Türkiye’ye geldim, gazete okudum, gerçekleri gördüm

Türkiye’den yayın yapan medya organlarını takip etmeyi uzun bir süre önce bırakmıştım. Zaten yurtdışında yaşayınca sosyal ve alternatif medyayı takip etmek daha kolay. Bu seferki Türkiye ziyaretimde bir vesileyle anaakım bir gazeteyi elime aldım. Resmen dünyam değişti. Hayat şimdi daha güzel.

Türkiye ye geldim, gazete okudum, gerçekleri gördüm

Bizim anlayamayacağımız şeyler

Bizim yazlığın çayevini işleten Ahmet ile laflıyoruz. Masada akşam olmasına rağmen daha kimsenin okumadığı anaakım bir gazetenin magazin ekindeki bir haber üzerine soruyor bana:

“Ya Deniz, bu dizi oyuncuları ne kadar çok para kazanıyor baksana, ne yapıyorlar bu paraları acaba?”

“İlahi Ahmet, koca gazetede en merak ettiğin haber bu mu?”

“Yani…”

O zamana kadar bu tür gazetelere, hatta bu gazetelerin okuyucularına gıcık olan ben, başladım nutuk çekmeye:

“Bence ana gazetedeki diğer haberleri merak edip, üzerine sorular sormalısın. Mesela şurda bizim ve Amerika’nın başkanları çok samimi bir şekilde, dostane bir tavırda poz vermiş.”

“Eee…”

“15 Temmuz’u kim yaptı?”

“Gülen.”

“Gülen şimdi Amerika’da yaşıyor, hapiste bile değil, istiyoruz vermiyorlar. Geçen hafta Amerika, her zamanki gibi hiç gocunmadan, PKK’ya bir sürü silah ve tank gönderdi. Bu durumda biz nasıl dost olabiliyoruz Amerika ile?”

“Bu bizim kafamızın basacağı bir şey değil, bizi yönetenlerin bir bildiği vardır mutlaka.”

Sohbetimiz daha fazla devam etmedi ama ben o gazeteyi çok merak ettim. Ertesi günlerden birinde, 22 Temmuz Pazar günü, merakımı yenemeyerek bir tane aldım bu gazeteden. Önyargılı davranmışım: Tam pazar günü okunacak bir gazete. Sosyal medyada takip ettiğim, az satan, anaakımın tersini yazan ve sürekli hükümeti kötüleyen yayınları okumaktan moralim yerlerdeydi. Artık çok keyifliyim. Ahmet çok haklıymış: Ben nereden bileceğim ki neyin neden öyle olduğunu? Bu gazeteyi okuduktan sonra kendimi iyi hissediyorum ve önemli olan da bu.

Bir gazete analizi

gazete medya

Logosunda bir nazar boncuğu olan ve diğer birçok yerli gazete gibi, ismi kırmızı beyaz puntoyla yazılmış bu gazetenin iki sloganı var: “Türkiye’nin en sevilen gazetesi” ve “Türkiye’yi çok seviyoruz”. Daha ilk bakışta içim eridi, önyargılarım yumuşamaya başladı. Ne kadar samimi ve mütevazı cümleler. Bu cümlelerin verdiği hissiyatla başladım gezeteyi okumaya.

Gazete logosunun iki yanında bikiniyle poz vermiş iki güzel mankenimizin fotoğrafları var. Haber metinlerini okuyunca birisinin bineceği trenin özelliklerini, ötekisinin ise toplamda Dünya’yı dört kez turlayacak kadar uçmuş olduğunu öğreniyorum. Yanlız ikisinin de vücutları ideal ölçülerde. Formlarını nasıl koruyor bu mankenler acaba?

Logonun hemen altında ünlü bir komedyenimizin ailesiyle çıktığı tekne gezisinden, uzaktan çekilmiş birkaç fotoğraf. Resim altı yazısında ise teknenin ismi ve fiyatı yazıyor. İdrak edemeyeceğim bir para. Ama adamın o komedi filmi serisi çok seyredilmişti. Kazanmıştır tabii bu kadar para. Yanlız ben bu arkadaşı bekar zannediyordum. Evlenmiş iki çocuğu olmuş. Maşallah.

Ön sayfanın tam ortasındaki manşet haber ise resme kabiliyetli ama özürlü olan bir vatandaşımızın azminden bahsediyor. Gerçekten de insanın gözlerini yaşatacak bir azim hikayesi. Hepimize örnek olsa keşke. Sayfanın geri kalanında küçük puntolarla yazılmış yedi farklı haber daha var ama pek ilgimi çekmedi onlar. Resim küçük olunca şeyapmadım pek. Sayfayı çevirdim.

İkinci sayfa: Gene o ünlü, güzel ve zengin arkadaşların günlük hayatlarında ne yaptıklayla ilgili haberler. Bu üç kriterden en azından ikisine sahip bu arkadaşlardan biri ekolojik mahalle pazarına gitmiş, biri arkadaşlarıyla tekneyle öbürü sevgilisiyle Yunan Adaları’nda tatildeymiş. Tabii aşk ve evlilikle ilgili son durumları da bu sayfada. “Ülkem ne kadar güzel ne kadar dertsiz” dedim kendi kendime. İnternetten takip ettiğim medyada bunları hiç görmüyorum ben normalde. Bu sayfayı okuyunca gözüm gönlüm açıldı.

Üçüncü sayfa: Sayfa başında bir katliam haberi; adamın biri cinnet geçirip ailesini taramış. Ölenlerin ve zanlının vesikalık resimleri bir de daha büyük boy olarak omzundan yaralanmış başka biri. Omuzdaki kan buzlanmış ama bildiğimiz kan revan işte. Bu resim olmasaydı olayın ciddiyetini kavrayamayabilirdim. Bir de bu haberi yazan arkadaşın bu kadar kısa süre içinde ölen ve öldürülenlerin seceresini çıkartabilmiş olması, hatta geçen hafta neler konuştuklarını falan öğrenmesi büyük bir gazetecilik başarısı bence. Helal olsun.

Aynı sayfanın yarısını kaplayan bir kare içinde bir özel okul hakkında açıklamalar var. Yalnız bu karenin sağ üst köşesinde bir not dikkatimi çekti: “Bu bir ilandır.” Haa yani reklam… Bu uyarı yerinde bence; çünkü bu karedeki metin ve fotoğraflar o kadar düzgün ve profesyonel ki, ben haber olarak okumaya başlamıştım.

Bu sayfanın içinde ayrıca uzun yılardır gazetecilik yapan bir yazarın köşe yazısı, altında da bir kayıp çocuk haberi var. Hoop, bu sayfa da bitti.

Dördüncü sayfaya kadar geldim ama, misal Birgün Gazetesi’ni okurkenki gibi içimi afakanlar basmadı hala. Yazıları okurken, resimlere bakarken kafam yorulmuyor, haberleri öğrenince içim kararmıyor. Ben neden okumamamışım bu gazeteyi önceden?

Evet, dördüncü sayfa: Gene bikini, manken ve şirin çocuk resimleri var burada. “En güzel çocuklar” isimli bir sütuna anne babalar çocuklarının fotoğraflarını göndermiş. Sanırım biz okuyucular da en güzelini seçip bir “maşallah” diyoruz burada. Ha bir de benim bazen sosyal medya paylaşımlarında gördüğüm hayvan ve bebek komiklikleri de var bu sayfada.

Yan sayfa komple bir mağaza zincirinin tanıtımına ayrılmış. Bu hafta ordan kozmetik ürünü alırsam kaç para ödeyeceğimi öğreniyorum. Evet fena değil fiyatlar. Sahibi başkanın oğlunun arkadaşı mı neydi. Adamlar vatandaşı düşünüp, hep ucuz fiyata satıyorlar ama millet değerini bilmiyor ki bu mağazanın. Sürekli bir karalama, kötüleme. Yaranılmıyor bu halka.

Altıncı sayfa: Aaa gene o komedyen. Daha yakın plan fotolar var bu sefer. Haber metni çocukların babaya benzerliğine dikkat çekmiş. Hakkaten de aynı baba, maşallah. Sayfanın kalanı gene ünlü, güzel ve zengin vatandaşlarımız hakkında. Mesela Hürrem Sultan’ı oynayan arkadaş saçını siyaha boyatmış. Yakışmış valla. Eski bir manken de teknesinin üst katında güneşlenmiş. Fotoğrafta kendisi tam seçilemediği için gazete yuvarlak içine alıp, ok yardımıyla mankenin o kalabalıkta tam olarak nerede bulunduğu hakkında bana yardımcı oluyor. Herşeyi düşünüyor bu gazete, bravo.

Yedinci sayfada çok lezzetli ama kalorisi az yemek tarifleri ve gene o güzel arkadaşlar. Yanlız buradakiler bu arkadaşların sosyal medyada kendilerinin paylaştığı fotoğraflar. Bu gazete benim için sosyal medyayı da takip edip, kayda değer haberleri sayfasına getiriyor. Aslında artık sokağa çıkmadan, fotoğraf çekmeden de gazetecilik yapılabilir.

Sonraki üç sayfa ekonomi haberleri. Bir sürü sıkıcı tablo, takım elbise giymiş insan… Kim okur ki bu sayfaları? Benim hiç işim olmaz. Aaa bir dakika; şu köşedeki küçük kutucukta döviz kurları var. Euro geçen hafta bunun çok altındaydı. Yani benim cebimdeki para değer kazanmış. İyi valla. Yanlız Türkiye’de yaşayıp TL üzerinden para kazananlar bütçelerini nasıl denkleştiriyor acaba? Ama bizim halkımız güçlüdür, akıllıdır; her şeyin üstesinden gelir. Bu da komaz bize, en fazla teğet geçer.

Sonraki tam sayfa reklam. Daha sonraki emlak sayfası; hiç işim olmaz geçiyorum. Ondan sonraki sayfanın içeriğini tam anlamadım. Sağ sütun okuyucu şiirleri; emekli amcalar, teyzeler ne güzel dökmüşler duygularını. Büyük karede ise Mersin’deki bir arkeolojik kazıda bulunan 1700 yıllık bozulmamış bir büstün haberi. Gazete bu büstü “karizma” olarak nitelendirmiş. Romalılar karizmatik olur tabii. Diğer haberler; maganda kurbanı, kadın cinayeti, taksici dehşeti, kaza geçirmiş kedi. Tüm bunlar hergün tekrarlandığı için toplu halde üzerinden kısaca geçilmiş sanırım.

Sonraki politika sayfası. Politikacılar ne demiş, mecliste neler konuşulmuş vs. Ben bunları zaten sosyal medyada okumaktan bıkmışım. Bir sürü ciddi ve entellektüel laf. Pazar pazar hiç çekemem doğrusu.

Yan sayfanın büyük bir kısmı mehteran takımı kurmuş ev kadınlarına ayrılmış. Teyzelerin kıyafetlerini giyerken falan resimleri var. Ay çok tatlılar. Aa kedicikler de burda. Yirmi yıldır medyada ne güzel cilveleşip dans ediyorlardı. Meğersem ajanmış bunlar. Vay anasını! Hiç aklıma gelmezdi valla. Ne güzel din, iman, güzel ahlaktan falan bahsediyorlardı halbuki. Neyse ki devletimiz yakalayıp cezalarını verdi.

Bir sonraki sayfada ilk tüp bebeğin 39. yaşını kutladım, yabancı engelli arkadaşların azimlerine tanık oldum, bir de magazin dünyasının arka planda konuşulan dedikodularını öğrendim. Neler neler olmuş, hiç haberim yok ya.

Diğer sayfa TV programları. Hangi dizi, saat kaçta, kim kimi öpecek vs. E ama hepsi aynı anda yayınlanıyor, hangisini seyredeceğim ben şimdi? Sonra iki sayfa Resmi Gazete ilanları, daha sonraki dört sayfa satılık/kiralık ilanları derken çok şükür okunacak bir sayfa geldi: Cinsel sağlık sayfası. Haydar Dümen’in işi zor valla; amma da çok mektup gönderilmiş. Ne dertler var insanlarda, adam hepsini üşenmeden cevaplamış. Mesela 18 ve 23 yaşlarındaki bir çift eskiden günde 7 kez sevişirken bu sayı şimdi ikiye inmiş, bir sorun var mıymış. Dümen kibarca abartmamalarını tavsiye vermiş.

Sonraki üç sayfa futbol haberlerinden oluşan spor sayfası. Buradaki arkadaşlardan bazılarını ön sayfalarda da görmüştüm gerçi. Ama mesleklerinden ziyade özel hayatlarıyla ilgiliyim ben. o yüzden bu sayfaları da atlıyorum. Son sayfa gene komple reklam.

Gazete bitti diye üzülürken, bu gazetenin bir de pazar ve bulmaca eklerinin olduğunu farkettim. Güzel vakit geçirmeye devam edeceğim demek ki. Hem de sadece günde 1.25 TL’ye. Daha ne ister insan?

Ananakım medya ile devam

Fiziki olarak çıkan bir iki alternatif muhalif gazete var. Birkaç bin ya satıyor ya satmıyor. Renksiz, resimsiz, sıkıcı gazeteler. Hele haftasonu hiç çekilmiyorlar. Ha bir de bu gazeteleri okurken görüldüğünde seni “terörist” olarak benimseyen bir grup vatandaş var. Neme lazım, uzak durmak daha iyi.

Yanlız bu popüler ve anaakım yayınlarda anlayamadığım ya da bağlantı kuramadığım bazı durumlar var ama, neyse. Cahil ve kıt zekalı olduğumu belli etmemek için fazla soru sormasam iyi olur. Eğer tüm bunlara benim aklım erseydi şu an bir üniversite ya da bir devlet kuruluşunda yönetici falan olurdum. Ama bunun için bu üstün özelliklere sahip ailerle kan bağım olması gerekiyor. Yani yöneticilik yeteneği ve zekası akrabalık yoluyla geçiyor. O yüzden bu kurumların giriş sınavlarını hep aynı soyadını taşıyan kişiler kazanabiliyor. Zorlamamak lazım.

Ben o gün o gazeteyi okuyunca farkettim ki; ekonomi ve demokraside parmakla gösterilen ülkeler haline gelmişiz, Dünya’nın üçüncü büyük havaalanını açmak üzereyiz, diğer ülkeler bizi kıskanıyor. Ayrıca iki yaz önce Dünya’ya demokrasi dersi vermiş bir ülkenin vatandaşıyım ben. Gurur duymayayım da ne yapayım?

Ana Akım Medya ne işe yarar?

1974 Ankara doğumlu ama 2 yaşından beri Istanbullu. Çocukluk ve gençliği cimnastik ve dans çalışmalarıyla geçti. 2000 yılından beri yoga yapıyor. 2002 yılında evlenip yurtdışına yerleşti ama bir ayağı hep Istanbul'da oldu. Çocuklardan sonra, Norveç'te hayalindeki işin eğitimini alma fırsatı geçti eline. Trondheim Üniversitesi'nde Medya Bilimi ve Görsel Kültür dalında lisans ve yüksek lisans okudu. İki yıl Zürih, 10 yıl Trondheim'da yaşadıktan sonra 2014 yazında eşinin memleketi Almanya'ya yerleşti. Şİmdi iki oğlu ve eşi ile sakin bir hayat sürmekte, ve Türkiye'nin Gezi Gençleri'nce yönetileceği çağdaş bir ülke olduğu hayalini kurmakta. // ENGLISH: Born in Ankara in 1974, moved to Istanbul at age 2. Spent lots of time with gymnastic and contemporary dance at early ages but last 15 years practices rather yoga. Married to an German man in 2002 and move to Zurich. Later lived 10 years in Norway/Trondheim and eventually settled down in Germany. Studied Media Science in Trondheim and finished master degree in 2012. Has two sons. Looking forward the days that Turkey is eventually leaded democratically by the Gezi youth.