerin çalışma koşullarında karşılaştıkları sorunların en büyük nedenidir. Medya patronları gazetecilik çatısı altında örgütlülüğü engelleyerek çalışanlarını toplu sözleşme dışına itmektedir. Ayrıca gazetecilerin iş olanaklarını kısıtlamakta ve gazetecileri adeta sömürülmekle işsizlik arasında seçim yapmaya zorlamaktadır.

Ayrıca altı çizilmesi gerek bir konu var ki; mesleki ve sosyal güvenceleri bulunmayan koşullarda adeta sömürülen gazeteciler herhangi bir gerekçe sunulmadan keyfi olarak işten çıkarılma durumuyla da karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu genellikle gazetecinin muhalif kimliğinden rahatsız olan güç odaklarının medya patronlarına yaptıkları baskı sonucu olabilir.

Tatiller; 212 sayılı yasa gazetecilerin resmi tatil günlerinde çalışmaları durumunda ek ücret almaları hakkını sunmaktadır. Günümüzdeyse yasanın verdiği haklardan yararlanma olanaksızlaştırılmakta gazetecilerin bırakın ek ücret alması, izin yapabilmeleri bile patronlarıyla yaptıkları pazarlıklarla sınırlı kalmaktadır.

Ramazan ve Kurban Bayramı tatilleri basın özgürlüğü gerekçesiyle iptal edildi!

1992 yılında Sabah grubu reklam gelirlerini artırmak üzere kurban bayramında gazete yayınlama kararı alırken diğer medya şirketleri bu duruma karşı çıkmadılar ve 5953 sayılı yasanın bayramda gazete yayınlamama hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal davası açtılar. Böylece gazetecilerin Ramazan ve Kurban bayramındaki tatil hakları elinden alınmış oldu.

Ücret farklılıkları; bazı yönetici ve yazarların yüksek ücret almasıyla haberin asıl yükünü omuzlayan muhabirlerin çok düşük ücret almaları ücret farklılıkları sorununu yaratmıştır. Son olarak gazeteciliğe yeni başlayanlar için stajyerliğin üç ay olması ve bu süre zarfının dolmasının ardından sözleşmenin yazılı olarak yapılması 212 sayılı yasanın sunduğu bir zorunluluktur. Fakat günümüzde yine yasaya aldırış edilmemesi sonucu gazetecilerin uzun süre ücretsiz daha sonradan da düşük ücretlerle çalıştırıldıklarına da yabancı değiliz.

Haliyle gazetecilerin çalışma koşullarının manzarası böyle olunca kendi kendime soruyorum; gazeteciler bayramı mı? O da ne!

Türkiye’nin yıllara göre basın özgürlüğü karnesi

1993 Ankara doğumlu yazar Antalya’da ikamet ediyor. İnteraktif bir sinema ve dizi blogu olan SineTürkiye'de genel yayın yönetmeni olarak görev alan yazar, Süleyman Demirel Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünde ön lisans; Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Şu an Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. Medya, kadın araştırmaları ve toplumsal cinsiyet konularıyla ilgilenen yazar ayrıca hayvan hakları savunucusudur; sokak hayvanlarının daha iyi koşullarda yaşayabilmeleri için çeşitli kampanyalara imza atmaktadır.