İstediğini yapabildiğin kadar özgürsün

İstediğini yapabildiğin kadar özgürsün. Birilerinin sana müsaade ettiği kadar değil!

İstediğini yapabildiğin kadar özgürsün

Özgürlüğü kendi ya da başkaları tarafından kısıtlanmış kişilerin zırhıdır içinde ‘ama’ barındıran cümleler.

Canım istiyor ama üşeniyorum…

Niyetim vardı ama şartlar oluşmadı…

Çok arzu ettim ama kısmet olmadı…

Yapmak istiyorum ama yasak…

Gidecektim ama işim çıktı…

Seviyorum ama korkuyorum…

İstiyorum ama cesaret edemiyorum…

Keşke yapabilsem ama çevrem ne der…

Bir cümle içinde ‘ama’ kullanıldıktan sonra ondan önce söylediklerinizin hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü buradaki ‘ama’ bir tür yapmama ya da yapamama bahanesinedir aslında.

Tabular, gelenekler, mahalle baskısı, inançlar, önyargılar, cesaretsizlik, tembellik ve bazen de cahillik neden olur ‘ama’ zırhını giymeye.

Baskılanan ya da durdurulan insan monotonlaşır. Bir zamanlar arzuladığı şeyleri yapmayı kendinde hak görmemeye başlar. Sonrasıysa içe kapanma ve depresyon.

Çare ne?

Çare yapmak! Yapamazsan da en azından yapmayı denemek. Çünkü zihinden temizlenmiş olan her bir “acaba”, gelecekte zihni yoracak her bir “keşke”yi yok edecektir. O zaman iste, dene, yap, ya da yapmaya çalış. Yeter ki bekleme.

İsteyemeyen, deneyemeyen, cesaret edemeyen, arzulayamayan, sevemeyen, sevişemeyen bir insanın bahsettiği özgürlük, aslında özgürlük falan değil.

Sıra dışı bir durum olmadıkça hayatın mesafesi 3 aşağı 5 yukarı belli. Bu sınırlı yolculuğu istediği gibi yapamayan, neye sahip olursa olsun özgür değil.

Ansızın hadi gidiyoruz diyince yola çıkamayan, yapmak istedikleri varken yapmak istediklerini bırakamayan özgür değil.

Belki de hiç kimse tam anlamıyla özgür değil. Yine de özgürlükten bahsedilebilecek seçimler ve anlar mevcut. İşte o seçimler, o anlar karşına çıktığında verebileceğin cevaplar kadar özgürsün.

İnsan yönetilme ihtiyacı duyduğundan beri eleştiriler, engeller, yasaklar ve cezalar var. Ne tuhaftır ki sadece yönetilenler üzerinde kullanılırlar. Yönetenler ise sanki bu kavramlardan muaf gibi yaşarlar. Kim bilir, belki de bu kavramlar sadece birilerini yönetmek için yaratılmıştır…

İnsanın yönetilme ihtiyacı var mıdır, yok mudur sorusu başka bir mesele. Ancak mutlak devamlılıkta olamasa da insanın kendi kendini yönetebileceği bir hayat olasılığı da var. İşte o hayata ulaşabildiğin zaman özgürsün.

Kim bunlar ve niye bu kadar çoklar?

14.03.1985 tarihinde Kadıköy'de dünyaya geldim. Kadıköy'de doğdum, Kadıköy'de büyüdüm. Yazma sevdası içime düşünce önce 2 roman yazdım, sonra da sinemaya dair yazılar yazmaya başladım. 2011'in başından beri bloğum cagrigirlangic.blogspot.com da 500'ü aşkın filme dair yazdım. Hala da devam ediyorum. Sonra metin yazarlığı yapmaya başladım ve yazarlık mesleğim haline geldi. Yazımına devam ettiğim Türk Sinema Tarihi Ansiklopedisi, emek ve zaman isteyen bir proje. Sabırla yazımına devam ediyorum. Bir sinema yazarı olarak yazmaya başladığım, sonrasında ise deneme, gündem, kritik, yaşam ve kişisel gelişim yazıları yazmaya başladığım İndigo Dergisi ise hem beni geliştiren, hem de bir parçası olmaktan haz aldığım yer.