Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Cumhuriyet Gazetesi

Cumhuriyet Gazetesi’nde ve Cumhuriyet Vakfı’nda yönetim değişti. “Gelenler” denilenler evet ulusalcı, genel olarak evet Kemalist ve tam olarak da Atatürkçüler. Peki, ne mahsuru var bunun? Hem “onlar” denilenler gelmediler; zaten oraların yerlisiydiler.

Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Cumhuriyet Gazetesi

“Cumhuriyet Gazetesi okumayız artık” diyenlere; Daha önce okuyor muydunuz ki? Haftada bir, ayda birkaç kez Cumhuriyet gazetesi alarak, Cumhuriyet Gazetesi okuru mu olunurmuş!

Efendim “yeni gelenler ulusalcıymış” Ne olmuş ulusalcı olmuşlarsa?

İlhan Selçuklar, Uğur Mumcular ulusalcı değiller miydi? Bu ülkenin zararına olan her şeye karşı ömürlerini harcayıp, ömürlerini feda etmediler mi? İşte gelenler onlar. Onların ruhu, aklı ve yüreğidir gelenler.

Hem “onlar” denilenler gelmediler; zaten oraların yerlisiydiler. Bir dönem gönderildiler, pasifize edildiler ve yok sayıldılar. İşte “gelenler” bu kişiler. Yani yerliler, yani Cumhuriyetçiler.

“Artık Cumhuriyet okunmaz” diyen ve “Cumhuriyeti ulusalcılar, Kemalistler ve hatta milliyetçiler ele geçirdi” diye düşünen, yazan ve söyleyenler, sizler “yeni gelenler” dediğiniz bu kişiler kadar; bu ülkenin hangi karanlığına, hangi hain işbirlikçiliğine ve hangi haksızlığına karşı duracak bir yaşam sürdünüz ki? Hangi bedelleri ödediniz ki? “Yeni gelenler” dediklerinin ömrü hapislerde, mahkeme salonlarında geçmiş ve kalemlerini onurlu bir vatandaşın kullanması gerektiği gibi kullanmış insanlardır.

Ayrıca son birkaç gündür yazılan bazı eleştirel yazıların bir kısmına bakıldığında “liberal solcular” ile ayrılıkçı “entelektüellerin” yine iş başı yaptığına; bu bağlamda Cumhuriyet’teki gelişmelerin oldukça doğru ve olması gereken şekilde gerçekleştiğine işaret etmektedir.

“Gelenler” denilenler evet ulusalcı, genel olarak evet Kemalist ve tam olarak da Atatürkçüler. Peki, ne mahsuru var bunun?

En azından Liberal solcu değiller.
En azından sol gösterip sağ vurmazlar.
En azından gerçek bir Türkiye ve gerçek bir Cumhuriyet sevdalıları.

Elbette gidenlerin, istifa edenlerin ve gönderilenlerin içinde gerçekten sağlam ve yararlı kişiler var. Ama nasıl geldilerse öyle gidiyorlar. Keşke içlerinden bazıları kalsaydı. Ya da ikna edilseydi. Ama takım olarak gelindi, takım olarak gidiyorlar. Bu işler biraz da böyle olur.
“Yetmez ama evetçi” solcu tayfası gidiyor. İçlerinde gerçekten bu yaftayı hak etmeyecek çok kişi ile birlikte. Olan budur.

Cumhuriyet, karanlığa karşı aydınlanmadır.

Yaşamalıdır. Onun için sen oku. Hatta mutlaka oku. Mümkünse okut.

Güya Cumhuriyet iktidardan yana tavır alacakmış. Çünkü iktidar mahkemelerince vakıf yönetimi el değiştirmiş…

Öncelikle bu bir önyargıdır. Cumhuriyet yaşamı boyunca iktidar gazetesi olmamıştır. Kurtuluşçu ve Kurucu irade hariç. Zaten o iradenin, yani Cumhuriyetin gazetesidir. Kendini de öyle tanımlıyor.

Peki sen aldığın aldığın herhangi bir beraat kararında ya da lehine çıkan herhangi bir mahkeme kararına “iktidarın mahkemesi” kararı diyor musun? Elbette doğrudur mahkemeler özgür ve tam bağımsız değildirler. Ama Cumhuriyet Vakfı davasında kararında bağımlı ve güdümlü karar verdiklerini nereden biliyorsun? Bir önceki liberal darbenin kararına ne diyorsun peki? Hani Kemalistlerin gittiği, liberallerin geldiği…

Bir ülkenin sağcı kalitesi ile solcu kalitesi arasında sıkı bir ilişki olduğu kesindir…
Bir ülkenin düzeni ve nesnel koşulları o ülkenin sağcı ve solcu profilini de etkiliyor ve bir anlamda düzeyini ve niteliğini belirliyor.

Cumhuriyet kurulduğundan beri içindeki liberal solcular tarafından bazı dönemler yalpalasa da bu dönemlerde dahi asla emek ve adaletten ve memleketten yana tavrını değiştirmemiş ama bazı zamanlar işbirlikçi liberal tayfa tarafından Devletçiliğinden, Cumhuriyetçilğinden, Aydınlanmacılığından, küçük ödünler vermek durumunda kalmıştır.

Yaşasın Cumhuriyet.
Yaşasın özgür, bağımsız, patronsuz Cumhuriyet gazetesi…

Sol ve sosyalist partilerin işi ve varlık nedenleri nedir?