Diyabet için kişiye özel beslenme tedavisi nedir?

Diyabet hastalığında kişiye özel beslenme nedir? Kişinin diyabet tipi, komplikasyon varlığı, kan glikoz kontrolünü sağlama durumu, laboratuar bulguları, verilen tıbbi tedavi, 24 saatlik veya üç günlük besin tüketimi, fiziksel aktivite düzeyi gibi birçok parametre değerlendiriliyor.

Diyabet için kişiye özel beslenme tedavisi nedir?

Diyabetten korunmak vücut ağırlığınızı kontrol edin

Son yıllarda yapılan birçok araştırma, şişmanlığın Tip 2 diyabete yakalanma riskiyle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Risk şişmanlık ile 7 kat, obezite ile 20 ile 40 kata ulaşabiliyor. Şişman bireylerin vücut ağırlığında sağlanan yüzde 7-10 kayıp ile Tip 2 diyabete yakalanma riski yarı yarıya azalıyor.

Düzenli fiziksel aktivite diyabeti önlüyor!

Fiziksel aktiviteyi arttırarak kasları çalıştırmak, hücrelerin insülin duyarlılığını arttırarak kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı oluyor. Hastalık Kontrol ve Koruma Merkezi (CDC), haftada 5 gün, en az yarım saat orta tempolu yürüyüşün Tip 2 diyabetin önlenmesinde etkili olduğunu belirtiyor.

Diyabetik beslenme önerileri:

Tam tahılları tercih edin: Tam tahıllar, posa/lif içeriği ile mideyi daha yavaş terk ettiği ve besinlerin bağırsaktan geçiş zamanını uzattığı için kan şekerinin daha yavaş yükselmesini sağlıyor.

Yağ tüketimine dikkat edin: Zeytinyağı başta olmak üzere, omega-3 yağ asitlerinin en iyi kaynağı olan balık ve diğer deniz ürünleri tüketiminin Tip 2 diyabet riskini azaltabileceği belirtiliyor.

Akdeniz Diyeti: Akdeniz diyeti, sebze, meyve, tam tahıllar, kuru baklagiller, yağlı tohumlar, bitkisel sıvı yağlar ve balık tüketiminin yüksek olduğu beslenme modelidir. Akdeniz diyeti ile posa, sağlıklı diyet yağları ve antioksidan alımı, Tip 2 diyabet riskinin azalmasında etkili olduğu belirtiliyor.

Diyabet hastaları nasıl beslenmeli?

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, diyabet hastalarının beslenmeleri hakkında şu önerilerde bulundu:

1- Yavaş yemek yeme: Sindirim ve emilim daha yavaş olacağından glisemik indeks düşebilir. Yiyeceğin yapısı ve yiyeceklere uygulanan işlemler: Pişirme sonucu glisemik indeks değişir. Meyve yerine meyve suyu verildiğinde kan glikozu daha fazla yükselir. Tahıllar un şeklinde tüketildiğinde glikoz yanıtı yüksektir.

2- Posa: Glikoz emilimini yavaşlatır, postprandial glikozun ani yükselmesini önler; mide boşalma süresini uzatır, guar gam ve pektin gibi posa kaynakları GİS hormonlarını etkileyerek kan şekerini düşürür.

3- Suda eriyen posa (elma, greyfurt, portakal, limon, birçok sebze, yulaf kepeği, kuru baklagiller) : Mide boşalmasını geciktirir, karbonhidratların sindirimini yavaşlatarak şekerinizin ani yükselmesini önler, bağırsak çalışmasını düzenler, kabızlığı önler, yüksek kan kolesterol ve trigliserid düzeylerinin düşmesine yardımcı olur.

4- Yağlar: Glikoz absorbsiyonunu geciktirirler. Haftada 2 porsiyon veya daha fazla balık tüketilmesi, n-3 çoklu doymamış yağ asitleri için gereklidir.

5- Tatlandırıcı kullanımı: Diyabet tedavisinde kabul edilebilir. Ancak her birinin avantaj ve dezavantajı bilinmeli ve bunlar dikkate alınarak kullanılmalıdır.

Enerji içeren tatlandırıclar: Fruktoz, sükroz, Sorbitol, Mannitol, Ksilitol

Enerji içermeyen tatlandırıcılar: Sakkarin, Siklamat, Aspartam, Asesülfam K.

Diyabet için kişiye özel beslenme tedavisi nedir?

Diyabet için beslenme tedavisi kişiye özel olmalı!

DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen Nebil Tok, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü vesilesiyle milyonlarca kişinin mücadele ettiği diyabet hastalığında beslenmenin önemine dikkat çekiyor.

Diyabetin tedavisinde beslenmenin vazgeçilmez bir bileşen olduğunun altını çizen Diyetisyen Nebil Tok, tıbbi beslenme tedavisini şu şekilde özetliyor:

Öncelikle kişinin diyabet tipi, komplikasyon varlığı, kan glikoz kontrolünü sağlama durumu, laboratuar bulguları, verilen tıbbi tedavi, 24 saatlik veya üç günlük besin tüketimi, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi, diğer hastalıkların varlığı ve tedavisi, beslenme davranışında yapması gerekecek muhtemel değişikliklere hazır olma durumu, motivasyonu gibi parametreler değerlendirilir.

Ardından beslenme tanısı belirlenerek beslenme davranışı ile ilişkili mevcut sorunlar saptanır. Beslenme tanısı gereksinime uygun olmayan karbonhidrat (KH) alımı, yağ alımının gereksinim düzeylerinden fazla olması, öğünden öğüne değişen KH alımı, glisemik indeksi yüksek besinlerin tüketim sıklığının fazlalığı şeklinde belirlenir. Tedavi hedefi bireyden bireye değişir.

Bazı bireyler için hedef kan glukoz kontrolünü sağlamak iken bir başkası için kan lipid profili kontrolünü sağlamak bir başkası için ise vücut ağırlığının kontrolünü sağlamak olabilir. Beslenme tanısına ve bireysel tedavi hedeflerine yönelik ulaşılabilir ve uygulanabilir hedefler ve spesifik davranışlar diyetisyen ve diyabetli birey tarafından birlikte belirlenir.

Tedavide besin tüketimi ile açlık ve tokluk kan glukozu sonuçları bu aşamada birlikte değerlendirilir. Tıbbi tedavide mevcut değişikliklere göre gerekirse öğün zamanı ve öğün içeriği yeniden planlanır.

Diyabet riski olan fazla kilolu bireyler kilo verdikçe risk azalıyor

Tedavinin en önemli bölümünü kişinin beslenme davranışını değiştirmesine odaklı beslenme müdahalesinin oluşturduğunu söyleyen Tok, prediyabetli veya diyabetli hastaya sunulan beslenme önerilerinin mutlaka kişinin bireysel gereksinimlerine, beslenme alışkanlıklarına, yaşam tarzına, gerekli değişiklikleri yapabilme yeteneğine ve değişime istekli olmasına uygun olması gerektiğinin altını çiziyor.

Hastaya verilecek beslenme öz yönetim eğitimiyle saptanan hedefe ulaşmanın kolaylaşacağını hatırlatan Tok, “Eğitim mutlaka öğün planlama yönteminin uygulanmasını destekleyecek, diyabet ve beslenme tedavisi konusunda bilgi ve uygulama becerisi kazandıracak içerikte olmalıdır” diyor. Tok, tıbbi beslenme tedavisine yönelik şu önerilerde bulunuyor:

  • Kilolu ve insüline dirençli obez bireylerde yüzde 5 civarındaki kilo kaybı bile insülin direncini azaltır. Bu nedenle, diyabet riski olan kilolu veya obez bireylere kilo kaybı önerilir.
  • Günlük KH alımını 130 gr’ın altında tutan düşük KH içeren diyetler önerilmez. Düşük KH’li diyetler, düşük yağlı diyetlerle benzer kilo kaybı sağlar, ancak LDL-kolesterol düzeylerini yükseltir. Düşük KH’li diyetlerin kısa süreli olan olumlu etkileri uzun vadede korunamamaktadır.
  • Vücut ağırlığının azaltılmasında ilaç tedavisi, yaşam tarzı değişikliği ile fiziksel aktivite kombine edildiğinde yüzde 5-10 oranında ağırlık kaybı sağlanabilir.
  • Tip 2 diyabet yönünden yüksek riskli bireylerde, yüzde 7 ağırlık kaybı sağlayacak; haftada 150 dakika düzenli fiziksel aktivite ile birlikte yağ ve enerji alımını azaltacak şekilde yaşam tarzı değişliklerini sağlamayı hedefleyen yapısallaştırılmış programlarla diyabet gelişme riski azaltılabilir.
  • Tip 2 diyabet yönünden yüksek riskli bireyler, her 1000 kcal için 14 gr diyet lifi tüketimi sağlamaları; tahıl alımının yarısını tam taneli tahıllardan karşılamaları konusunda desteklenmelidir.
  • Düşük glisemik yüklü diyetlerin diyabet riskini azalttığına dair yeterli veri yoktur. Ancak liften ve diğer önemli besin öğelerinden zengin, düşük glisemik indeksli besinlerin tüketimi önerilebilir.
  • Tip 2 diyabet yönünden yüksek riskli bireylere, şeker ile tatlandırılmış içecek tüketimini sınırlandırmaları için gerekli eğitim verilmelidir.
  • Tip 1 diyabetin önlenmesi ile ilişkili herhangi bir beslenme önerisi yoktur. Kohort çalışmalarında anne sütü ile beslenen çocuklarda tip 1 diyabet insidensinin daha düşük olduğu gösterilmiştir.

Gençlerde tip 2 diyabetin önlenmesi ile ilişkili spesifik öneri olmamakla birlikte, normal büyüme ve gelişmeyi sağlayacak ve koruyacak beslenme önerileri ile yetişkinler için etkili olduğu gösterilen yaklaşımlar uygulanabilir.

Diyabet için kişiye özel beslenme tedavisi nedir?

En yaygın görülen diyabet türleri hangileri?

Kan şekerini düzenleyen insülin hormonunun üretilememesi veya hücrelerdeki etkinliğinin azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan ve artmış kan şekeri düzeyleriyle tespit edilen kronik bir hastalık olan diyabetin en yaygın görülen türleri arasında Tip 1, Tip 2 Diyabet ve gebelikte ortaya çıkan gestasyonel diyabet yer alıyor.

Tip 1 diyabetli çocuklar ve yetişkinler, doktor ve diyetisyen kontrolünde uygulanan insülin tedavisi; beslenme tedavisi ve düzenli fiziksel aktivite ile sağlıklı bir yaşam sürdürebiliyor. Tüm diyabet vakalarının yüzde 90’ından sorumlu Tip 2 diyabette ise Tip 1 ‘den farklı olarak pankreastan insülin salınımı gerçekleşiyor, ancak insülinin karaciğer, kas ve adipoz dokudaki etkinliği azalıyor. Tip 2 diyabet, genetik yatkınlığın yanı sıra şişmanlık, hareketsizlik gibi yaşam tarzına bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor.

Gestasyonel diyabet ise ilk kez gebelik döneminde ortaya çıkan; genellikle beslenme tedavisi ve yaşam tarzı değişikliği ile kontrol altına alınabilen, gerekli durumlarda insülin tedavisinin uygulandığı diyabet türü olarak öne çıkıyor. Tedavi, izlem ve yaşam tarzı değişikliğiyle kontrol altına alınabiliyor. Ancak ihmal edilirse annenin ve bebeğin ileri yaşamda diyabete yakalanma riskinin yüzde 70-80 olduğu bildiriliyor.

Dünyada her 11 yetişkinden biri diyabetli

Uluslararası Diyabet Federasyonu 2015 yılı verilerine göre, 415 milyon bireyde yani 11 yetişkinden 1’inde diyabet hastalığı görülüyor. Bu rakamın 2040 yılında ise 642 milyona ulaşabileceği tahmin ediliyor. Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması-II (TURDEP-II) sonuçlarına göre, ülkemizde diyabet görülme sıklığı ise yüzde 13.7 oranında.

Küresel sağlık harcamalarının yüzde 12’sinden sorumlu olan bu önemli hastalık diğer birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Diyabetin ortaya çıkması ile birlikte sürekli normal değerlerin üzerinde seyreden kan şekeri, sinir sistemi, göz, kalp ve böbrek gibi organlarda akut ve kronik komplikasyonlara neden oluyor, bunun bir sonucu olarak da bu organların işlevlerinde önemli sorunlara yol açabiliyor.

Türkiye’de diyabet hastalarının sayısı 15 yılda üç katına çıktı!

2 yetişkinden 1’ine (yüzde 46,5) teşhis konulmamış yani hastalığını bilmiyor. Küresel sağlık harcamalarının yüzde 12’si yani yaklaşık 674 milyar dolar, bu hastalığa harcanıyor. Bu hastalığa yakalananların dörtte üçü (yüzde 75) düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkelerde yaşıyor. 542 bin çocuk hasta… Her 6 saniyede 1 kişi bu hastalık hayatını kaybediyor. Rakamlar biraz korkutucu değil mi! Bu rakamların temel nedeni çağımızın en sinsi hastalığı diyabet…

Geçtiğimiz 15 yılda Türkiye’de diyabet hastalarının sayısının neredeyse üç katına çıktığını ve 2013 yılında yaklaşık 7 milyona ulaştığını belirten Diyetisyen Nebil Tok; Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun 2035 yılı itibarıyla diyabet hastası kişilerin sayısının yaklaşık 12 milyona ulaşacağı öngördüğünü hatırlatıyor.

Diyabetin, vücudunuzda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumuyla gelişen ve ömür boyu süren bir hastalık olduğunu anlatan Tok; “Kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glikozu kullanamaz ve böylece kan şekeri değeri yükselir. Diyabet tedavisinin amacı kan şekeri düzeyinizi normal sınırlar içerisinde tutarak, kısa veya uzun dönemde oluşabilecek sağlık sorunlarını önlemek ya da geciktirmektir” diyor.

Diyabete iyi gelen yiyecekler hangileri?